Bir yandan “yargı bağımsız değildir” diyor, diğer yandan aynı yargının CHP’li belediye başkanları, parti yöneticileri ve seçilmiş temsilcileri hakkında yürüttüğü soruşturmaları peşinen doğru kabul ediyor.
Bir yandan “bu iddianamelerin tamamını okumadım” diyor, diğer yandan okumadığını söylediği dosyalardan kesin hükümler çıkarıyor.
Bir yandan “ben hukukçu değilim” diyor, diğer yandan yargı süreci devam eden dosyalarda mahkeme kararı varmış gibi konuşuyor.
Bir yandan “karşı dava açılsın” diyor, diğer yandan iftirayı, etkin pişmanlık baskısını, çıplak aramayı, ailelerle tehdidi ve siyasi operasyon düzenini görmezden geliyor.
Büyük bir çelişki olmasını geçtim, masumiyet karinesini de açıkça yok sayıyor.
Masumiyet karinesi, soyut bir hukuk ilkesi değildir. Hukuk devletinin, adil yargılanma hakkının ve tüm yurttaşların hukuk güvenliğinin temelidir. Bir kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı yoksa, hele ki o kişi siyasallaşmış bir yargı düzeninin hedefindeyse, “rüşvetçi”, “kirli”, “arınması gereken unsur” gibi ifadeler kullanmak hukukla da vicdanla da bağdaşmaz.
Bugün Sözcü TV yayınında CHP’li belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında iktidar yargısının iddiaları esas alınarak konuşulmuştur. Oysa aynı yargının Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala kararlarında siyasi saikle hareket edildiği kabul edilmektedir. Aynı yargı, diploma iptalinde siyasaldır; aynı yargı, Gezi’de siyasaldır; ama sıra CHP’li belediye başkanlarına gelince birden “itirafçı beyanı”, “banka hareketi”, “dava açılmadıysa kabuldür” denilerek dosyalar meşrulaştırılmaktadır.
En vahim cümlelerinden biri, “Bunlar siyasi dava değil” sözüdür. Türkiye’de yargı bağımsız değilse, iktidar yargı eliyle muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorsa, yalnızca CHP’li belediyelere operasyon yapılıyorsa, belediye başkanları tutuklu yargılanıyorsa, insanlar etkin pişmanlığa zorlanıyorsa, aileleriyle tehdit ediliyorsa, bu davalara “siyasi değil” demek iktidarın kurduğu hukuksuz zemini kabullenmektir.
“Dava açmıyorsa kabuldür” sözü de hukuken kabul edilemez. Ceza hukukunda ispat yükü suçlanan kişide değildir. Hiç kimse masumiyetini kanıtlamak zorunda bırakılamaz. Suç isnadında bulunan iddiasını kanıtlamak zorundadır. Hele ki itirafçı beyanlarının, baskı altında alınan ifadelerin, duyuma dayalı anlatımların ve siyasi operasyon dosyalarının tartışıldığı bir zeminde, “dava açmadıysa kabul etmiştir” demek hukuk devleti mantığını tersine çevirmektir.
Bu anlayışa göre, iktidar bir kişiye iftira atacak, yargı dosyası açacak, medya eliyle itibarsızlaştıracak, sonra da o kişiye “kendini akla” denilecek. Bu, masumiyet karinesi değil, siyasi linç düzenidir.
Kurultay sürecine ilişkin açıklamalar da aynı çelişkiyi taşımaktadır. “Ben bu davanın tarafı değilim” denilirken mahkeme kararının siyasi sonucu kabullenilmektedir. “Davayı ben açmadım” deniliyor, ama davanın yarattığı sonuç meşru görülüyor.
Hem bilmiyorum diyeceksiniz, hem dosyanın tarafı değilim diyeceksiniz, hem de CHP’nin seçilmiş yönetimini şaibe, kirlilik ve arınma kavramlarıyla hedef alacaksınız. Bunun adı tutarlılık değildir.
“Ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi hafızası açısından son derece ağırdır. Bu yaklaşımın ne sonuçlar doğurduğunu Türkiye geçmişte yaşamıştır. Siyasallaşmış yargı düzeninde dokunulmazlıkların kaldırılması, hukuk önünde aklanma zemini yaratmaz, muhalefetin yargı eliyle tasfiye edilmesinin kapısını açar. Bugün aynı hatayı yeniden savunmak, siyasal basiretsizlikten öte bir meseledir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ahlaki üstünlüğü, iktidarın iddianamelerine yaslanarak kendi yol arkadaşlarını suçlamakla korunmaz. Ahlaki üstünlük, masumiyet karinesini savunarak korunur. Ahlaki üstünlük, seçilmiş belediye başkanlarına, yöneticilere ve örgüte sahip çıkarak korunur.
Bugün bize düşen görev, iktidarın yargı operasyonlarına meşruiyet kazandırmak değildir. Görev, millet iradesine sahip çıkmak, seçilmişleri savunmak, hukuku ve demokrasiyi ayakta tutmaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde iradenin sahibi; kayyumla, mahkeme kararıyla, kapalı kapılar ardında kurulan siyasi hesaplarla belirlenmez.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde iradenin sahibi delegedir, örgüttür, üyedir.
1004 kurultay delegesi, noter onaylı imzalarıyla olağanüstü kurultay iradesini ortaya koymuştur. İstanbul delegeleri, hukuksuzca disipline sevk edilen delegeler ve Parti Meclisi’nden istifa edenler bakımından yapılan değerlendirmeler sonrasında dahi imza sayısı 830 olarak belirlenmiştir.
Tüzüğümüzün 48’nci maddesinin birinci fıkrası açıktır:
Genel Başkan; doğrudan, Parti Meclisi kararıyla ya da kurultay üye tam sayısının beşte birinin on beş günlük süre içinde noterden onaylı imzalarıyla yaptıkları başvuru üzerine olağanüstü kurultayı toplantıya çağırır.
Bu koşul sağlanmıştır.
Aynı maddenin beşinci fıkrası da açıktır:
Olağanüstü kurultay isteminde bulunan kurultay üyelerinin sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğunu sağlıyor ise gündeme güvenoyu ve seçim maddesi konulabilir.
Bu koşul da sağlanmıştır.
Artık tartışılması gereken konu, olağanüstü kurultayın yapılıp yapılmayacağı değildir. Tartışılması gereken konu, butlan yönetiminin tüzüğün açık hükmünü ve kurultay delegelerinin iradesini daha ne kadar geciktirmeye çalışacağıdır.
Ortada seçilmiş delegelerin noter huzurunda ortaya koyduğu açık, tartışmasız ve güçlü bir irade vardır. Bu irade yok sayılamaz, bekletilemez, bahanelerle boğulamaz.
Sürekli vurguladığımız gibi, tedbir kararı da olağanüstü kurultayın önünde engel oluşturmaz. Tedbir kararı, kurultay delegelerinin tüzükten doğan hakkını ortadan kaldırmaz.
Bir mahkeme kararıyla parti yönetimine oturup, ardından “kurultay yapamıyoruz” demek, Partimizin demokratik işleyişine, tüzüğüne ve delegesine direnmek anlamına gelir.
CHP’de görevler atamayla, icazetle, yargı eliyle dizayn edilen süreçlerle kalıcı hale getirilemez. CHP’de görevler sandıkla alınır, sandıkla yenilenir, sandıkla sona erer.
Delegelerin noter onaylı imzası derhal işleme konulmalı, olağanüstü kurultay kararı alınmalı ve süreç Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na taşınmalıdır.
Kurultaydan kaçmak, delegeden kaçmaktır.
Delegeden kaçmak, örgütten kaçmaktır.
Örgütten kaçmak, seçmenden kaçmaktır.
Butlancı yalanları:
“İhraç yetkimiz var ama istifayı kabul etme yetkimiz yok.”
“Olağan kurultay takvimi belirleme yetkimiz var ama olağanüstü kurultay tarihi belirleme yetkimiz yok.”
“Kurullarda tedbir var, kararın kesinleşmesi gerekir; tüzükte tedbir kararı yok, yine de eski tüzüğü dikkate alıyoruz.”
“Tasfiyeci anlayışta değiliz ama milletvekillerini ihraç etmeye kalkıyoruz.”
“Partinin kurumsallığını korumak zorundayız ama 5 kişi kalsa da Parti Meclisi çalışır.”
“Seçime girebiliriz ama kurultay yapamayız.”
