Bu hanımefendinin adı McKay Orton 10 yıldır doğal arıcılık yapıyor.
Instagram'da deneyimlerini paylaştığı harika birde sayfası var.
Bakın Kur'an'ı Kerim'de arılar ve balla ilgili ayetler bulmuş ve nasıl heyecanlanmış :)
CHP’nin muhtelif Batı tasavvurları üzerine Kılıçdaroğlu’nun Teori dergisine yazdığı yazı ile Özgür Özel’in Newsweek için kaleme aldığı yazıları karşılaştırdım. Gökalp’ten Akif’e sentezci bir Batı ile Batı’ya işbirliği teklif eden iki farklı yaklaşım. https://t.co/u9qg1X4j8q
Yunanistan'ın İskeçe şehrinde dört Batı Trakya Türkü'nün yargılandığı müftülük davası ertelenirken adliye önünde "Türkler dışarı" sloganları atıldı. İskeçe Seçilmiş Müftüsü Mustafa Trampa, provokasyonu Yunan destekli FETÖ firarilerinin yaptığını belirtti. https://t.co/eaN2Knw4Ud
🔴 Bugün CHP grup toplantısı ekseninde yaşananlar Özgür Özel kadar belkide daha fazla TBMM yönetimine yazar.
🔴 Bugün artık açık olmuştur; T24, HalkTv gibi yayın organları CHP’lileri karşı karşıya getirip, birbirlerine bogazlatana kadar kışkırtıcı, provokatif yayınlarının dozunu arttıracaklar.
🔴 İmamoglu-Özel ikilisinin stratejisi kaos üzerine, yeni partiye giderken CHP’nin kurumsal kimliğini yıpratabildikleri kadar yıpratmak üzerine kurgulu.
“…Eğer her sabah açtığın gazete ya da okuduğun bir kitap sayfasında rastladığ��n bir gerçek, seni o güne kadar bütün öğrendiklerini unutmaya, alfabeye yeniden başlamaya zorluyor ve sen buna razı olamıyorsan, entelektüel değilsin, aydın değilsin hatta namuslu bir okur-yazar bile değilsindir...” [Kemal Tahir]
E Almanya`da yapılan araştırmalar da Alman gençlerin önemli bir kısmının daha iyi bir yaşam umuduyla başka bir ülkede yaşamak istediğini gösteriyor. Aynı şekilde Fransa'da yapılan anketler ise her iki gençten birinin (yaklaşık %54) siyasi ve ekonomik iklim nedeniyle ülkeden ayrılmaya kararlı olduğu görülüyor.
Ne yapacağız bu durumda?
Türkiye’den gençlerin %64’ü başka bir ülkeye yerleşmek istiyormuş da başka ülkede gençler farklı mı düşünüyor?
Hep aynı gereksiz araştırmalar, düzenli şekilde pişirilip servis edilen aptal bir muhabbet bu.
Tabii Türkiye`de bu sözde araştırma ve haberleri yapanların sizden çıkarmanızı istedikleri bir sonuç var: `Allahım ülke ne hale geldi, gençler kaçıyor!`
Oysa genç budur. Her ülkede gençlerin birçoğu daha iyi eğitim alma, yüksek gelir elde etme, yeni kültürler tanıma ve kişisel özgürlükleri artırma amacıyla başka ülkelerde yaşamak isterler. Bu durum, gençlerin kendi potansiyellerini keşfetmek istemelerinden de kaynaklanır.
Şimdilerde sosyal medya üzerinden sürekli halde servis edilen uzak ülkelerde o sözde mükemmel hayatlar(!) da sosu kreması. Tabii sosyal medya üzerinden bu püskürtmelerden sadece Türk gençleri değil bütün ülkelerin gençliği nasibini alıyor.
Bu tür araştırmalardan daha kötüsü ise medyanın bu araştırmalardan yanlış çıkarımları, Türkiye`ye dair olumsuz tablolar çizelim derken aynı zamanda gençlerin eğitimden ekonomiye kadar günlük hayatta motivasyonlarını düşürüyorlar. Bu ülkenin gençlerine ihanet ediyorlar.
