Biz gücümüzü birilerinin sürekli şikâyet mektupları yazdığı Batı’dan değil, sadece ve sadece milletimizden alıyoruz.
Milletimiz bizim yanımızda dağ gibi durdukça inşallah biz de “durmak yok, hizmete devam” demeyi sürdüreceğiz.
Terörsüz Türkiye hedefimizle aramıza kimse giremeyecek.
Irak’tan Suriye’ye, İran’dan Lübnan’a kadar coğrafyamızda huzurun, barışın, ekonomik kalkınmanın egemen olmasını kimse durduramayacak.
Türkler, Kürtler, Araplar olarak bundan tam 839 sene önce Kudüs-ü Şerif’i Haçlılardan kurtaran Şarkın Sevgili Sultanı Selahaddin Eyyubi’nin ordusunda olduğu gibi kenetleniyoruz, omuz omuza veriyoruz.
Kardeşlik sancağı altında hepimiz tek saf, tek yürek, tek bilek oluyoruz.
Çok daha güzel günleri inşallah hep beraber göreceğiz.
Yeni ve sivil bir anayasa hedefi, Türk demokrasisinin rüştünü ispat mücadelesidir.
Millet egemenliğinin kalpgâhı olan Gazi Meclisimiz, her dönem ve her koşulda anayasa yapmaya ehildir, yetkilidir.
Fakat sahip olduğu siyasi çeşitlilik hasebiyle içinde bulunduğumuz dönem, bir anayasa teşebbüsü için belki de en ideal dönemdir.
Bu meclis, Türkiye’nin millî ve hayati meseleleri söz konusu olduğunda müzakere ve uzlaşma kapasitesinin sağlamlığını zaten göstermiştir.
Bilhassa “huzura, demokrasiye, kardeşliğe kalkan 467 el” ile sivil siyaset, vesayetin ördüğü psikolojik duvarları yıkmış, ön yargıları tuz buz etmiştir.
Bunu Türk demokrasisi adına, milletimizin gelecek umutları adına tarihî bir kazanım, büyük bir başarı olarak görüyoruz.
Temennimiz, bu başarının gündelik çekişmelere kurban edilmeden Türk siyasetinde yeni bir dönemin müjdecisi olmasıdır.
12 Eylül darbesinin lider kadrosu darbeden yıllar sonra adalet önünde hesap vermiş, yargılanmış, mahkûm olmuştur.
Ancak yürürlükteki anayasa, müellif olarak onların imzasını taşımaktadır.
Milletimiz buna ne layıktır ne de razıdır. Türkiye, bu ayıptan mutlaka kurtulmalıdır.
Milletimizin yeni bir anayasa özlemi üretilmiş korkuların, vehimlerin esiri haline getirilmemelidir.
Anayasanın yürürlükteki ilk dört maddesiyle ilgili tavrımız zaten bellidir.
Bölgemizin ateş çemberine dönüştüğü bir ortamda Terörsüz Türkiye çabaları, Türkiye’nin hasımları üzerinde caydırıcı bir etkiyi şimdiden uyandırmış, Türkiye’nin gücüne güç katmış, bölgemizde yeni bir rüzgâr estirmiştir.
Terörün ya da terör örgütlerinin Türkiye’yi bölmesi, parçalaması hiçbir zaman mümkün değildir fakat terörün ve terör örgütlerinin Türkiye’nin enerjisini heba ettiği, Türkiye’yi oyaladığı, Türkiye’nin kaynaklarını tükettiği açıktır.
Ama bugün terör bitme noktasına gelmiş, terör saldırıları sona ermiş, terör örgütü de kendisini feshetme, silahlarını bırakma kararını açıklamıştır.
Çerçeve yasanın çıkarılması konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinde 467 kabul oyuyla sergilenen tarihî mutabakat aziz milletimizi, Türkiye’nin dostlarını sevindirirken hiç şüpheniz olmasın ki Türkiye’nin hasımlarını üzmüş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır.
Bu vesileyle ilk günden itibaren ortaya koyduğu dirayetli, kararlı ve cesur duruşla Terörsüz Türkiye sürecine büyük destek veren Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye bir kez daha partim, ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.
Sürecin kazasız belasız bugünlere gelmesinde çok kıymetli katkıları olan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Grubuna aynı şekilde teşekkürlerimi iletiyorum.
Gerek Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda gerekse çerçeve yasanın kabulünde yapıcı tutum sergileyen siyasi parti gruplarına da teşekkür ediyor, desteklerinin bundan sonra da devam etmesini bekliyorum.
Türkiye’nin millî menfaatlerinde, milletimizin her bir ferdini ilgilendiren konularda siyaset tam bir mutabakat zemininde buluşabilmelidir.
Biz buna “iç cephenin tahkim edilmesi” diyoruz.
Biz buna “Büyük Türkiye Mutabakatı” diyoruz.
Geçen sene yaşadığımız üzücü hadiseler sebebiyle okullarımızın güvenliğini artıracak ek önlemleri uygulamaya koymuştuk.
Kabine Toplantımızda hem bunları tekrar gözden geçirdik hem de alınabilecek ilave tedbirleri görüştük.
Bu vesileyle geçen hafta Manisa Turgutlu’da meydana gelen menfur olaydan etkilenen çocuklarımıza tekrar geçmiş olsun diyor, tedavisi devam eden üç evladımıza Rabb’imden acil şifalar niyaz ediyorum.
Yine dün Osmaniye’de yeğeni tarafından katledilen öğretmenimize Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.
