I genuinely think a lot of millennials are reaching the same conclusion at the same time.
We grew up watching technology make life better every year. Cell phones. iPods. Smartphones. An app for everything. It felt like the future was arriving right in front of us, and we couldn’t wait for what came next.
Then somewhere along the way, it changed.
Everything became a subscription. Social media became algorithms. Every day feels like another once-in-a-lifetime event. The things that were supposed to save us time somehow ended up demanding more of our attention than ever.
We were sold convenience.
What we got was a world that feels faster, louder, more expensive, and somehow less human.
And that’s why so many people I know dream about a completely different life now. Not more technology. Not more optimization.
Just a quiet job, a flip phone, a small town, and a place where life feels real again.
Türkiye'nin son 30 yılından geriye kalacak dense, akla ilk gelenlerden biri de "Ya Sev ya Terk et" sloganı olacaktır herhalde.
Terk etmemek için neyin sevilmesi gerektiği ayrı bir konu:
* Hukuksuzluklar mı?
* Çöken akademi ve çağdışı temel eğitim mi?
* Betondan yığınlarla dolu çirkin şehirler mi?
* Ahlaki çöküntü mü?
* Seçme ve seçilme hakkının gasp edilmesi mi?
* Ormansızla��ma, kıyı şeridinin işgali, çölleşme ve kuraklaşma mı?
* Sürekli pompalanan şiddet ve nefret kültürü mü?
* Yüksek enflasyon, düşük ücretler, emekli maaşları mı?
* Sıradan suç işleyenler elini kolunu sallayarak sokaklarda dolaşırken, cezaevlerinin masumiyet hakkı bile gözetilmeden siyasi "suçlularla" doldurulması mı?
* Vasıfsız ve liyakatsiz insanlar parti ilişkileriyle dört-beş maaşa bağlanırken, en nitelikli insanların işsiz dolaşması mı?
* Bir kuruş vergi vermeyen holdingler dururken dolaylı, dolaysız vergi yükü altında ezilme mi?
Liste uzar gider. Bu işin "sevme" yanı, bir de "terk etme" yanına bakalım.
Aziz milletim, bu bir işkence duyurusudur.
Benimle birlikte çalışmaktan ve İstanbul'a hizmet etmekten başka suçları olmayan, haklarında en ufak bir delil olmayan tutsaklara sistematik olarak işkence ve kötü muamele yapılıyor.
Özellikle kadınlara bu zulüm yapılıyor. Ailelerinden uzak cezaevlerine yollanıyor, 1 metre karelik kafeslerde kelepçeli aç susuz 7/8 saatlik yollara götürülüyor, yerlerde yatırılıyor, pislik içinde hücrelerde tutuluyorlar.
Bu işkencelerin neden yapıldığını çok iyi biliyoruz. Bu kumpası planlayanların elinde hiçbir delil yok, herkesi baskıyla, şantajla, tehditle, işkenceyle "iftiracı" yapmak istiyorlar. Kendi düştükleri çukurdan bu şekilde çıkabileceklerini düşünüyorlar.
Bu zulmü tüm milletimiz bilsin, duysun, paylaşsın. Bu kadınların, bu annelerin, bu çocukların ahı bu kötülüğü yapanların, ortak olanların, sesini çıkarmayan herkesin boynuna.
Senin bir yüzükle çıktığın bu yolda, yurt içinde, yurt dışında hesabını zerresi için bile veremeyeceğin tonla leken varken benim üç nesildir biriktirdiğim varlığıma, işime ve emeğime göz koyuyor; namusumuza, haysiyetimize söz ediyor, evlatlarımın geleceğini gasp ediyorsun. Bütün bunları bir avuç niteliksiz insanla yapıyorsun. Bu işin içinde olan herkes kirlidir.
Ben milletime söylemiştim ve uyarmıştım. Diplomama el koyan bu akıl, sizin malınıza, namusunuza, mülkünüze çöker ve her türlü gaspı, tecavüzü yapar. Milletçe bu kötülüğün karşısında olmalıyız. Milletime çağrımdır. Millet büyüktür.
Bir çağrım da yargı mensuplarına. Yüce Türk Yargısının namuslu, ahlaklı, milletine hizmet aşkı yaşayan on binlerce savcısına, hakimine haykırıyorum. Siz ayağa kalkmalı ve bu Türk yargısını perişan eden, bizi bütün dünyaya rezil eden, itibarımızı yerle bir eden bir avuç meslektaşınıza tedbir almalısınız. Yüce Türk Yargısına güveniyorum. Sessiz kalamazsınız, kalmamalısınız.
Son olarak AK Parti’de görev yapan ve iktidar ittifakı olan tüm siyasilere sesleniyorum. Bu olaylar partilerimizi, siyasi ideallerimizi aşmıştır. Artık süreç sizin aileleriniz başta olmak üzere milletimizi ilgilendirmektedir. Sesimizi çıkarmak günü gelmiştir.
Bu topraklarda “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye bir söz olmaz, olmamalı. Herkesin “bana dokunmayan yılan dahi, bu topraklarda barınamaz” diyerek sesini yükseltmesini diliyorum.
Milletimiz büyüktür. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.
Vatandaşlık bilgilerimiz çalınıyor, üç kuruşa satılışa çıkarılıyor.
Hukuk sistemi komple tıkanmış. Af diye bir kavram, kader mahkumu diye bir laf var.
Kadınlar güpegündüz metroda, sokakta tacize uğruyor, tacizciler serbest bırakılıyor. Mağdur şikayette bulunurlarsa adresini öğrenen sapığın kapısına dayanması an meselesi.
Daha da fecisi ortaya çıktı ki, iş artık çocuklara kadar inmiş. Onlar bile emniyette değil.
Børsen - the iconic Old Stock Exchange - is on fire💔
Completed in 1625 by King Christian IV Børsen is one of ��🇰's most iconic Renaissance buildings. It caught fire this morning & firefighters are still working to control it. Still unknown how much of the building still stands.
Bende de böyle bir saçmalık mevcut Tayvan’a girerken. Kapıda vize için belge doldururken bir anda cep telefonunu aradaki camın altından geçirip fotoğrafımı çekmişti memur arkadaş. Sırtta çanta arkada asma tavan hepsi vize aldı benimle, balık suratım da bonus. @hasansoylemez
Eski pasaportumda böyle bir vize var. Hem de Amerika vizesinin arka sayfasında. Moritanya’ya çölden giriş yapmıştım, kapıda bu tiple fotoğrafımı çekip vizeye yapıştırdılar. Sizin pasaportunuzdaki en saçma fotoğrafınız veya ilginç vize hangisi :)
Yerel seçimde gidip yine ampüle basacaksın işte biliyoruz. Sonra yine helallik sonraki seçim yine ampül. İçinden çıkmaya çabalamadığınız bir kısır döngü ölene kadar değişmeyen bi süreç bu sizin için. NPC olarak geldiğin bu hayatta sana başarılar.
TLDR: Gitmeyin.
Uzungöl’ün sağdakine benzer halini görebilmiş şanslılardan biri olarak söylemek isterim ki gitmek isteyen varsa hala şu noktada, fotoğraftakinden çok daha kötü gerçek hali.
Temmuz ayına harika bir giriş, mis gibi yaz havası, müthiş bir ortam. Bir ay aralıksız güneş görünce tanrılar hemen cezayı kesmiş. Şort tshirt üzerine yağmurluk ile devam.
Neresinden alıntılasam bilemedim ama tamami ile aynı düşüncelere sahibim. Ankara'ya her gittiğimde uğradığım yerlerden biri kampüs bunca sene geçmiş olmasına rağmen mezuniyetim üzerinden. Belki daha iyi eğitim veren okullar vardır şu anda ama ODTÜ kültürü başka hiçbir okulda yok.
Kampüsüyle, kültürüyle, öğrencileriyle, hocalarıyla, gelenekleriyle, zorluklarıyla insanı değiştiren bir okul ODTÜ. Zor mu, fazlasıyla. Saçmalıkları var mı, sayamayacağım kadar. Ancak ülkedeki diğer üniversitelerle karşılaştırmak lazım.
Biri demiş bini de böyle düşünüyordur eminim, insanların çoğu özellikle de orta doğu civarlarındakiler vasat bile değil rezalet bir kafa yapısına sahip maalesef
Biri bana "modern dilenci" demiş. Ben emeğimi satarak para kazanıyorum. Bağış yapmak isteyen çok insan oldu ama kimseden karşılıksız bir ücret kabul etmedim, mutlaka ürün yollamam gerektiğini söyledim ya da kumbara hesabımıza yönlendirdim. Ben dilenci değilim.
@aklingozu_7yy Sapiens’te Yuval Noah Harari açıklamış durumu:“Christians and Muslims who could not agree on religious beliefs could nevertheless agree on a monetary belief, because whereas religion asks us to believe in something, money asks us to believe that other people believe in something”
@voiceofhellas Danimarka için de https://t.co/xVpypKdNAZ şöyle bir site var, yerel dil aranmıyor denmiş. Ayrıca linkedinden de bir headhunter’a ulaşıp avrupada iş bulma imkanı da fazlası ile var direkt şirketlere başvurmaktan daha kolay ilerliyor süreç.
Ya terk edin şurayı ülkede korna bile çalan yok, sessiz sakin her yer. Görgüsüz embesiller! Güzel Türkiye’mizi bok ettiniz bari buralara rahatsızlık vermeyin. Gidin Trabzon’a Konya’ya hava atın arabalarınızla, oralarda seviyorlar sizi.
İlk gün şnorkel ile yürüyüşe katılan bir gevşek heriften kapsülü tutup geri atabilecek seviyelere geldiğim günler… Kağıt üstünde yaşlandık belki ama gezi ruhunu, o enerjimizi hala saklıyoruz içimizde.
#Gezi10Yaşında#GeziDirenişi10Yaşında#OylarKemalKılıcdaroğluna