İsmail Saymaz vaziyetin objektif bir röntgenini çekmiş:
Özgür Özel'in coşkulu yerel seçim yürüyüşü sosyal medya ve muhalif medyada en etkili şekilde yansıtıldı. Ancak, saha gerçeği farklı, onu görmek gerekir. Bu ekrana yansıdığı şekilde insanlar herhalde sonuç çıkar diye beklediler. Yanılgı buradan kaynaklandı. Sonuç (4 AK Parti, 1 MHP, 1 CHP) beni çok şaşırtmadı.
Bu şu bakımdan gösterge, iki sonuç çıkabilir. Birincisi; sosyal medya ve muhalif medyanın anlattığı hikayenin tamamı değil. Onu görmeliyiz. Burada temenniyle tahmin birbirine karışıyor. Bunu görmeliyiz.
İkincisi; mutlak butlan sonrası ayrışmada iki ayrı CHP ortaya çıktı. Bu kırılmanın CHP'ye yaramayacağının göstergelerinden de biri oldu bu, yaramıyor.
Ermenistan'daki parlamento seçimlerinde önde çıkan Başbakan Nikol Paşinyan’dan ilk demeç: “Seçimleri kazandık. Türkiye ile çok iyi bir dinamik yakaladık. Nihai atılımı yapmak için bu dinamiği devam ettirmemiz gerekiyor”
BİR SOSYAL MEDYA SPORU: LİNÇ KÜLTÜRÜ
Son yıllarda linç kültürü -kurban bayramında danaya ortak girer gibi- binlerce kişinin bir olup bir kişiye giriştiği bir sosyal aktivite turu olarak iyice yerleşti hayatımıza.
Kovboy filmlerinde ellerinde iplerle ‘Asalımmm!’ diye bagıran kasabalının yada korku filmlerindeki baltalı köylülerin; sosyal medyada klavyeli, telefonlu köylülere dönüşümünü izliyoruz.🙂
En basit anlatımıyla ‘Linç’ eylemi hiçbir adil yargılama olmadan insanları cezalandırma yöntemidir. Adil, sağlıklı bir yargılama olmadığı gibi, bir ceza yöntemi olarak da tehlikeli hatta öldürücüdür.
Cehalet ve hoşgörüsüzlüğün tavan yaptığı toplumlarda sıkça görülen bir kültür türüdür ve panzehiri ise anlamak için dinlemek, kabullenmesek bile tahammül etmek, saygı göstermektir.
Karıştırılıyor diye izah etmeme müsade edin; tepki vermek ile linç arasında siyah ile beyaz kadar fark var. Tepki vermek bir yanlışa karşı fikrini söylemek veya eleştirmektir. Linç ise bir kişiyi yargısız infaz etmek, yok etmeye çalışmak ve ona hakaret etmektir. Tepki çözüm arar, linç ise şiddet uygular.
Tepki kişinin kendisine değil, eylemine odaklanır. Buna karşılık linç ise hakaret, tehdit ve siber zorbalıkla doğrudan kişinin kendisini ortadan kaldırma eylemine dönüşür.
Pekala bu ‘Linç’ kelimesinin kökeni nedir? nereden gelir, hikayesi nedir?
Kötü alışkanlıkların çoğu gibi ‘Linç’ de ilk olarak Amerika’da görülür adını da zaten Amerikalı bir hakimden alır.
Yanlış okumadınız;
‘Linç’ eylemi ismini Amerikalı hakim Charles Lynch ve kardeşi yüzbaşı William lynch’den alır.
Sözde İngiliz destekçilerini bulup cezalandırmayı görev edinmiş düzensiz bir birliği komuta etmiş ve elindeki düzmece mahkeme aracılığıyla linç kanunu olarak bilinen yasayı sıklıkla uygulamıştır. `Asalımmmmmm!` Asalım! Hepsi bu. Aynı dönemde Kardeşi William Lynch ise yüzbaşıdır. Her ikisi de keyfi uyguladıkları acımasız yaptırımlarıyla ünlüdür.
Sadece şüphelendikleri için insanları apar topar yakalayıp, o düzmece mahkemelerde yargılayıp kırbaçlama, mallarına el koyma gibi cezalara çarptırıyorlardı. Tahmin edersiniz tabii, özellikle siyahiler bu cezalandırma sisteminden bol bol nasibini almışlardır.
Şimdi bir dakika durup sosyal medya platformlarımızda fazlasıyla gerilmiş politik ortamın içerisinde birdenbire ve abartılı politize olmuş birilerini gözününün önüne getirin: Gözleri karartmış şekilde adeta ellerinde sopayla dolaşıyorlar sosyal medyada ve en ufak bir işaret yetiyor onlara. Charles Lynch`in elinin altındaki düzensiz birlik, bindirilmiş kıtalar gibiler, bir işaretle o tarafa, sonra diğer tarafa koşturuluyorlar ellerinde sopalar....
Sadece aynı kötülükten bir gün sizin de nasibinizi alabileceğinizi aklınızda ve ölmeden önce yenecekler listenizde bulundurun, sıranın size ne zaman geleceğini bilemezsiniz.
Sonuç itibarıyla evet, bugün dilimiz gibi maalesef kültürümüze de yerleşmiş olan ‘Linç etmek’ eylemi iki Amerikalının soyadından gelmektedir.
Justine Sacco, New York’un önde gelen reklam şirketlerinden birinde yöneticilik yaparken, 20 Aralık 2013 günü, Noel tatilini geçirmek üzere ailesinin bulunduğu Güney Afrika’nın Cape Town kentine gitmek için uçağa bindi. Londra aktarmalı uçuyordu.
Heatrow Havaalanında aktarmayı beklerken Twitter’daki toplam 170 takipçisine aşağıya fotoğrafını koydugum twittle şu şakayı yaptı: “Afrika’ya gidiyorum. Umarım AIDS’e yakalanmam. Şaka şaka. Ben beyazım.”
Sadece 170 takipçisi vardı ve hiçbiri şakasına tepki vermedi. Telefonunu kapattı ve uyumaya başladı.
Yaklaşık bir saat sonra uyandı. Uçağına binmek üzereyken telefonunu yine açtı. İlk gelen mesaj, lise yıllarından beri konuşmadığı bir arkadaşındandı: “Başına gelenler için çok ama çok üzgünüm”
😲
Ve bir mesaj daha…
Bu kez en iyi arkadaşından: “Derhal beni ara! Şu anda TT listesinin ilk sırasındasın”
Sacco havaalanında uyurken, takipçi sayısı 15 bin olan bir takipçisi ‘tweet’ini retweet’lemişti. Ve bu basit etkileşimle sosyal çığ başlamıştı. Havaalanında uyuduğu o bir saatte Twitter hayatının kontrolünü ondan almıştı ve parça parça ediyordu. Daha da kötüsü uçağı havalanmak üzereydi ve kendisini savunabilecek durumu yoktu.
Justine Sacco, sadece 170 takipçiye hitap etmenin rahatlığıyla meramını anlatmakta özensiz davranmıştı. Onu tanıyan herkes, aslında New York işi bir hiciv yaptığını farkederdi. Sonradan kendisini savunma imkanı bulduğunda, ‘sadece ahmak bir insanın bir beyazın AIDS’e yakalanmayacağına inanabileceğini’ belirterek, dış dünyadan izole bir balonun içinde yaşayan Amerikalıların bundan dolayı dünyanın geri kalanı hakkındaki şablonlarıyla alay etmeye çalıştığını söyleyecekti.
Ama onun kim olduğu ve neyi kastetmiş olabileceği o sosyal lince katılan kimsenin umurunda değildi. Yazılı cümlenin literal anlamına göre anında yargıya varmışlardı.
Çoğunluk ona yapılanları haklı buluyor, sosyal medya lincine haklı ve kutsal bir mücadele heyecanıyla katılıyordu.
Adı normal zamanlarda Google’da ayda sadece 40 kez aranıyordu. Ancak 2013 Aralık ayının son 10 gününde 1 milyon 222 bin kez aranmıştı.
O uçaktayken, hakkında art arda etiketler açıldı. Hatta, uçağının havadaki rotası bile internette dolaşmaya başladı. Uçağı inişe geçtiğinde ‘Justine’ninUçağıİndi’ etiketi Dünya TT listesine girdi. Dünyanın her yerinde milyonlarca kişinin onun inmesini beklemesi görülmedik bir olaydı.
Doğal olarak fiziksel tehdit altındaydı. Bu kadarla da kalmadı. Çalıştığı işyeri de sosyal medyada esen kasırgaya kayıtsız kalamadı. Şirketi, daha o havadayken yaptığı açıklamayla işinden kovulduğunu açıkladı.