İnsanlığa karşı suç işleyenler, 74 bin Gazzeli kardeşimizin kanını dökenler, Lübnan’dan Suriye’ye bölgemizde terör estirenler hukuk önünde hesap verene kadar duruşumuzu asla bozmayacak; hakkı haykırmaya, hakikatleri söylemeye cesaretle devam edeceğiz.
Bugün geçmişe kıyasla daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var; bugün geçmişe kıyasla istikbaline daha umutla bakan, etrafına güven aşılayan, dostlarının güven duyduğu bir Türkiye Cumhuriyeti var.
En önemlisi de bugün içeride bin yıllık kardeşlik hukukunu tekrar tesis eden, dışarıda komşularıyla tekrar kucaklaşan bir Türkiye Cumhuriyeti var.
Büyük düşünen, büyük adımlar atan, büyük hedefler belirleyip o hedeflere azimle ilerleyen bir devletiz; Allah’ın izniyle bu yolu sonuna kadar sabırla yürüyeceğiz.
Bizim kırmızı çizgimiz aziz milletimizdir. Milletimiz söz konusu olduğunda da tavrımız bellidir: Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız.
Hele hele başkaları gibi hak yiyenleri savunma yoluna asla gitmeyiz.
Aramızdaki fark işte budur.
Sermaye piyasalarımızda yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
Ekonomi kurmaylarımız, diğer sorumlu birimlerimizle koordinasyon içinde yoğun bir mesaiyle çalışmaktadır.
Biz de ilgili arkadaşlarımızla istişare halinde gerekli adımların atılmasını süratle temin ediyoruz.
Türkiye, bugün 2 trilyon dolara yaklaşan bir ekonomik büyüklüğe sahiptir.
Türkiye’nin finansal sistemi güçlüdür.
Yaşanan sorun, fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana gelmiştir.
Finansal sistemimize sirayet etmiş herhangi bir risk mevzubahis değildir.
Türk sermaye piyasası dayanıklıdır, temelleri sağlamdır, bu sınamanın üstesinden rahatça gelecek kapasiteye de hamdolsun ziyadesiyle sahiptir.
Her kim aksini iddia ediyorsa Türkiye borsasına, Türkiye ekonomisine, Türk halkına çok büyük bir haksızlık yapmış olur.
Muhalefet figürleri dâhil hiç kimsenin sırf siyasi mevzi kazanmak uğruna ekonomimize zarar vermeye, yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur.
Küresel ekonominin şoklarla boğuştuğu bu dönemde Türkiye’yi büyüme ve istikrar rotasında tutmayı başardık.
Ekonomi politikamızın 4 sütununu, yani üretim, yatırım, istihdam ve ihracatı artırmak için gerektiğinde şartları zorlayarak her türlü adımı attık.
Çevremizi saran istikrarsızlığa rağmen iş dünyamızın geleceğe güvenle bakabileceği bir iklimi oluşturmak için ne gerekiyorsa yaptık ve yapıyoruz.
Geçtiğimiz yıl Türkiye ekonomisini %3,7 oranında büyüterek 16 yıllık kesintisiz büyüme performansımızı sürdürdük.
Şu anda dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın ise 6’ncı en büyük ekonomisiyiz.
2002’de 36 milyar dolar seviyesinde olan ihracatımız, 2025’te 273,2 milyar dolara yükseldi.
Bu yılın Ağustos ayında yıllıklandırılmış mal ihracatımızı 280 milyar doların üzerine taşıdık.
2002’de ihracat yapan firmalarımızın sayısı yalnızca 33 binken 2025 yılında tam 168 bin firmamız ihracat gerçekleştirdi.
Savunma ve havacılık ihracatımız ise Ocak-Ağustos 2026 döneminde geçen yıla kıyasla %16,2 artarak 6 milyar 300 milyon dolar oldu.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, insanlık ittifakının temsilcisi olarak savaş suçlularına hak ettikleri cevabı vermiştir.
Diplomatik heyetlerin salonu terk ederek sergiledikleri ilkeli tavır, soykırım şebekesinin yüzüne âdeta bir tokat gibi inmiştir.
Bugün bir kez daha söylüyorum:
Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören; insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız.
Ne yaparlarsa yapsınlar geri adım atmayacağız.
Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında yakalama kararı verdiği savaş suçlularının yeri Birleşmiş Milletler kürsüsü değil; işledikleri cinayetlerin, döktükleri kanların hesabını verecekleri mahkeme salonlarıdır.
İnşallah o günler de gelecektir.
Tayyip Erdoğan olarak, vicdanıyla, tarihiyle, merhametiyle büyük bir milletin cumhurbaşkanı olarak BM kürsüsünden mazlumların, mağdurların, kimsesizlerin hakkını savunmaya, onların sesi olmaya, onlar için konuşmaya, mücadele vermeye devam edeceğim. #UNGA81
Biz gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz.
Dünyanın gidişatına baktığımızda önümüzde iki yol olduğu görülecektir:
Ya korkuyla, çatışmayla ve içe kapanmayla belirsizliği daha da büyüteceğiz ya da adaletle, dayanışmayla ve ortak iradeyle geleceği beraber inşa edeceğiz.
Şüphesiz karanlığa yumruk sallamak kolaydır; zor olan, o karanlığı aydınlatacak bir mum yakabilmektir.
Türkiye ikinci yolu seçmiştir ve bu yolda inşallah sabırla yürüyecektir.