Filistinli çocukların İsrail hapishanelerinde yaşadıkları, artık yalnızca tanıklık değil; uluslararası raporların da kayda geçirdiği ağır bir insanlık suçudur.
Save the Children’ın araştırmaları, çocukların İsrail askeri gözaltı sisteminde şiddet, tehdit, aşağılama, aç bırakma ve kötü muameleye maruz kaldığını ortaya koyuyor.
BM raporlarına yansıyan ifadeler ise tabloyu daha da karanlık hâle getiriyor: zincirlenen, gözleri bağlanan, hukuki güvenceden mahrum bırakılan ve köpeklerle korkutulan Filistinli tutuklular…
Bir çocuğu esir almak zulümdür.
Bir çocuğu aşağılamak insanlığın çöküşüdür.
Bir çocuğa işkence eden düzen ise hukuk değil, terör üretir.
Bu zulüm kayda geçti.
Ve bu utanç unutulmayacak.
BREAKING:
Israel is dropping bombs on tents full of civilians in Khan Younis — in the middle of the night as families sleep.
There is no refuge left in Gaza.
İnsanlığın yüz karası Siyonizm vahşete devam ediyor.
‘İşgal ordusundan bir Siyonist asker, bir Filistinli çocuğu infaz etti.’
📍Batı Şeria - Filistin
🎥 29.06.2026”
🚨 SON DAKİKA:
👉Çok güzel haber, Ancak Netanyahu kimseyi dinlemez takmaz.
Birleşmiş Milletler, Gazze'yi resmi olarak soykırım bölgesi ilan etti ve İsrail'in çocukları ve bebekleri kasten hedef aldığını belirtti.
Bu sonuca varmaları tam üç yıl sürdü.
Çinli bir sanatçının gizli arşivi sayesinde, Doğu Türkistan'da kamplarda tutulan Uygur Türklerinin köle işçiliğe zorlandığı görüntüler ortaya çıktı. Lütfen paylaşarak sesleri olalım.
#EastTurkestan#DoğuTürkistan #Urumçi
Israeli soldiers beat a Palestinian teenager in the West Bank until he fainted amidst his mother's screams for help. 🇵🇸💔
Don't normalize this,
Don't stop sharing this.
🌍DÜNYA'YA Yayalım❗️
İsrail'in Danimarka Büyükelçisi bu videonun yayılmasına tepki gösterdi:
O zaman bizede paylaşmak düşer
Hadi bunu dünya çapında viral hale getirelim.
Katil İsrail ateşkesi ihlal etmeye devam ediyor.
Deyr Belah'ta bir aracı vuran soykırım ordusu, yardıma koşanları görünce bir kez daha saldırı düzenledi.
3 Filistinlinin yaşamını yitirdiği acımasız saldırıyı Gazze'deki tek Türk televizyonu TRT görüntüledi.
‼️Elimiz Armut toplamıyor, sizde ses verin.!
Uluslararası medyada yer alan Reklam ve duyurulara göre,
Büyük bir LGBT kruvaziyer gemisi 8 Temmuzda İstanbul’a 5000 LGBT'li getiriyor..
Sayın yetkililerimizin bu kepazeliğe dur demesini millet olarak bekliyoruz..
Sayın @TC_icisleri@TCKulturTurizm@TC_istanbul@mustafaciftcitr@MehmetNuriErsoy@gul_davut
LGBT'YE DUR DEYİN..
5000 lanetli lgbtlinin ülkemize turist adı altında getirilmesi engellenmelidir.
Ahlak ve aileyi yıkan fuhuş, zina, lgbt gibi rezaletlere eğitim ve hukuk yoluyla engel olunmalı, yasak getirilmelidir.
Ahlaksızlık özgürlük değildir.
Ahlaksız turizm üzerinden kazanılan para haramdır.
