Eski Manisa valisiydi.
"İtibardan tasarruf olmaz" diyenlere....
Yıllar önce,İzmir ile Çeşme arası seyahat eden bir minibüsü,polis kimlik kontrolü için durdurur.
Ayakta seyahat eden bir bey'in kimliğine bakan polisler dona kalır.
İçışleri Bakanlığı tarafından verilen kimlikte,"Bilecik Valisi" yazmaktadır.
İlk şaşkınlığı atlatan polisler,
-"Sayın valim sizi biz götürelim"
teklifinde bulunsalar da;
-"Teşekkür ederim. Tatildeyken, devletin aracına binmem"
yanıtını alırlar.
Görev yaptığı,Bilecik, Erzincan, Manisa illerinde sabahları makama yürüyerek giden, Ankara'ya valiler toplantısına kendi biletini alarak otobüsle giden,gazeteci Saygı Öztürk'ünde ağabeyi,emekli vali Refik Arslan Öztürk vefat etti.
Mekanın cennet olsun...
Ekrem İmamoğlu'na helal olsun.
Parası var
Malı var, mülkü var.
Akp ile anlaşıp,
2 ay sonra dışarı çıkabilirdi.
Kapağı dünyanın herhangi bir yerine atabilir, mis gibi yaşayabilirdi.
Neredeyse 2 yıldır yatıyor
Ne zaman çıkacağı da belli değil.
SENİ CUMHURBAŞKANI YAPMAK
BU MİLLETİN SANA BORCUDUR
İMAMOĞLU
Bu devletin en liyakatli evlatlarından biri olan, tanımakla iftihar ettiğim Kadriye Kasapoğlu, iki kez gözaltına alındı. 4'er günden 8 gün ağır koşullarda evinden ayrı kaldı. Devamında tutuklandı. Bakımına ihtiyaç duyan evladından 11 ay uzak kaldı. Bugün tahliyesinin ardından tutuksuz savunmasını yaptı. Silivri'deki tarihi savunmanın özellikle son bölümü herkes tarafından okunmalı...
Kadriye Kasapoğlu:
"20 yıllık devlet memuru Kadriye Kasaoğlu: İlk gözaltına alındıktan sonra 13 yaşında o zaman, bugün 14 yaşında olan oğlumla yaşadığı travma sebebiyle birlikte uyumaya başladık. Aradan tam bir ay geçti ve yine bir ev dolusu polisle oğlumun koynundan alındım bu sefer. Ve evden çıktığım, oğlumu tek başına 13 yaşındaki çocuğu evde bıraktığım eve yaklaşık 11 ay sonra dönebildim. Bu çocuğumun eğitim hayatındaki en eşik yılı olan LGS dönemini şu anda telafi edemiyoruz. Anne yoksunluğunu yaşadığı, anne yoksunluğunu telafi edemiyoruz. Annesinin yaşatılan hukuk yoksunluğunu telafi edemiyoruz.
Sayın Başkanım, ben devlet kurumlarından başka bir yerde çalışmadım iş yaşamım boyunca ve devlet kurumlarındaki saygınlığı, hassasiyeti, sorumluluğu en derinlerinde yaşayan biriyim. Bize de şöyle öğretildi: "Devlet anneyi korur, devlet çocuğu korur, devlet kadınını korur, devlet kendisine 20 yıl pırıl pırıl hizmet etmiş pırıl pırıl bir memurunu korur."
Ben dünyanın en çalışkan Özel Kalem Müdürü olduğumu iddia ediyorum. Çünkü böyle iddialarınız yoksa da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışamazsınız. Ama tüm bunlara rağmen size güvenmek istiyorum Sayın Başkanım; sizin haklının hakkını haklıya vereceğinize dair içimde bir umut besliyorum.
Savunmam bu kadar kısa ama haklılığım 4000 sayfa kadar, iddianameniz kadar eder. Dolayısıyla bu çok güvendiğim dağlar kadar haklılığım, Türkiye Cumhuriyeti Devlet'inin bir hukuk devleti olmasına olan kalan inancım, sizin vicdanınız ve istisnasız her gece dua ettiğim ilahi adaletle beraatimi, adli kontrolümün kaldırılmasını ve arkamda oturan kadın arkadaşlarımın bir an önce evlatlarına ve ailelerine kavuşmasını diliyorum, istiyorum"...
🔴 Veli Ağbaba, çocukluk arkadaşına, yeğenine, danışmanına ve ağabeyine eziyet edildiğini belirterek,
“İlk defa içimi dökmek için huzurlarınızdayım.
Bu, siyasi bir hesaplaşmadır. Aileyle uğraşılır mı? Bana tek bir somut suç kanıtı göstersinler, kendimi vururum.” dedi.
(…) Unutmadım mesela “ucube” diyerek yıkılan heykeli, “güvenli internet” maskesiyle yasaklanan siteleri, “bomba” gibi toplatılan basılmamış kitapları.
Ramazan programı yaptırılan Huysuz’un zamanla nasıl ekranlardan kovulduğunu, şarkılar söylerken ilk aşkı yaşadığımız festivallerin nasıl kaybolduğunu, çocukluğumuzun çizgi film karakteri Piglet bir domuz diye artık gösterilemez olduğunu gördüm...
