Bir efsanenin doğuşu (2)
Futbolun doğdu semt: kadıköy
Bir top, bir kaç genç ve biraz merak hepsi bu kadar ama o basit oyun Kadıköy’ün ruhuna işledi. O ruh büyüdü bir kulüp doğdu ve bir tarih başladı. Her şey bir İngiliz topunun Kadıköy çayırında sekmesi ile başladı ve o ses hiç susmadı.
https://t.co/4P3mkOtbDp
Kimse endişe etmesin. Fenerbahçe Stadı'nda kombineler yine satılır. Zaten kulüp de bunu bildiği için fiyatları yukarı çekiyor. Bugün Fenerbahçe Stadı'nın çevresinde yaşayan insanlar elit, paraları olan kimselerdir. Kombinelerini her türlü alırlar. Hatta FB TV'de bir haber patlatılır:
"Fenerbahçe kombinelerde bu kadar gelir elde etti."
Bu sosyete, tırışka mekanda içtiği kolpadan içeceğe yüzlerce lira verdiği sırada "Şu kadar senedir ailecek kombine alıyoruz. Bu kadar senelik de kongre üyesiyiz." hikayesini anlattır.
Keza, Ataşehir'deki bitik tribün kitlesinin nedeni de o semtin insan profilidir. Onlar da salondaki yerlerini sabitlerler. Fakat Fenerbahçe tribününün kemik kitlesi özellikle Avrupa yakasından akar ki onlar da bu malum gelir grubundan çok daha alt seviyede yaşar. Dolayısıyla zaman geçtikçe Fenerbahçe Stadı elitleşiyor. Kapasite artınca sorunlar daha da artacak. Geçmiş olsun.
En aşağı 400 loca ve üzerine 4-5 katlı bir statla, yeni nesil AVM Spor Arenamızı inşa ederiz. Yeni nesil kuşakların bilgisayar başında on dakikalık özetler, kolpacılık ve tartışma modu sebebiyle daha fazla dopamin salgılatan 2 saatlik boş tartışma programlarıyla sürdürdüğü taraftarlığı mutlu ederiz. Bol transfer için stadı para basma makinesine çeviririz. Her sene zenginler yönetime aday olur. Fakat yine hepsi kulüp kasasından harcar. Ne acayip... :d
Milyonlarca euroluk zenginlerin paraları, "Bu sene kesin şampiyonuz!" diye girilen senede stat gelirlerine ayar çekmeye yetmedi mi? Yetmez... Rasyonel ekonomi mekonomi sıkarlar.
Ne olur? Bir şey olmaz. Bir deplasmana gidersiniz. Kulüp kameramanının yanlışlıkla video kaydına aldığı bir çocuğun ya da bir ailenin görüntüsüne rastlarsınız. Sonra onu bir maç statta ağırlarsınız. İşte halkın takımı Fenerbahçe budur!
Fakat dikkat edin! Stada aldığınız halktan kimseleri Kadıköy sosyetesinden uzakta tutun. Mazallah, huzurları kaçar. Oturarak maç izlemeye alışkınlar. Misafir aile bir iki tezahürat yapar. Ayağa kalkar. Sosyete rahatsız olur. Sonra gittiğiniz "Komançerolular Fenerbahçe'yi Sevenler Derneği"nin akşam yemeği balosunda son model kıyafetlerini giyip gelen kongre üyemizin sitemlerini dinlersiniz.
Hülasa, bu işler böyledir. Burada itiraz edenler de yine kombineleri alırlar. Sonra, "En büyük Fenerbahçeli biziz. Her maça gittik." şekilleriyle yollarına bakarlar. Fenerbahçe Stadı artık eskiden devasa maçlara giden taraftarların geçmişi yad ettiği bir ritüel yerine evrilmiştir. "Ben görevimi yaptım." düşüncesiyle içini rahatlatan, eskinin bıçkını, şimdinin suskunu bir kitle maçları kovalar. Bunun dışında sesi sahaya ulaşmasa da doksan dakika bağıran bir ekip ve hepsinden çok daha fazla stadı bir etkinlik yeri hüviyetinde değerlendiren kalabalık yerini alır.