Çifte Vatandaş olup da İsrail ordusunda askerlik yapan, İsrailin savaş ve soykırım suçuna iştirak eden kişilerin ülkeye dönüşte savaş ve soykırım suçuyla yargılanmasını , vatandaşlık haklarının sonlandırılmasını talep ediyorum!
Bunu Gazze'de yakılarak şehit edilen masumlara borçlusunuz! Şehit İsmail Haniyye'ye borçluyuz
@TBMMresmi
Rakamı veriyorum, lütfen dikkatle okuyun:
Geçtiğimiz yıl sadece İstanbul'da kuduz şüphesiyle hastanelere başvuranların sayısı tam 124 bin.
Türkiye genelinde ise bu rakam yarım milyona dayanmış durumda.
Yanlış okumadınız. Yarım milyon!
Burası Ganj Nehri kıyısındaki bir Hindistan kasabası değil. Burası Türkiye.
Fakat biz hâlâ sokaklarımızdaki sayıları 10 milyonu bulan başıboş köpeği, içi fena halde boşaltılmış, vıcık vıcık bir romantizmle tartışmaya çalışıyoruz.
KUZU PATLICAN MI?
Sürekli, ama sürekli bir "merhamet, çocuk, can, pati" edebiyatıdır gidiyor.
Sokaktaki köpeğe adeta kutsiyet atfedenlerin o devasa vicdanı; nedense o köpekler doysun diye her gün kesilip preslenen ve mamaya dönüştürülen kuzulara, tavuklara gelince anında sus pus oluyor.
Sormadan edemiyor insan:
Köpek "can" da, kuzu patlıcan mı?
Bir yırtıcıyı şehir ortasında yapay olarak ayakta tutabilmek için tonlarca çiftlik hayvanını katlediyorsun. Bunun neresi hayvanseverlik? Neresi ekolojik denge?
Geçiniz bu işleri.
Bu ikiyüzlülüğün dinde, ahlakta veya vicdanda zerre kadar karşılığı yok.
Mesele merhamet falan değil. Mesele devasa bir rant. Mesele "mama lobisi".
İşin daha da mide bulandırıcı tarafı, bu rant çarkının bizzat yerel yönetimler eliyle döndürülmesi. Belediyelerin her yıl milyarlarca lira akıttığı o devasa "sokak hayvanları için mama" ihalelerine bir bakın Allah aşkına. Şişirilmiş faturalar, adresi baştan belli ihaleler, sokaktaki hayvana zerre faydası dokunmayan ama kâğıt üzerinde tıkır tıkır dağıtılmış gibi gösterilen tonlarca mama... Sokaktaki köpeklerin üzerinden kurulan bu düzen, sözde hayvanseverlik maskesi altında alenen bir para aklama ve kaynak transferi mekanizmasına dönüşmüş durumda.
"AÇ KALMASALAR SALDIRMAZLAR" MASALI
Sokaklarımızdaki köpekler öyle Instagram paylaşımlarındaki gibi sevimli, fiyonklu süs köpekleri falan değil. Neredeyse tamamı Anadolu bozkırının devasa, korumacı çoban köpeklerinin kırmaları.
Doğal seleksiyon şehirde sadece en irilerini hayatta tutmuş. Bu hayvanların genetiğinde üst düzey koruma içgüdüsü var, alan savunması var, avlanma dürtüsü var.
"Aç kalmasalar saldırmazlar" edebiyatını acilen bırakın.
Bu işin açlıkla maçlıkla ilgisi yok, tamamen fıtrat meselesi. Sürü hiyerarşisiyle hareket eden bu hayvanlar yoldan geçen motosikletliyi de, parkta koşan çocuğu da tehdit görür. Önce göğsüyle çarpar, dengeni bozar, sonra da güçlü çenesiyle parçalar.
Gerçek budur.
Yol kenarlarında "çocuklara ayrı mama veriyoruz" diyerek köpekle insan yavrusunu eş tutan akıl tutulmasına ne demeli peki?
Bu apaçık bir cinnet halidir.
KAAN PROJESİ Mİ, BARINAK FONU MU?
Gelelim işin kimsenin yüzleşmek istemediği matematik ve ekonomi kısmına.
Lafı hiç dolandırmadan net rakamlarla konuşalım:
Tek bir köpeğin yem, veteriner, personel ve barınma dahil yıllık maliyeti 120 bin lira. Mevcut 550 bin barınak köpeğini hayatta tutmanın yıllık faturası tam 66 milyar Türk Lirası!
Daha çarpıcı bir kıyaslama yapayım size:
Savunma sanayimizin göz bebeği, millî muharip uçağımız KAAN projesinin bugüne kadarki tüm AR-GE, tasarım ve prototip üretim süreçleri için harcanan kaynak 90 milyar lira seviyesinde.
Yani her yıl, sadece mevcut barınak köpeklerine ayırdığımız bütçeyle neredeyse sıfırdan bir KAAN projesini finanse edebilecek muazzam bir millî kaynağı dipsiz bir kuyuya gömüyoruz. Birçok Afrika ülkesinin gayrisafi yurt içi hasılasından büyük bir paradan bahsediyorum!
Biz deprem yaralarını sarmaya, ekonomiyi toparlamaya çalışırken; senede iki kez 8 yavru veren ve o yavruların 1 yılda üremeye başladığı bu geometrik nüfus patlamasına hangi devletin bütçesi dayanır?
BATI BU İŞİ NASIL ÇÖZMÜŞ?
Hep "Batı standartları" deriz ya... Hadi gelin Almanya'ya bir bakalım.
Sihirbazlıkla mı çözmüşler bu işi? Hayır. Tamamen "acımasız" diyebileceğimiz kadar katı kurallarla:
BİR: Almanya'da köpek demek, vergi demektir. Tehlikeli bir ırk besliyorsanız devlete her yıl 1000 Euro'ya kadar vergi ödersiniz.
İKİ: Çipsiz, karnesiz, aşısız köpek gezdiremezsiniz. Sokakta "kimliksiz" tek bir hayvan bulunmaz.
ÜÇ: Köpeğiniz birini mi ısırdı? Yola atlayıp kaza mı yaptırdı? Ödeyeceğiniz "Schmerzgeld" (acı ve ıstırap tazminatı) ile ocağınıza kelimenin tam anlamıyla incir ağacı dikerler.
DÖRT: Sokağa, parka karton içinde dünden kalan yemeği veya mama koymak mı? "İyilik meleği" olayım derken yasadışı çöp atmaktan yüzlerce Euro cezayı yersiniz.
BEŞ: Otoyola başıboş köpek mi girdi? Trafiği ve insan canını tehlikeye attığı an vurulur. Barınak falan beklenmez. İnsan hayatı söz konusu olduğunda sistem bir saniye bile tereddüt etmez.
SONUÇ: LAFI UZATMANIN ALEMİ YOK
Şunu artık kafamıza sokalım:
Devletin asli vazifesi başıboş hayvanları beslemek değil; vatandaşının canını, malını ve huzurunu korumaktır.
Alttaki delik bu kadar büyükken havuzu durmadan suyla doldurmaya çalışmak, kısırlaştırma masallarıyla vakit kaybetmek popülizmden başka bir şey değildir. Doğaya ve topluma hiçbir getirisi olmayan yırtıcıları fıtratlarına aykırı daracık alanlara hapsetmek de hayvana yapılabilecek en büyük zulümdür.
Önümüzde sahte duygusallıkların, dijital dilencilerin ve mama lobilerinin değil; matematiğin, ekonomik gerçeklerin ve devlet aklının dayattığı tek bir rasyonel seçenek kalıyor:
Hayvanlar sokaklardan derhal toplanmalı ve sahiplenilmeyenlerin tamamı dünya standartlarındaki acısız yöntemlerle itlaf edilmelidir.
Aklın, bilimin ve vicdanın yolu budur.
Nokta.