vapurda digerleri: suyun rengi cok güzel bogaz cok güzel istanbul harika
biz: cruise gemilerini skim suzer plaza yok olsun galataportun amk peninsula kapansin
Bilgi Üniversitesi tekrar açıldığına göre bize de anı olarak koskoca ülkenin Erdoğan’ın elinde oyuncak haline geldiği, tek bir imzayla her şeyin bir anda değişebileceği gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmiş olmak kaldı.
KOKO İSTER MİSİN mi…… kadıda herhangi bir mekanda şu soruyu duyan tek bir insan evladı varsa tüm semti kapatın gidelim. hazırlık öğrencileri 200 lira aşağısına bira içebilmek için tarantulada sıra bekliyor amk
kadıköy’de gerçekleştirilen ve yüze yakın kişinin birkaç haftadır tutuklu olması sonrası bu hafta bazı mekanların mühürlenmesine kadar giden operasyonların artık yalnızca hukuki değil, doğrudan siyasi yönlerini tartışmak gerek.
çünkü burada mesele kamuoyuna ısrarla yansıtıldığı şekilde yalnızca bir “uyuşturucu operasyonu” değil.
zira müdafi olarak takip ettiğimiz soruşturma dosyalarında ve müvekkillerimizin anlatımlarında ortaya çıkan tablo; mevcut bir suçun tespit edilmesinden çok, belirli mekanların ve belirli bir kültürel hattın hedef haline getirildiğine işaret ediyor.
özellikle “güven alımı” adı altında yürütülen uygulamalarda; sokakta tanışılan kişilerin saatler boyunca sistematik biçimde yönlendirildiği, yoğun psikolojik baskı altında bırakıldığı ve çoğu zaman alkollü haldeyken “yasaklı madde temini” yönünde ısrarla zorlandığı görülüyor.
daha da vahimi; müvekkillerin aktarımlarına göre mekan isimleri doğrudan kolluk tarafından verilerek kişilerin özellikle o mekanlara yönlendirildiği, kullanım veya temin eylemlerinin belirli mekanlar içerisinde gerçekleştirilmesinin beklendiği anlaşılıyor.
yani ortada yalnızca bir suç tespiti değil, belirli mekanları dosya içerisine dahil etmeye dönük özel bir yönlendirme bulunuyor.
tam da bu nedenle mesele yalnızca bireysel ceza sorumluluğu değil; mekanların ve bütün bir kültürel çevrenin kriminalize edilmesi meselesi.
çünkü ceza hukukunda kolluğun görevi suç yaratmak değil, mevcut bir suçu ortaya çıkarmaktır.
kişiyi yoğun yönlendirme ile suç işlemeye sevk eden yöntemler; hem “ajan provokatör yasağı”, hem adil yargılanma hakkı, hem de hukuk devleti ilkesi bakımından ciddi ihlaller yaratıyor.
aihm’in texeira de castro / portekiz ve ramanauskas / litvanya kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere devlet, suçla mücadele adı altında kişiyi suça yönlendiremez ve sonrasında bu süreci cezalandırma mekanizmasına dönüştüremez.
oysa bugün ortaya çıkan tablo tam olarak bu:
önce manipülasyona açık kişiler üzerinden belirli mekanlarla ilişki kuruluyor,
ardından gizli kayıtlarla dosya oluşturuluyor,
sonrasında ise mekanlar kriminalize edilerek mühürleniyor.
üstelik operasyonların önemli kısmının görüntü kayıtlarından haftalar hatta aylar sonra yapılmış olması da ayrıca düşündürücü.
eğer ortada acil bir kamu güvenliği tehdidi varsa neden müdahale için aylar bekleniyor? (bu arada mekanlara ait kamera kayıtları da silinmiş oluyor)
bir diğer hukuk garabeti ise mekan girişlerine ilişkin yaratılan fiili sorumluluk rejimi.
girişlerde görevli kişilerin üstünü arama yetkisi yok.
bu yetki ancak kanuni şartlarla kolluk tarafından kullanılabilir.
dolayısıyla devlet bir taraftan “içeri madde sokuldu” diyerek mekanları hedef alırken, diğer taraftan hukuken uygulanması zaten mümkün olmayan bir denetim yükümlülüğünü işletmelerin üzerine yıkıyor.
tam da bu nedenle bugün kadıköy’de yaşananlara “uyuşturucuyla mücadele” başlığı altında bakmak mümkün değil.
mesele yıllardır yaratılmaya çalışılan kültürel hegemonya projesinin bir parçası olarak okunmalı.
özellikle son dönemde gençlik üzerindeki kültürel yönlendirme çabalarının toplumda karşılık bulmadığı artık çok daha görünür hale geldi.
nitekim geçen gün gençlerin habersiz biçimde götürüldüğü akp gençlik kolları etkinliğine ilişkin görüntülerde ortaya çıkan reaksiyonlar bile; genç kuşakların yaratılmak istenen kültürel hatta sanıldığı ölçüde teslim olmadığını açık biçimde gösterdi.
tam da bu nedenle bugün kadıköy gibi alternatif kültür alanlarının yoğun olduğu bölgelerde gerçekleştirilen operasyonların politik arka planı ayrıca tartışılmalıdır.
çünkü operasyonların yöneldiği mekan profiline bakıldığında; uzun yıllardır anadolu yakasının alternatif müzik, sol/sosyalist kültür ve bağımsız sosyal yaşam alanlarıyla ilişkilendirilen mekanlar öne çıkıyor.
oysa kadıköy’de herkesin bildiği başka bir gerçeklik daha var: