“Her rejimde iktidar vardır. İktidar, devlet hayatının kaçınılmaz bir unsurudur.
Fakat her rejimde muhalefet yoktur.
Bir rejimi demokratik yapan, sadece iktidarın varlığı veya seçimle gelmesi değil; hür muhalefettir, hür basındır, hür ilim müesseseleridir.
Muhalefetin hür olmadığı, basının susturulduğu ve ilim müesseselerinin iktidar güdümüne girdiği bir yerde, rejimin adı ne olursa olsun, orada hürriyetten ve demokrasiden bahsedilemez."
*Prof Dr Ali Fuat Başgil
@ajansmuhbir1923 Biz neden oy kullandık o zaman benim oyumun bir önemi yokmuş ben bunu anlıyorum top yekün kaldırsın seçimi olsun bitsin bizi uğraştırmasın seçim içinde o kadar parayı harcamasınlar
Öyle bir hale gelmişiz ki, ‘benim sevmediğim şehre mi gittin? GEBER’. ‘Yurtdışında mı geziyorsun? GEBER’. ‘Benim sevmediğim şeyleri mi seviyorsun? ÖL.’
Çok sevgili yurttaşlarımız Dubai’deki herkesi f*huş yapıyor, kara para aklıyor, zevkü sefa içinde yaşıyor sanıyor ve buna karşılık olarak ‘hepsi ölsün’ yazıyorlar her paylaşımın altına. Kişi kendinden bilir işi lafının cuk diye oturduğu bir nokta. Aslında bunların hepsi onların yapmak istediği ama yapamadığı şeyler. Bizler ve bizim gibi onbinlerce Türk Dubai’de mühendis, doktor, hemşire, garson, yatırımcı, işletmeci olarak çalışıyor, ekmeğini kazanmaya çalışıyor. Kafasını yaşadığı sokaktan ve uçkurundan dışarı çıkaramayan gerzekler Dubai’yi sadece f*huştan, seksten ibaret sandığı için buraya gelen herkesi de ya küçümsüyor, ya da yaftalıyor. ‘Dubai ne yawwww çölün ortasında yapay şehir gidenin kendisine saygısı yoktureeğğ’ gibi tamamen akla zarar şeyler yazan embesiller, siz kalkın, çok daha iyi yerlere gidin, çöl olmayan yerlere, batıya filan gidin o zaman aq, BİZE NE? VEYA BİZDEN SİZE NE? SEN SIRF DUBAİ’Yİ SEVMİYORSUN DİYE BEN NEDEN ÖLÜYORUM AMK? Bu tarz insan dışı yorumları, kendi soydaşlarının sırf sevmedikleri bir ülkeye gittiler diye ölmesini isteyenlerin kendine saygıdan bahsetmesi de ayrıca ironik. kendinize saygınız varsa azıcık insan olun önce.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç; “Türkiye bir hukuk devletidir mahkemeler tarafsız ve bağımsızdır. Yargı kararlarına saygı göstermek herkes için zorunluluktur”diyor.
Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi kararına uymuyor,
AİHM kararı bizi bağlamaz denilerek uygulanmıyor,
Yargıtay, Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyor,
TBMM Anayasa Mahkemesi kararını yok sayıyor,
Asliye hukuk Mahkemesi YSK‘nu takmıyor,
YSK anayasa, yasa umursamıyor,
İstanbul’da bir başsavcı burada menfaat karşılığı kararlar veriliyor diye dilekçe yazıyor
İktidar işine gelmeyen mahkeme kararlarına, saygı da duymuyorum, uymuyorum da diyor,
Olsun çok şükür ki, tüm bunlara rağmen, “Türkiye bir hukuk devletidir mahkemeler tarafsız ve bağımsızdır. Yargı kararlarına saygı göstermek herkes için zorunluluktur” diyen bir Adalet Bakanımız var! Ya olmasaydı!!!
Şu rezaleti savunanları neden ciddiye alamam biliyor musunuz?
Bir insanı, attığı tiviti bahane edip, hukuken hiçbir yaptırımı olamamasına rağmen hapse atıyorsanız, hukuktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Anayasaya göre serbest kalması gereken insanları tutsak edip Anayasayı çiğnerseniz, Anayasanın öneminden bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Kul hakkına girip, çalana çırpana, gasp edene, çökene “bizdendir” deyip susarsanız, dinden, imandan, ahlaktan bahsedemezsiniz. Ederseniz ciddiye alamam.
Sabah programlarında grup yapan dayılar, kayınvalidesine atlayan damatlar, eşini zehirleyip ele kaçanlar kol gezerken, eteğin boyundan, makyajın tonundan bahsedemezsiniz. Ciddiye alamam.