Saldıray Abi gibi bir rolü artık televizyonda izleyemeyeceğimi, Haydar Dümen gibi bir yazarı artık gazetede okuyamayacağımı, Olacak O Kadar’ın artık hiç olamayacağını anladım...
2012’deki “Çocuklara içki verildi” haberi bir kurguydu. Aynı ekip benzer operasyonu “Gezi’de camide bira içtiler” yalanıyla sürdürdü. Soruşturmalar sessiz sedasız kapandı ama önce AVM’lerde içki tanıtımı dönemi sona erdi. Sonra Meclis’ten çıkan yasa ile alkollü içecek reklamı yasaklandı. Çocuk da kutsal da kaldıraç olarak kullanıldı, öğrendim...
Saraylarda ağırlanan şarkıcıyı da tanıdım, hakkımı savunduğu için sürgüne gönderilen sanatçıyı da. “Yasaklarla mücadele edeceğiz” diyen de “iki ayyaşın çıkardığı yasa” diyen de aynıydı, duydum.
İçerileri yazmıyorum bile. Özel yasayla hücrede tecritteyken aynı yasanın diğer maddesiyle tahliye edilen tecavüzcülere dahi tanık oldum.
Şimdi dansözler ancak daha kapalı elbiselerle ve özel izinlerle çıkabiliyor ekrana. “Fethullahçı değil Nurcudur” diye soruşturması kapatılanlar, ünlü market zincirini alıp alkol reyonunu kapatıyor. Gittiğin barın kapısı, izlediğin oyuncunun rolü, dinlediğin şarkının sesi kısılıyor. (…)
Milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun özgürlüğünü elinden aldınız. Şimdi de sesinin ulaşacağı yolları bir kez daha kapatıyorsunuz.
X hesabına yeniden getirilen erişim engeli, ifade özgürlüğüne yönelik sansür politikalarının bir kez daha devreye sokulduğunu gösteriyor.
Bir hukuk devleti, hesap kapatarak değil; hukuku işleterek ve temel hakları güvence altına alarak ayakta kalır.
Benim ilk ifadeye çağırılışım ancak Uğur'un ve Berkant abinin sayısızdır.
Gazeteciler yargı sopasına, soruşturmalarla susturma çabalarına, ifadeler gözaltılar ve tutuklamalara alışkın olduğu kadar dirençli de.
Her zaman olduğu gibi birlikte olacağız, gideceğiz ve ifademizi vereceğiz.
Korkutmaya çalışanlara cevabım: korkmuyorum BirGün benim, halk BirGün'ün arkasında.
Timur Soykan: "Bir salonu dolduramayan CHP var bakın, İstanbul gibi 16 milyonluk bir kentte bir salon dolduramayıp figüranlara mecbur kalan bir CHP var.
Gerçekten, 103 yıllık partiyi, Atatürk'ün kurduğu 103 yıllık partiyi 2 ayda perişan ettiler.
Dünya siyaset tarihinde yoktur, salonu dolduramadığınız için figüranlarla iş yapıyorsunuz, ondan sonra da gidip bağımsız gazeteleri karalamaya çalışıyorsunuz."
CHP'nin rozet töreninde salonda bulunanların en az 200'ü sahte figüran CHP'li ile dolduruldu.
Kılıçdaroğlu'nun rozet töreni için 950 TL’ye cast ajanslarından tutulan figüranlar arasında Mısırlı, Özbekistanlı göçmenler, atanmayan öğretmenler, öğrenciler vardı.
Arka bahçelerde slogan provası yaptırıldı. 50 kişiye CHP Gençlik Kolları yeleği giydirildi.
Not: Haberi yalanlayan herkese alandan fotoğrafımı bırakmak istiyorum. Destekleyen herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
A101'DE SKANDAL OLAY!!! BU PEYNİRDEN YEDİYSENİZ SAĞLIK KURULUŞUNA BAŞVURMANIZI TAVSİYE EDİYORUZ.
Bir takipçimiz anlattı: A101'den aldığı Tahsildaroğlu peynirinde Listeria çıktı, kanser hastası takipçimiz zehirlendi.
"A101'de satılan Tahsildaroğlu peyniri nedeniyle zehirlendim. Kanser hastasıyım.
Alo 174'e şikayet ettim. Marketten alınan numunede çok ölümcül Listeria bakterisi tespit edildi. Tahsildaroğlu'na ceza kesildi.
11 gün sonra, ardışık lot, aynı gün paketlenmiş ürünü "Haftanın Yıldızları" olarak piyasaya sürdüler.
Covid'den 30 kat daha tehlikeli bir bakteri. Binlerce insan risk altında. 90 gün kuluçkada kalıyor."
Bu videoda eşi tarafından şiddete uğradığını gördüğünüz kişinin ismi “Derin Deniz”. Kendisi 2,5 yıldır eşi tarafından düzenli olarak dövülüyor. Hamileliği boyunca dahi bu şiddet devam ediyor. Küçücük kız çocuğu, babası annesini döverken kanlı ellerine ve yüzlerine şahit oluyor…Ankara'da yaşayan Derin'in tek isteği sesini duyurabilmek..El birliğiyle, Derin hayattayken hep birlikte sesi olalım, kardeşimizi yalnız bırakmayalım.
