@nacigorur Yorumları okudum da bu cahillik fazla gerçekten. Arkadaş hiç mi açıp etimoloji bakmazsınız, ne olduğunu araştırmazsınız. Gelmişler yok efendim dilek dilemektir diyorlar, Allah aşkına başka derdiniz mi kalmadi.
📍Ahbap Derneği’ni konuşmaktan CHP milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın ifşa ettiği bu mevzu fazla gündem olmadı. Açıklaması çok kritik:
“— Türkiye'nin İran'a ödemek zorunda kalacağı 1,5 milyar dolarlık usulsüz petrol taşıma cezasının 673 milyon dolarlık kısmı Türkiye tarafından İsrail, GKRY ve Yunanistan'a satılan ucuz petrolden kaynaklanıyor.
— Yani AKP, Akdeniz’de ittifak kuran Rum Yönetimi, İsrail ve Yunanistan’a ucuz petrol sattığı için bu parayı hepimiz ödeyeceğiz!”
Deniz Yavuzyılmaz’ın söylemlerine verecek cevabınız var mı?
ACİL HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI!
Daha önce belgeleriyle paylaştığım üzere 7 yaşındaki masum oğlum Litvanya’da annesi ve annesinin kocası tarafından şiddete uğramakta. Uzun zamandır bir baba olarak ona sarılamamak, sesini duyamamak, gözyaşlarını silememek benim için zor olsa da burda önemli olan ben değilim. Çünkü oğlum gözünü intikam ve nefret bürümüş ve kendisine şiddet uygulayan annesinin engellemesi nedeniyle buradaki hiçbir arkadaşı ve sevdiğiyle telefonla bile iletişim kuramıyor. Oradaki yetkililerse çocuğumun şiddete uğradığını defalarca belirtmesine rağmen kıllarını kıpırdatmayarak bu şiddetin giderek artmasına araç oluyor.
Şimdi öğrendim ki o küçük bedeni ve ruhu bu şiddet ortamının yaralarıyla baş edemez hale gelmiş ve kendisine oradaki psikiyatristler eliyle FLUOKSETİN isimli bir antidepresan ile TİAPRİD isimli ağır bir şizofreni ilacı başlanmış. Bu ağır ilaçların başlanmış olması da henüz 7 yaşında olan ve öğretmeninden psikologuna Türkiye’de kendisini tanıyan herkesin dünya tatlısı, mutlusu ve akıllısı dediği çocuğumun, Litvanya’daki şiddet ve ihmal nedeniyle psikolojisinin günden güne bozulmakta olduğunu ve artık o narin ruhu ile bedeninin de bunları taşıyamayarak alarm verdiğinin evrensel bir kanıtı aslında.
Buna rağmen oranın yetkilileri burada onu haksızca teslim eden bizim yetkililerin aksine kendi vatandaşlarını koruma güdüsüyle harekete geçmiyor. Bir çocuk psikiyatristi ve baba olarak evladımı koruyamamanın acısıyla yüreğim yanıyor, bu gidişatın artık onun hayatını tehdit ettiğini ve anne ile kocasının bu tutumlarını durdurmazsak oğlumun hayatını kaybedebileceği hususunda gerek Türk gerekse de Litvan yetkilileri uyarmak istiyor, sizleri de küçücük yavrumu korumak için sesinizi yükseltip harekete geçerek destek olmaya davet ediyorum!
Lütfen bu küçük çocuğun masum yüzü, ve yapayalnız kalmış kırılgan yüreğini düşünün ve onu bu karanlıktan kurtarmak için harekete geçin. Bu mecradaki birlik ve berberlik ruhunun nice haksızlıklarla acıları dindirdiğine çok şahit oldum ve gururla vesile olmuş biri olarak şimdi 7 yaşındaki oğlum için de kenetlenmenizi rica ediyorum. Ben 15 aydır haksız yere fiziksel temasım ve 6 aydır telefonla görüşmem bile engellenmiş bir baba olarak çocuğumun psikolojisinin bozulmasına engel olamadım. Ve çocuğumun psikolojik ve duygusal açıdan günden güne daha da kötüye gidişatını engelleyemiyorum.
Çocuk şiddete uğradığını söylüyor, davranış sorunları sergiliyor, yetmiyor kendisine iki tane psikiyatrik ilaç başlanıyor. Orada kötü bakıldığına ikna olmak için daha ne olması lazım. İllaki ölmesi mi lazım?
Ben de yavrum için adaleti, bugüne değin bu mecrada kendilerine ses olmaya çalıştığım değerli anne babalar Nizamettin Kabaiş, Bedriye Doku, Yasemin Minguzzi ve Şaban Vatansever gibi öldükten sonra aramak istemiyor ve onu buradaki cennetinden koparanların o ölmeden onu orada koruyup yeniden buradaki cennetine ulaştırmalarını talep ediyorum.
Çocuğun en temel hakkı olan sevgi, güvenlik ve huzur ortamına kavuşması için sesinizi onun yerine nolur yükseltin.
Oğlum için siz de bir abi, abla, teyze, amca olun; onu orda yalnız bırakmayın!
Şimdiden atacağınız en küçük adım ve ses için sonsuz teşekkürler
@RTErdogan@dbdevletbahceli@LithuanianGovt@GitanasNauseda@IRuginiene@HakanFidan@LithuaniaMJ@LithuaniaMFA@ABilotaite@IRuginiene@GitanasNauseda@UNICEF@save_children@LithuaniaME @vaikoteises
Sınıfta mastürbasyon yaptığı için TED Koleji'nden atılan Melih Gökçek'in oğlu Osman Gökçek:
"Buna gülenlerin de bir an durup neye güldüklerini düşünmeleri ve utanmaları gerekir."
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.
Mert Başaran:
🔺 "Türkiye’de beyaz yakalıların ciddi bir problemi var."
🔺 "Kanyon AVM’de jilet gibi dolaşıyorlar. Herkes şık, herkes bakımlı, herkes manken gibi."
🔺 "Ama çoğu ay sonunu zor getiriyor."
🔺 "Tahtakale’ye gidiyorsun, adamın üstü başı sıradan. Ama kasası para dolu. Asıl fark burada."
🔺 "Beyaz yakada para çok hızlı eriyor."
🔺 "Birinin doğum günü oluyor, yemeğe gidiyorsun. Biri işten ayrılıyor, yine yemeğe gidiyorsun. Biri işe başlıyor, yine masraf."
🔺 "Birinin çocuğu oluyor, hediye alıyorsun. Birinin dişi çıkıyor, yine hediye alıyorsun."
🔺 "Ay sonunda bir bakıyorsun, maaş gitmiş."
🔺 "Beyaz yakalının en büyük yanılgısı, ‘Maaşım nasılsa gelecek’ diye düşünmesi."
🔺 "Bu rahatlık insana önden harcatıyor."
🔺 "Sonra maaş geliyor, borca gidiyor. Ay sonunda yine sıfır."
Fatmanur öğretmeni dinleyin!
İktidarı mensuplarının liyakatsız, gerizekalı yakınlarını işe almak ve eğitim holdinglerinin kârlarını şişirmek, holdingleri kollamak dışında bir faaliyeti olmayan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in saldırısını anlatıyor
@serakadigil Hakkını arayan insanlara bu muameleyi yapanların tamamına hakkım haram olsun, vergilerimizle ödediğimiz maaşınızın da hayrını görmeyin inşallah!