Cümle kuramayan yazarlar, bebek öldüren doktorlar, torpille atanan yeğenler, sahte diplomalı mühendisler varken yarını hedefleyemezsiniz . Ciddiye alamam.
Yazılı kuralları vardır hukukun. Kafanıza göre kural ekleyemez, işinize geldiği gibi şekillendirip, adına “adalet” diyemezsiniz. Derseniz ciddiye alamam.
Ardına saklandığınız tüm değerleri çıkarlarınız uğruna yok etmek üzeresiniz. Şeffaf duvarlar ardında, gizleniyoruz zannettiniz. Yanlışsınız! Elbette yanlışınıza “yanlış” diyeni susturur, sindirir, hapsedebilirsiniz! Ancak dünün tarihini nasıl değiştiremediyseniz, yarının kitaplarına da “haklı” geçmeyeceksiniz. Kendi yazdığınız kitaplara elbette geçersiniz, ama ciddiye alamam.
Sokakta dayak yiyen gençler, hakkını arayan ablalar, abiler, kardeşler, 70 yaşında ekmek derdine düşmüş dedeler, neneler! Halk işte. Değil derseniz, ciddiye alamam.
Her şey Türkiye için diyorsunuz. Biz Türkiye değil miyiz? Milletin refahı için diyorsunuz, biz millet değil miyiz? “Öyleyiz” derseniz, ciddiye alamam.
Yıkıldıysa Cumhuriyet bilelim. Geçersizse hukuk bilelim. Korkulmuyorsa Allah’tan bilelim. Aksi taktirde, her birini haksızca ağzınıza alıp, kimseden susmasını bekleyemezsiniz. Beklerseniz, ciddiye alamam.
Siyasal İslamcılık emperyalistlerin buyruklarını Müslümanlar'a "Allah'ın emri, Peygamber'in Sünneti, dinimizin gereği" diye yutturmak; karşı çıkanları "kafir" diye etkisizleştirmek; bunları yaparken kendisini emperyalizme ve siyonizme karşı mücadele veriyormuş gibi göstermektir.
Türkiye yükselişte. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkisi , Trump yönetiminin Türkiye'ye F -35 Müşterek Taarruz Uçağı satışını hızlandırmaya çalışmasıyla meyvelerini veriyor . Cumhurbaşkanının damadı tarafından yönetilen Türkiye'nin silah endüstrisi, askeri teknolojiyi tersine mühendislik yoluyla geliştiriyor ve milyarlarca dolar kazanıyor; bu parayla dünyanın en iğrenç rejimlerine sıklıkla insansız hava araçları ve diğer silahlar satıyor.
Bu arada, 8 Aralık 2024'te Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ı deviren Türkiye destekli isyancı grup Heyet Tahrir el Şam, ülkeyi yönetiyor. Suriye tarihsel olarak Türkiye için bir tehdit oluşturmuş olsa da (ikisi 1997'de neredeyse savaşa girecekti), Türkiye bugün Suriye'deki baskın diplomatik ve ekonomik güç konumunda. Sadece Suriye'nin yeniden inşasından bile, Erdoğan yandaşlarının kontrolündeki Türk şirketleri milyarlarca dolarlık ihale kazanabilir.
Önerilen Hikayeler
Demokratlar çocuklarda cinsiyet değişikliğine gidiyor
New York otelleri Airbnb rekabetini engellemek için düzenlemeleri nasıl kullanıyor?
Düzeni yıkan dört yalan
İçeride, Erdoğan'ın en önemli rakiplerini sonuçsuz bir şekilde hapse atması, kendisini güçlü hissettiriyor. Görünüşteki zaferini tamamlayan bir diğer gerçek ise, Türkiye'nin yıllardır süren bombardımanın ardından Kürtleri ateşkesi kabul etmeye ve silahlarını bırakmaya zorlaması.
Görünüş aldatıcı olabilir. Erdoğan kendini Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden kuran bir padişah olarak hayal etse de, Türkler onu muhtemelen kibriyle ülkenin çöküşüne yol açan adam olarak hatırlayacaktır. Yüksek enflasyon ve hızla değer kaybeden Türk parasıyla, Türkiye'nin refahı bir seraptan ibarettir. Tıpkı İran'ın yaşam standartlarının İslam Devrimi'nin ardından akranlarının çok gerisinde kalması gibi, Erdoğan'ın yavaş ilerleyen İslam Devrimi de Türk orta sınıfının çöküşüne işaret edecektir.