Bin kere yazdık. Binbir olsun. Bu kafayla gidilirse stat düzelmez. Bir iki maçta takım iyi oynayınca ortaya çıkan birkaç dakikalık sekanslarla avunulur. O kadar. Dahasını kimse beklemesin. Stada müşterileri doldurduktan sonra sahadaki oyunu beğenmeyince absürt tepkiler gösterenlere de kimse şaşırmasın. "Ben!" dünyasının cukkalı tiplerini içeri doldurup taraftarı dışarıda bırakan sizsiniz.
Bütün bu sözlerim son yılların tüm yönetimlerinedir. Hiçbir farkları yok. Stat mühendisliği aynı şekilde devam ediyor. Selametle.
Reha Muhtar öldü
Ölenin ardından konuşmak, cenaze evinde fısıltı gibidir. Sesi yükseltmek ayıp sayılır. Ama toplum hafızası cenaze evi değildir. Hafıza, vicdanın aynasıdır. Yüzleşmezsek, aynı filmi tekrar seyrederiz. Ki seyrediyoruz da. Bu yüzden birkaç söz söylemek borcumdur.
Mikrofonu kim tutuyordu?
Türkiye’nin 90’larını yaşayanlar bilir. O yıllar televizyonun krallık yaptığı yıllardı. O krallığın tahtında da Reha Muhtar oturuyordu. “Sıcak Saatler” deyince evler susar, sokaklar boşalırdı. Haber, onunla birlikte ciddiyetini yitirdi. Stüdyodan çıktı, salona indi, oradan da magazin sayfalarına gömüldü. Reha Muhtar reytingi tanrı ilan etti. Geri kalan her şey put oldu.
Ama asıl mesele reyting değildi. Mesele, mikrofonu kimin adına tuttuğuydu. Sermayenin koridorlarında, tekçi medya patronlarının masalarında gazeteci Reha Muhtar değil, “tetikçi Reha Muhtar” vardı. Gücün sopasını eline alan kalem, artık yazmaz, vururdu. Türkiye medyası o yıllarda bu vebali çok ödedi. Reha Muhtar, o dönemin en görünür yüzlerinden biriydi.
Unutulmayacak o gece
Tarih, Magazin Gazetecileri Gecesi’ni “utanç arşivi”ne mühürledi. Ahmet Kaya sahneye çıktı. Kürt olduğunu söyledi. Kürtçe şarkı yapacağını açıkladı. O cümle biter bitmez salon koptu. Çatallar havaya kalktı. Bardaklar fırladı. Küfürler yağdı. “Vatan haini” diye bağırıldı. Bir sanatçı, kendi memleketinde, kendi meslektaşlarının önünde, sadece Kürt olduğu için linç sehpasına çıkarıldı.
Tarihi utandıran sadece linç değildi. Linci sahneleyen, mikrofonu elinde kırbaç gibi sallayıp kalabalığı gaza getiren, “daha çok” diye alkışa tempo tutan adamdı: Reha Muhtar.
O gün yalnız değildi, kuşkusuz. Arkasında avuçları patlarcasına alkışlayan bir koro vardı. İsimlerini saymama gerek yok. O kare hafızalarda. Gazeteci, şarkıcı, iş insanı... Hepsi oradaydı. Hepsi alkışa ortaktı. Ama baş aktör, sahnenin ortasındaki adamdı: Reha Muhtar.
Sevgili dostumuz Ahmet Kaya ülkesinden sürüldü. Bir yıl sonra Paris’te, sürgünde son nefesini verdi. Sürgün Ahmet’e ağır geldi. Kalbi o bir yıla sığmadı. 43 yaşındaydı. 43 yaş, bir sanatçının en olgun, en üretken çağıdır. Reha Muhtar ve linç korosunun çoğu, yaşattıkları utancın bedelini ödemedi. Kariyerlerine devam ettiler. Ekranlar utançlarını gizlemeyi sürdürdü.
Ölüm, her şeyi aklamaz
“Öldü bitti” kolaycılıktır. Kişisel vebal Allah’ladır, itirazım yok. Ama kamusal vebal ölmez. Reha Muhtar mikrofonu eline aldığı an, gazeteciliği bıraktı, linci yönetti. Bir sanatçının kapısına “vatan haini” yazan mürekkebi sıktı. Bu bireysel bir kayma değildi. Bu, toplumun ortak vicdanında oluşan bir kırılmaydı. Kırılan vicdan, cenazeyle gömülmez.
