İnsanı zorla günaha sevk ediyor bu toplum.
Sonra başına bi haller gelince soruyor insanlar bu benim başıma neden geldi diye. Yaptıklarınıza, yaptırdıklarınıza bir baksanız...
Akdeniz’de henüz bir donanma ile karşılaşmadınız. Sivil botlara saldırırken bile tir tir titrediniz. Karada, Gazze’de yenildiniz. ABD’nin yağdırdığı milyarlarca dolarla sivillerin üzerine havadan saldırma dışında bir numaranızı görmedik. Havanız da bir gün tükenecek. IDF, bir balondur.
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Dindarlık ve takvâ ölçüsü dışında kimsenin diğerine üstünlüğü yoktur. Bir kimsenin ağzı bozuk, edepsiz ve cimri olması, kötülük adına yeter.” (İbn Hanbel, Müsned, 4/158)
Taha Sûresi 20/132)
“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et...”
“Onlardan sonra, namazı terk eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi.
Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.”
(Meryem Sûresi 19/59. )
Nişanlılıkta unutulmaması gereken ölçüleri hatırlayalım:
1. Nişanlılar, nikâh olmadığı sürece Allah katında iki yabancı gibidir. Birbirlerine karı koca gibi davranmamalıdır.
2. Evlenince söylenmesi gereken sözler şimdiden tüketilmemelidir. "Seni çok seviyorum!" cümlesi abartılı kullanılmamalıdır.
3. Saatlerce konuşarak ve sürekli buluşarak muhabbetin düzeyi bozulmamalıdır. Duygu yüklü konuşmalar evlendikten sonraya bırakılmalıdır.
4. Nişanın atılma ihtimali de düşünülerek ciddiyet her zaman muhafaza edilmelidir. Soğuk olunmamalı ama rahat da davranılmamalıdır.
5. Ayet hadis paylaşımıyla dikkat çekmekten öte Kur’an ve sünnete uygun yaşayarak örnek olunmalıdır.
6. Tanıma ve ikna süreci gerçekleştikten sonra nişanlılık süresi çok uzatılmadan nikâha geçilmelidir. Süre uzadıkça laubalilik oluşur ve problemler artar.
Allah, nişanlı kardeşlerimizi, şeytanın fitnelerinden korusun ve günaha düşmeden nikahlanmayı onlara kolay kılsın.
🗣️ Suriye-Ceyşul Fetih'in eski liderlerinden Şeyh Dr. Abdullah Muhaysini:
“Arap devletlerinin en güçlüsü Suudi Arabistan. İslam'ın nükleer gücü Pakistan. Yükselen sanayi ve askeri güç Türkiye.
Ümmetinin kendisini koruyan ve düşmanlarını caydıran bir güç inşa ettiğini görmek bir Müslümanı ne kadar da mutlu ediyor.
Umarız bu anlaşma İsrail'i, İran'ı ve müslüman diyarlarına kötülük dileyen herkesi caydıracak bir ittifakın çekirdeği olur.”
Kadıköy'de doğup büyüdüğünü belirten 87 yaşındaki kadın, sokaktaki çıplaklığı sert bir dille eleştirdi:
➖ Rezillik çok var burada. Bacak bacak üstüne atıyor, buraya kadar açık.
➖ Vallahi billahi beddua ettim ya kıza, "Ayıp ya" dedim.
➖ Yanında sevgilisi, televizyonda röportaj mı yapıyorlar ne?
➖ Buraya kadar açıklık olmaz, karşıyım bu kadar açıklığa.
➖ Müslüman insana o kadar açıklık yakışıyor mu? Biz Müslümanız, karşıyım o kadar çok açıklığa.
➖ Vallahi billahi sokakta kızları görüyorum; buraya kadar açık, olmaz!
➖ Bir gün iki kız konuşuyor, bütün her tarafı meydanda!
➖ Karşılarında iki adam konuşurken onlara bakıyorlar, birbirleriyle bir şey konuşuyorlar. Olmaz ki!
➖ Ben İstanbul'da, Kadıköy gibi bir yerde doğdum, büyüdüm.
➖ Bisiklete de bindim, denize de girdim ama bu kadar açık giyinmedik biz.
➖ Bizim zamanımızda bu kadar açıklık yoktu oğlum, yoktu!
🎥 IG/ biparantez
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri'nin hanımına yazdığı ibretlik mektup
Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri 1115 (m. 1703)'de Erzurum'un Hasankale kasabasında doğdu. Küçük yaşta amcası ile birlikte Tillo'ya giderek İsmâil Fakîrullah hazretlerine talebe oldu. Ondan icazet aldıktan sonra Erzurum'a döndü. İstanbul'a gelerek Sultan I. Mahmud ile görüştü. 1195 (m. 1781)'de vefât etti. Tillo'da, hocası İsmâil Fakîrullah hazretlerinin kabrine yakın defnedildi.