Düşünün: Trump, Kongre'yi Amerika'nın en gelişmiş savaş uçağının satışını onaylamaya zorlayabilirken, Erdoğan'ın Kongre'nin aleyhine Trump'a odaklanması, Türkiye'nin Washington'daki nüfuzunu düşürdü. New York Belediye Başkanı Eric Adams'ın fiyaskosunun ardından birçok siyasetçi, Türklerle uğraşmanın çok riskli olduğuna inanıyor. Kongre'deki Türk Grubu bir zamanlar birkaç yüz üyeden oluşurken, şimdi bu sayının yalnızca üçte biri kadar.
Trump şimdilik ABD-Türkiye ilişkilerini bir arada tutabilir, ancak ikili ilişkilerin üzerine kurulu olduğu karşılıklı çıkarlar çöktü. Türkiye'nin markası zehirli; ne Cumhuriyetçiler ne de Demokratlar onu savunmak için harekete geçmeyecek.
Türkiye'nin Suriye'deki kumarı da ters tepecektir. Yurt dışında İslamcıları bir dış politika aracı olarak güçlendiren her ülke, en belirgin örnekleri Suudi Arabistan, Pakistan ve Suriye olmak üzere, istisnasız bir şekilde geri tepti. Geçici Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şera zaten başarısızlığa uğruyor, ancak Erdoğan'ın güçlendirdiği aşırılıkçılar, Türkiye de dahil olmak üzere bölgeyi onlarca yıl terörize edecek.
Türkiye'nin Kürtler üzerindeki zaferi de bir Pirus zaferiydi. Erdoğan, Kürtleri küçük düşürmeye çalışıyor ve ateşkes yürürlüğe girdiğinden beri anlamlı bir barış müzakeresi yapmayı reddediyor. Türkiye destekli Suriye hükümeti Kürtleri yok etmeye çalışırken, Türkiye'nin dağlarından veya İstanbul'un gecekondu mahallelerinden başka gidecek yerleri yok. Mücadele, belki de Kürtlerin dış yardımlardan yararlandığı bir ortamda yeniden başladığında, merkezi Türkiye olacak. Türkiye'nin yıllardır, hatta on yıllardır yaşadığı sükûnet sona erecek.
Ancak bardağı taşıran son damla, Türkiye'nin Hamas'ı kucaklaması oldu. Erdoğan'ın Filistin bağımsızlığını şiddetle savunması, Türkiye'nin başına bumerang gibi gelecek bir emsal teşkil ediyor. Hamas terörizmini meşru mu diyor? Öyleyse, benzetme yoluyla Kürt terörizmi de meşru sayılır. Sınırları tanımış olmasına rağmen bağımsızlığı mı destekliyor? Aynı mantıkla, ABD, İsrail ve Erdoğan'ın içişlerine karışmasından rahatsız olan giderek artan sayıda Arap ülkesi, Kürt bağımsızlığını tanıyabilir ve haritayı istedikleri gibi çizebilirler. Türkiye'nin itirazları önemli olmayabilir.
CARNEY, ABD'NİN MUHALEFETİNE RAĞMEN KANADA'NIN FİLİSTİN DEVLETİNİ TANIYACAĞINI AÇIKLADI
Filistin ve Kürt vakaları tamamen birbirine benzemiyor: Batı Şeria ve Gazze'de 5 milyon Filistinli var, ancak Türkiye'de en az bunun beş katı kadar Kürt var.
Erdoğan görevden ayrıldığında, geride zayıflayan temelleri üzerine çökmekte olan bir ülke bırakacak. Güçlü bir halefin ortaya çıkması pek olası değil, bu yüzden Kürtler Filistin örneğini değerlendirdiğinde, Türklerin bölünmeyi engellemesi zor olacak. Nitekim Ankara şikayet ederse, Kürtler sadece bir referandum talep edecek ve bu referandumun sonucu, üniter bir Türkiye'nin, birleşik bir Yugoslavya kadar modası geçmiş olduğunu doğrulayacaktır.
Michael Rubin, Washington Examiner'ın Beltway Confidential dergisine katkıda bulunan bir yazardır. Ortadoğu Forumu'nda analiz direktörü ve Amerikan Girişim Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacıdır.
Yenidoğan bebek skandalı, sahte diploma skandalı, bakanlığına dezenfektan satan bakan skandalı, depremzedeye çadır satan Kızılay skandalı, LGS skandalı.. Bütün bunlar olurken de diploması olan seçilmiş belediye başkanını sırf CB olmasın diye kodese tıkmak; durmak yok yola devam💁🏼♂️