Ölüm, kırılan vicdanı onarmaz. Sadece faili toprağa indirir. Geride 10 Şubat’ın utanç görüntüleri kalır. Unutursak, mikrofon yine kınından çıkar. Yine bir sanatçı hedefe konur. Yine bir salon alkışla suça ortak olur.
Hafıza intikam için değil, tekrar etmesin diye vardır.
Ferhat Tunç
@ridvanonel049@luganoburak Aykutu isteyen Fenerbahçeli olamaz diyosun mal herif sen kimsin lan...içimizdeki değerleri yok ediyoruz senin gibi embesiller yüzünden...önce Aykut kadar Fenerbahçeli ol sen...
Şimdi muhalif Galatasaraylılara bu “mutlak butlan” meselesini sorsak, kim bilir neler duyarız…
Adalet bakanından başlarlar, AKP’ye kadar giderler.
E oğlum, bin kere dedik; adalet Fenerbahçe’nin değil, memleketin sorunu diye.
Adalet bakanı Galatasaray’la ilgili soruşturmalara takipsizlik verirken iyi de, mutlak butlan kararı verince mi kötü oldu?
Başkanınız AKP’nin adayına oy ister, yürüttüğü süreci destekler, kupayı götürüp “sizi örnek alıyoruz” der, her bakanla ayrı ilişki kurar; tık yok.
Ne sanıyorsunuz?
Adaletsizlik hayatın her yerinde var da futbol bunun dışında mı?
AKP iktidara geldiğinden beri hayatın her alanında kendi yandaşlarını dışın da kazanan var mı?
Ha diyorsanız ki, “Biz AKP’den önce de 1987’de, 14 yıl aradan sonra şampiyon olduk…”
Zaten en büyük sorun da orada başladı.
Çünkü bu iktidar, o gün sizin sayeniz de futbol da varlığını öğrendiğimiz zihniyetin devamından başka bir şey değil.
Üst üste 3.defa,
Toplamda 8.defa Final-Four'a gidiyor bu takım.
2 tane de Eurolig Şampiyonluğu var.
Eurolig'de kadro değeri olarak 8.sıradaydı.
Gs'ın judo takımı kadar değer görmüyor @OA_BAK dan.
Yazık.
“Savcılar beni karımla tehdit etti!”
Sabahattin Önkibar, İmamoğlu davasının kilit ismi Murat Kapki’nin ifadeleriyle davanın artık paramparça olduğunu ifade etti!
“Dün Silivri’de dehşet bir şeye tanık olundu.
İddianame İmamoğlu’nun kasası olarak görülen ve itirafçı olarak duyurulan Murat Kapki dün mahkeme salonunda adeta çığlık attı.
Dedi ki: ‘Savcılar beni karımla tehdit etti.’
Dedi ki: ‘Eşimi gözaltına alıp tutuklanacağını ima ettiler. Ben de karımı kurtarmak için ne derseniz evet diyeceğim dedim. Önüme konan her şeyi de imzaladım. Savcı o gün Roma’yı da sen mi yaktın deseydi yine evet diyecektim.
Halbuki değil Ekrem İmamoğlu’nun kasası olmak, değil suç örgütünde bulunmak, suç örgütünün yöneticisi olmak; Ekrem Bey’le hayatımda bir kere bile konuşmadım.’ dedi.
Evet İmamoğlu yargılamalarında en büyük dayanak yapılan Murat Kapki dün mahkemede bunları söyleyerek adeta iddianameyi paramparça etti, davayı bitirdi.
Şimdi anladınız mı İmamoğlu duruşmaları neden televizyonda canlı yayınlanmıyor?
Canlı yayın olsaydı ‘karımla beni tehdit etti’ ifadesi millet tarafından duyulup öğrenilecek ve büyük tepki yaratacaktı.
Bakın yakın tarih, yakın geçmiş ortada.
AKP’lilerin tamamının zulüm mahkemesi dediği 1960 Yassıada yargılamalarında bile o dönem televizyon olmadığı için radyodan naklen yayın yapıldı.
Evet, darbeciler bile mahkemede olanları milletten saklamayı düşünmediler.
Bugün ise tam tersi yapılıyor. Her şey saklanıyor. Çünkü orada edilecek sözlerden korkuyorlar.