İbrahim Hakkı hazretleri İstanbul'da iken, Erzurum'daki hanımına yazdığı mektup ibret vericidir:
İzzetli, hürmetli, muhabbetli, hakikatli, hatırlı, gönüllü, hizmetli, sabırlı, ma'rifetli, akıllı, gayretli, şefkatli, güzel yüzlü, şirin sözlü, melek huylu, çelebi kollu, nazik elli, ince belli, şirin yıldızlı, oğlumun annesi, gönlümün canânesi, inci danesi, hatunum ve kadınım Züleyha Hanım huzuruna: Candan selâmlar ve gönülden dualar edip ol mülayim hatırın kat kat sual ederiz; Allah'ın birliğine emanet veririz.
Benim küçük kadınım, benim âşık paşam, benim gözüm, benim sırdaşım, benim dervişim, benim emektârım, ne keyiftesin, ne haldesin, ne demdesin, neylersin, nişlersin, iyi misin, hoş musun?
Allah, mu'inin olsun. Hak Teâlâ canına sağlık, gönlüne hoşluk versin. Rabbim seni bana bağışlasın; bir dahi dünya gözüyle görüşmek müyesser eylesin, âmin.
Aceb cihanda senin gibi var mıdır? Hiç fikrimden gitmezsin, böylece ayan gönlümde durursun. Benim nazik âşıkım, senin için her yerde dualar ediyorum. İnşaallah tez vakitte avdet edeyim, seninle diz dize verelim de güzel dualar ve kitaplar okuyalım.
Bir küçük kız gördüm hemen sana benzettim, selam-sabah ettim, sesi dahi sana benzerdi. Senin hatırın için sokak ortasında yarenlik edip ahvalini sordum. Bir ihtiyar annesi varmış hasta, ona ekmek götürürmüş. On akçe para verip sevabını sana bağışladım. Allahü teâlâ senden razı olsun, zira ben senden yer gök dolusu razıyım.
Allah Şeyh Osman'ı (oğulları) bize bağışlasın, âmin ya Erhamürrahimîn, dahi ben kimsenin fikrinde ve hayalinde değilim. Bu muhabbetnamem boş gelmesin deyû bir bürüncük gömlek irsal olundu, şimdilik ma'zur olsun. İnşallah va'demiz tamamında Padişah efendimizden destur alırız ve gelip size kavuşuruz. Sizinle ol kadar çok sözlerim vardır ki bir ay yazsam tükenmez...
Kanuna göre 18 yaşından küçüklerin kendi rızalarıyla evlenmesi yasak, ama kendi rızalarıyla zina yapmaları, evlilik dışı ilişkiye girmeleri serbest. Böyle saçmalık olur mu! Oluyor. Evlilik suç, zina serbest. Yaşasın "aile yılı"! Diziler desen zaten her türlü suçu özendiriyor...
Gazzeliler sanki bu çağa ait değiller!
Yaklaşık üç yıl boyunca molozların altında kalan şehitlerinin naaşlarını, neredeyse hiçbir imkân ve ekipman olmadan tek tek enkazın altından çıkardılar.
Ardından erkekler şehitlerinin naaşlarını omuzlarında taşırken, acıyla yoğrulan kadınlar da evlerinin pencerelerinden ve balkonlarından üzerlerine çiçekler yağdırarak onları son yolculuklarına uğurladı.
Belki de Gazze halkı gerçekten bu çağa ait değil.
Çünkü bu çağ sürekli şikayet eden, unutan, terk eden ve duyarsızlaşan bir çağken, onlar, en ağır acıların içinde bile vefayı, sadakati, zerafeti ve insanlığını korumaya devam ediyor.
"Bir kadın
- Beş vakit namazını kılar,
- Ramazan orucunu tutar,
- İffetine sahip çıkar,
- Ve kocasına itaat ederse
ahirette ona şöyle denir:
Cennete dilediğin kapıdan gir."
Hadis-i Şerif.
Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel, 1661.
Bütün dünya Y.hudi terör örgütü İsrail'e mühimmat gönderirken Gazze'ye sadece kefen gönderen Müslüman idareciler, hesap gününde Allah sizi affetmesin, Resullah size şefaat etmesin, her şehit sizden davacı olsun..!
Görev ve sorumluluk üzerindeyken asıl meseleleri dert edinmeyip emekliliği geldiğinde konuya yalandan göz kırpan bürokratlardan nefret ediyorum.
Bütün meselelerin altında basiretsiz idareciler var. Bu vebal iki cihanda yeter hepinize