Ak Parti tarafından “Butlan” atanan mazbatasızlar CHP’de Genel Başkanlık yapamazlar…
Erdoğan iktidarının devamı için görevlendirilen butlan yönetimi, 9 milletvekilimizi hukuksuz bir şekilde disipline sevk etmek istemektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin onurlu ve mücadeleci tarihinde, demokrasiye ve örgüt iradesine sahip çıkanlar gururla anılacaktır. İradeyi gasp edenler, korkuyla ve baskıyla yol yürüyenler ise utançla hatırlanacaktır.
Bizler, baba ocağını teslim almaya çalışanlara karşı örgütün sesini, üyelerimizin iradesini savunmaya devam edeceğiz. CHP, Saraydan icazet alan, Saraya payanda olanların değil; bedel ödeyerek mücadele edenlerin partisidir.
Milletvekillerimizi, millet seçti ancak millet görevden alır. Atanmışlar bu partide paralel CHP oluşturamazlar.
Bu darbe püskürtülecek ve CHP’yi atanmışlar değil seçilmişler yönetecektir.
Ak Parti tarafından “Butlan” atanan mazbatasızlar CHP’de Genel Başkanlık yapamazlar…
Erdoğan iktidarının devamı için görevlendirilen butlan yönetimi, 9 milletvekilimizi hukuksuz bir şekilde disipline sevk etmek istemektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin onurlu ve mücadeleci tarihinde, demokrasiye ve örgüt iradesine sahip çıkanlar gururla anılacaktır. İradeyi gasp edenler, korkuyla ve baskıyla yol yürüyenler ise utançla hatırlanacaktır.
Bizler, baba ocağını teslim almaya çalışanlara karşı örgütün sesini, üyelerimizin iradesini savunmaya devam edeceğiz. CHP, Saraydan icazet alan, Saraya payanda olanların değil; bedel ödeyerek mücadele edenlerin partisidir.
Milletvekillerimizi, millet seçti ancak millet görevden alır. Atanmışlar bu partide paralel CHP oluşturamazlar.
Bu darbe püskürtülecek ve CHP’yi atanmışlar değil seçilmişler yönetecektir.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci (@gulciftci), @goksugoksel'e konuştu:
"Bizi biber gazıyla, plastik mermilerle, demir kapıyı AFAD'a kestirerek o binadan attılar. Bizler gerçek CHP'lileriz. Biz o binadan çıkardık, yüreğimizin bir kısmını o binanın bahçesine bıraktık. Biz kendi partimizi almak üzere çok güçlü bir şekilde olağanüstü kurultay diyoruz"
Gelişmeler gün boyu canlı blog sayfamızda ➡️ https://t.co/ZBFP6X3nRN
Otobüs kaldıracak imkanımız yok.
Sosyal medya hesapları kapatıldı.
SMS atmak için dahi daha sistem kuramadık.
Tek güvencemiz halk…
Cumartesi
14.00
Güvenpark
Gezi, bu toprakların vicdan terazisidir.
Dün o terazide adalet arayanların kararlılığı neyse, bugün demokrasiyi ve sandığı savunanların iradesi de odur.
Bugün, tam 13 yıl sonra, yine aynı çizgideyiz.
Ne bir adım geri, ne bir cümle eksik…
Boyun eğmeyenlere…
Direnenlere…
Mücadele edenlere selam olsun.
Makamlar sizin, sokaklar, parklar, meydanlar bizim!
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, bayramın dördüncü günü örgütümüzle, partililerimizle, vatandaşlarımızla bayramlaşıyor.
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark
Efeler diyarı İzmir, hazır mıyız?
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Cumhuriyet’in kalbi İzmir’de olacak.
Demokrasinin, özgürlüğün ve millet iradesinin sesi bir kez daha güzel İzmir’den yükselecek.
Tüm İzmirlileri omuz omuza olmaya davet ediyoruz.
🗓️ 26 Mayıs Salı
🕗 12.00
📍 Cumhuriyet Meydanı
Dün bir milattı.
Bugün saraya ve onun işbirlikçilerine karşı mücadelenin ilk günü.
Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde yürümeye devam edeceğiz.
Bu güzel ülkeyi hukukun, adaletin ve demokrasinin ışığında yeniden ayağa kaldıracağız.