Emin olun bilseler mahkemede İmamoğlu rezil olacak, AKP fayda sağlayacak; vallahi 15 kanal canlı yayın yapar.”
Mourinho'nun oynattığı futbolu kimse beğenmek zorunda değil.
Ama bir medya çalışanı Mourinho'nun kulübe verdiği zarardan bahsedip "Fenerbahçe'nin menfaatleri" edebiyatı yapacaksa, önce Mourinho kadar YAPI'yı konuşmak zorunda!
ÖNCE BUNLARI KONUŞACAK: https://t.co/2Z3WOiKEK7
AKP’nin Neo Türkiyesinde şampiyonluk sayıları:
FENERBAHÇE: 5
Rejimin takımı: 11
Beliktaş: 5
Trabzonspor:1
Bursaspor:1
Başakşehir:1
AKP 2002’de iktidar oldu. 2002’den 2010’a kadar Neo Türkiye ile Cumhuriyet çatışma içinde olduğu yıllardı.
2002’den 2010’a kadar FENERBAHÇE’nin
4 şampiyonluğu ve rejim takımının 2 şampiyonluğu var.
12 Eylül 2010 referandum ile Neo Türkiye daha güçlendi ve 2010 Neo Türkiye’nin ilk basamağı oldu ve FENERBAHÇE’ye operasyon çekilerek üzerinden silindir gibi geçtiler böyle Neo Türkiye’nin yeni ligi başladı. 2011’den bu yana FENERBAHÇE’nin sadece 1 şampiyonluğu ve rejim takımının 9 şampiyonluğu var. FENERBAHÇE’nin 1 tane şampiyonluğu da Neo Türkiye’nin kurucularının arasında çıkan çatışmadan dolayı lige çok müdahile edemedikleri içindir.
Kısaca Neo Türkiye zihniyetinde Cumhuriyetçi FENERBAHÇE hep “ Gavur FENERBAHÇE” olarak göründüğü için hep önü kesildi. Neo Türkiye yani AKP FENERBAHÇE’nin önündeki en büyük engeldir. AKP’ye verilen her bir oy FENERBAHÇE bir adaletsizlik ve haksızlık olarak geri döndü, dönüyor ve dönecektir.
Herkes “YAPI”nın kıçı kırık bir kaç hakem, MHK ve TFF olarak görüyor ama en büyük “YAPI” AKP’nin ta kendisidir. Diğer kurumlar AKP’nin yetkisi altında birer aparattır.
Neo Türkiye’nin FENERBAHÇE üzerinden Cumhuriyet ile hesaplaşması bitmeyecektir. FENERBAHÇELİLER artık karar vermelidir ya ülkeyi düzeltecekler ya da Cumhuriyetin değerlerine sahip FENERBAHÇE’den vazgeçip Neo Türkiye’nin değersizlerine boyun eğeyecektir.
Günlerdir şu cümle hakkında yazacağım ama neresinden tutsam diye düşünüyorum:
Ben talimatla 5-0, 6-0 maç bitirenler biliyorum.
Bu cümle Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı'na ait. YouTube'da, X'te etkileşim kovalayan medya maymunlarından birinin cümlesi değil. Türkiye'de futbolu organize eden, özerk kurumun, TFF'nin başkanı söylüyor bunu.
"Duydum" demiyor, "iddia ediliyor" demiyor, "kulağıma geliyor" demiyor... "Biliyorum" diyor. Suçla ilgili bilgisi olduğunu söylüyor.
Peki biz ne konuşuyoruz? Transfer, bütçe, bonservis, futbolcu maaşı...
Sezon boyunca hakemlere parmak sallayan yöneticiler nerede?
Saatlerce mide bulandırana kadar hakem kararı konuşan medya maymunları nerede?
Bundan büyük bir itiraf mı olur? Üstelik eski bir TFF Başkanı değil bu cümleyi kuran. Mevcut, görev başındaki TFF Başkanı...
Ligin marka değerinden, yayın gelirlerinden söz ettiği bir konuşmasında, ligde şike olduğunu bildiğini söylüyor TFF Başkanı...
Kim yaptı bu şikeyi? Bildiğinizin tamamını neden söylemiyorsunuz?
Mourinho gitmeden ne dedi? "Neden benim konuşmamı bekliyorsunuz, ben gideceğim, burası sizin liginiz" demedi mi? Siz ne dediniz? "Türkiye'yi, ülke futbolunu aşağılıyor" dediniz.