Ticaret Bakanlığı, Tarım Bakanlığı’na adeta kayyum atanmış. Geçen sene soğanlar tarlada kaldı, uyardım yapmayın seneye bunun acısı çıkar dedim ve nurtopu gibi bir soğan krizini kucağımızda bulduk. İyi seyirler
Herkese Merhaba, geçtiğimiz perşembe gününün ilk saatlerinde, yaşadığım bölgeden sorumlu jandarma birliği tarafından, BirGün gazetesinin bir paylaşımında okuduğum, "Kanuni Sultan Süleyman şakası nedeniyle ceza alan komedyen" haberi üstüne yaptığım yorumum gerekçe gösterilerek, "halkı alenen kin ve düşmanlığa teşvik" suçlamasıyla gözaltına alındım. Cep telefonuma ve kimliğime el konuldu. Cep telefonumun şifresini orada ve o dakikada verdim. Gözaltı işlemlerimin ardından İstanbul Emniyet Md. götürüldüm. İlk alınışım ve serbest bırakılışım arasında bana toplam dört kere sağlık kontrolü yapıldı. Gözaltı sürecim boyunca -bakış dahil- hiçbir kötü muameleye maruz kalmadım. "Çağlayan Adalet Sarayında" alınan savcılık ifademde, temmuz ayı boyunca paylaştığım tüm sosyal medya mesajlarım önüme bir klasör halinde konuldu ve bunların, bana isnat edilen suçun unsurlarını taşıdığı söylendi. Ailemden aldığım eğitim; mesleğim ve mesleğimin yapılış ve sahneleniş prensipleri nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa teşvik etme" suçu işleme imkânım olmadığını, bu suçlamayı reddettiğimi ve mümkünse suçlamalarına başka bir kulp bulmalarını rica ettim. Ardından tutuklanma talebiyle nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesine gönderildim. Kısa süren yargılanmam ardından, yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsi cezasına çarptırıldım. Bilgisayar kullanmadığım ve cep telefonuma el konulduğu için sonrasında haliyle kimselerle iletişim kuramadım. Arayanlara, soranlarla çok teşekkür ederim. İstemeden sebep olduğum, aile büyüklerimin akan gözyaşları ve iç sıkıntıları dışında hiçbir üzüntüm yoktur. Tüm paylaşımlarım istisnasız X hesabımda durmaktadır, duracaktır, yenileri paylaşılacaktır, dolayısıyla susmam ve susturulmam mümkün değildir. Evlâtlarımız ve ülkemiz için aydınlık bir gelecek talebi hapsedilemez. Sevgilerimle.
🔴 Haluk Levent'ten Akın Gürlek'e
📌 Benim alacak-verecekli olduğum Yüksel Ersoy ile, onun mekanında ne konuşmuş olabilirsiniz? Ardından gözaltına alındım
📌 Akın Gürlek, Yüksel Bey'e ulaştı ve benim hakkımda suç duyurusunda bulunmasını istedi, muazzam bir kumpas
📌 "Sayın Bakan, size adliyede 'ekber' lakabını takmışlar, o kadar korkuyorlar. Unutmayın, sizden büyük Allah var!
📌 Özel mesajları Yeni Şafak gazetesinden Burak Doğan'a servis ediyorlar, devletin güvenliğini yok ettiniz
📌 Bugünden sonra gün yüzü göremeyeceğimi biliyorum, bin yıl bile yatırırsanız yatırın, yapmazsanız namertsiniz
https://t.co/ar0WBnHoqS
Timur Soykan: "Diyanet İşleri üç katlı villa yaptırmış arkadaşlar. O üç katlı villaya da Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş taşınacakmış. Bunların lüks tutkusu bir türlü bitmiyor. Dünya malında gözü olmaması gereken adamlar lükse doyamıyorlar.
Ali Erbaş'ı hatırlıyorsunuz, ayak ısıtmalı son model makam araçlarına binmeden duramazdı. Şimdi bu da Diyanet adına yapılan üç katlı villaya taşınacakmış.
Bir kere de 'Bu adaletsizlikle ülke yönetilir mi? İnsan hakkına, kul hakkına girilir mi? Yolsuzluk yapılır mı?' deyin kardeşim."
Milyonların cumhurbaşkanı adayının özgürlüğü elinden alınması yetmiyormuş gibi fotoğrafı yasaklandı, sesi yasaklandı, resmi hesapları yasaklandı.
Savunma hakkı elinden alınan Ekrem İmamoğlu'nun sosyal medya hesaplarına bir kez daha erişim engeli getirildi. Düşüncelerini paylaşması engellendi, onu destekleyen ve ona inanan milyonlarla arasına duvar örülmek istendi. Bu bir hukuk kararı değil, açık bir susturma girişimidir.
Adalet, sesleri kısarak değil; hukuku ve temel hakları herkes için eksiksiz güvence altına alarak sağlanır.