Adam haklıymış. TFF Başkanı diyor.
Sene boyunca hakemler konusunda feryat edenler bu cümlenin üzerine neden gitmiyor. Yorgan gitti, kavga bitti mi?
Senin şu fotoğrafın hiç aldatılmış hissettirmedi biliyor musun?
Altı okun üçünü bile algılayacak donanımı olmayan sana pek yakıştı o ampül.
En acısı da (dahi anlamındaki de ayrı yazılır) yıllarca yol yürüdüğün insanlar 12 metrekarelik hücrelerde senin de yıllarca mücadele eder gibi yaptığın bir parti tarafından esir tutulurken kalkıp gitmen bile değil.
En acısı senin gibi birinin milletvekili, belediye başkanı ve dahi grup başkan vekili olabilmesi. İşte en acısı ülkeyi esir alan bu ideolojisiz siyaset.
Ben “partimizden” gittiğimin ertesi günü sokakta eylemdeydim, AKP’nin zulmettiği insanların yanında, CHP’li dostlarımla da yan yanaydım.
Gittim diye kırılan, gönül koyan arkadaşlarım oldu ama utanıp da yüzüne bakamayacağım kimse olmadı, çok şükür!
Kavgayı satmadığımı, korkup da topuklamadığımı biliyorlardı çünkü.
Herkes sen değil, o partide de bu ülkede de onuruyla mücadele eden milyonlarca insan var ve emin ol, değil ben gibi göğsünü gere gere aralarında gezmek, faşizme karşı omuz omuza mücadele etmek, sen onların gözlerine bakmaktan bile korkacaksın bundan sonra.
Şimdi söyle bakalım,
gerçekten sadece hapse girmemek için mi yaşattığın şu haysiyetsizliği kendine?
Yoksa başından beri mi sarayın ajanıydın?
💬 Halil Özer: "Lig bitti ama olsun... Bazı konuları konuşmak şart. Birkaç örnekle Galatasaray’ın şampiyonluk yolunda daha doğrusu masa başında nasıl bir tartışılmaz üstünlüğü olduğunu anlatmakta yarar var.
Şimdi 3 hafta önce Fenerbahçe kendi sahasında Rizespor ile çok kritik bir maç oynadı. Son saniyeye kadar Fenerbahçe maçı önde götürüyordu. Ancak son anlarda kaleci Fofana topu doldur boşalt yapmaya çalışırken hakem Adnan Deniz Kayatepe, Oğuz’un ittiğini belirterek faul çaldı. O faul atışı sonrası top gitti gol oldu. Tamam Ederson pozisyonda hatalıydı ama başlangıçta çalınan düdük ligin kaderini tayin etti. Fenerbahçe bu maçın moralsizliği ile Galatasaray karşısına çıktı ve yenildi. Hatta kupadan da elendi.
Sonra bir baktık orada faul filan yok. Oğuz’un eliyle bir dokunması var o kadar. Bütün hakem hocaları yerli yabancı yorumcular bu pozisyonda Fofana’nın kırmızı görmesi gerektiği konusunda birleşti. Ancak öyle bir hava yaratıldı ki Fenerbahçe camiası bu pozisyondan hiç söz etmedi, Ederson’a yüklendi. Gündeme bile getirilmedi.
Ama TFF kendi kurullarında bu hakemi sert bir şekilde eleştirdi. Üstelik raporlarda hakemin yüzde yüz hatalı olduğunu söyledi.
Peki sonra ne oldu?
Bir dedikodu çıktı.
Hakemin sezon sonuna kadar maç alamayacağı belirtildi.
Öyle mi dersiniz?
Hayır tabii ki. Bu hakem daha geçen hafta Beşiktaş’ın Konyaspor’a elendiği maçın hakemiydi.
Yani MHK’nın hatalı demesine rağmen dışarıya belli etmediler ama öyle düşündüklerini biliyorum. Suç ve ceza sistemini uygulamadılar. Öyle ya daha bir iki hafta önce ligin kaderini belirleyen bir hata yapan hakemin normalde yeni sezona kadar maç almaması gerekir. Hatta bazı ülkelerde bu hata düdük astırır.
Ama TFF biliyor. Konu Fenerbahçe ise sorun yok. Nasıl olsa kimse sesini çıkarmıyor. Etki yok, tepki yok. Vurun abalıya.
Peki aynı olay Galatasaray maçında olsaydı ne olurdu.? Bir hatalı sarı kart yüzünden Erden Timur “Ligi oynatmayız” demişti. Bir Allah’ın kulu da “Kimsin sen?” demedi. Diyemedi. Bu olay Galatasaray aleyhine yaşansaydı olacakları düşünmek bile istemiyorum.
Ama Fenerbahçe boş musluk sesi. Onlar kendi dertlerine düşmüş. İmzacısı ile başkan adayları ile kulübü düşünen yok. Varsa yoksa iktidar olabilmek. Bu kafayla senden şampiyonluk alan hakemlere daha çok ödül maçı verilir.
Eğer sen daha sezon başında Alanya maçının son dakikasında yüzde yüz penaltıyı vermeyen Cihan Aydın’a ses çıkarmazsan sezon sonuna doğru seni böyle patlatırlar.
Peki Fenerbahçe son Galatasaray - Antalya maçının VAR hakemlerini araştırdı mı? Örnek böyle önemli maça atanan VAR hakemi Öznur Özden hangi tecrübeyle bu kader maçına verildi. Liyakat yüzünden mi yoksa birilerinin koşu arkadaşı ya da birilerinin kankası olduğu için mi? Hiçbir şeyi görmeyen VAR hakemi. Osimhen’in hakem yerine maçı yönetmesine nasıl izin verildiğini, bu adama karşı hakemlerin neden sessiz kaldığını, her maç kırmızı görmesi gerekmesine rağmen hakemlerin neden korktuğunu Fenerbahçe araştırdı mı? Peki derbide Barış Alper’in isteği üzerine Ederson’un gördüğü kırmızı kartın hesabı soruldu mu? Tabii ki hayır.
Yıllardır bu mesleğin içindeyim ama bu MHK’ların, genci yaşlısı hakemlerin yaşadığı Galatasaray korkusunun nedenini asla çözemedim. Adamlar düdüklerini asıyorlar sonra bir sürü itirafta bulunuyorlar. Ama ne fark eder? Olan olmuş. Yaptığın yanında kar kalmış.
Yani diyeceğim şu ki Fenerbahçe bu kafayla daha çok Galatasaray şampiyonluğu izler.
Sonra da TFF başkanı bugün olduğu gibi çıkıp “Hakemler ligin sonucunu etkilemedi. Hakemlik olarak 5 büyük ligden daha iyi durumdayız” diyebilecek cesareti kendinde bulur.
Ve tabii bir kişi de çıkıp “Peki Dünya Kupası’nda o zaman neden yokuz” diye sormaz."
(📰 Milliyet)
Cüneyt Çakır önderliğinde şampiyon olmamamız için her şeyi yaptılar..
Çünkü 2012’de de şampiyon olmamız demek, yaptıklarının kumpas olduğunu belgeleyecekti..!
Maç berabere bitirildi ve maç sonunda takımımızı tribünlere çağırdık ve bütün stad alkışladık.
Bizim için o günlerde şampiyonluktan çok daha değerli olan 3 Temmuz davamız vardı ve sımsıkı sarılıyorduk birbirimize..
Fakat bize yaptıklarına doymamışlar ki masada yaptıklarını, bir de sahaya yansıtıp can almaya çalıştılar..!
Biz kendi halimizdeyken birden kale arkası tribüne borularla biber gazları sıkılmaya başlandı..
Sonra Helikopterler göründü stad üzerinde ve ondan da biber gazı atılıyordu stadın içine..
Yani önceden planlanmış şekilde , davasına sahip çıkan Fenerbahçe taraftarından da intikam almaya çalışıyorlardı..
Kadın,çocuk ayırmadan can pazarına çevirmişlerdi her yeri.!
#12Mayıs2012 de Fenerbahçe camiasının tarihi günlerinden, tarihi isyanlarıdan biridir..
Fenerbahçesini hayatı pahasına savunmaktan çekinmeyenlerin günüdür.
Ama birileri için de her zamanki arsız utanmaz ve hainlik günüdür ki “sahanızda kupa kaldırdık” şeklinde anıyorlar..!
Sonra “Hepiniz Orospu Çocuğusunuz” diye haykırınca da ağlıyorlar..!