Ve bütün bunlar olurken kendisini savunma imkanı bile yoktu. Cape Town havaalanına inip de telefonunu açtığı anı, ‘telefonum patlayacak gibiydi’ diye anımsıyor. Tıpkı o andan sonraki yaşamı gibi… Çünkü o anda neredeyse bütün dünyanın ondan nefret ettiğini öğrenmişti.
Justine, gizlenmek zorunda kaldı. Arkadaşlarından bile kaçtı. Aylarca kendisini unutturmaya çalıştı. NPR’a verdiği bir röportajından öğrendiğimize göre şimdilerde New York’ta başka bir işte çalışıyor ama kimseye o kişi olduğunu söyleyemiyor. Ve elbette kesinlikle Twitter kullanmıyor.
Peki bütün bunları ona neden yaptık?
Elbette bazıları, Justine’in sözlerinden içtenlikle yaralandı. Justine gibi sosyal medya kurbanlarının başına gelenleri anlatan bir kitabın yazarı Jon Ronson’a göre ise çoğunluğun bu sosyal medya lincine katılmasının nedeni başkaydı.
[Cemal Tunçdemir’in ‘Sosyal Medya Linçlerine Neden Katılıyoruz?’ yazısından]
İçinden geçtiğimiz dönemde bir kez daha görüyoruz ki; “söz”, bazen bir köprü inşa eder; bazen de onarılması güç yaralar açabilir.
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı, söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz." (Yunus Emre)
Bilerek ya da bilmeyerek etnik kökeni, inancı, mezhebi ya da aidiyeti hedef alan; insanları aşağılayan hiçbir sözün mizahla, alışkanlıkla veya başka bir gerekçeyle izahı olamaz.
İnsanların kimliğini küçümseyen, ötekileştiren ve inciten söylemler toplumsal barışı tehdit etmektedir.
Türk’üyle, Kürt’üyle, Arabıyla, Alevisiyle, Sünnisiyle bu milletin hiçbir ferdi aşağılanamaz, dışlanamaz, ikinci sınıf görülemez.
Tam da Türkiye’nin "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda tarihi bir eşiğe geldiği bir dönemde, iş dünyasından siyaset kurumuna, medyadan sivil topluma kadar herkes sürecin ruhuna uygun bir sorumluluk bilinciyle hareket etmeli; provokasyonlara ve kutuplaştırıcı dile karşı dikkatli olmalıdır.
Çünkü etrafımızdaki coğrafya adeta ateş çemberi… Bölgemiz istikrarsızlıkla, savaşlarla ve küresel hesaplarla kuşatılmışken, Türkiye’nin kendi iç huzurunu tahkim etmesi artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Açıkça ve en başta ifade etmek gerekir ki; "Terörsüz Türkiye" sürecinin başarıyla neticelenmesi, bölge üzerindeki tüm kirli senaryoları boşa çıkaracak en stratejik hamledir.
Türkler ve Kürtler arasındaki kadim bağ; ortak tarih, ortak kader, ortak inanç ve ortak medeniyet tasavvuruna dayanmaktadır.
Malazgirt’ten Çanakkale’ye, İstiklal Harbi’nden modern Türkiye’nin inşasına kadar Türkler ve Kürtler ne zaman omuz omuza verdiyse, tarihin akışını değiştirmiştir. Bu köklü geçmiş, gelecekte de ortak bir istikbali birlikte inşa etmeye muktedirdir.
Elbette böylesine hassas ve büyük süreçler, yüksek bir dikkat,özen ve sabır gerektirir.
Ancak dikkatli olmak, süreci hantallaştırmak ya da belirsizliğe mahkûm etmek anlamına da gelmemelidir.
Zaman en büyük sermayemizdir. Sabotajlara ve algı operasyonlarına fırsat vermemek adına süreç; devlet ciddiyetiyle, toplumsal hassasiyetleri gözeterek ama aynı zamanda kararlı ve hızlı bir şekilde ilerletilmelidir.
Çünkü tarihî fırsatlar cesaret ister. Eğer bu fırsat basiretle değerlendirilemezse, aynı zemini yeniden bulmak mümkün olmayabilir.
Bu kritik dönüm noktasında, elini taşın altına koyarak bu tarihi kapıyı aralayan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koydukları devlet aklı ve cesur irade her türlü takdirin üzerindedir.
Bugün hepimize düşen, bu iradeye omuz vermek ve süreci memleketin selameti için sahiplenmektir.
Gün,ayrıştırarak korkuları büyütme değil, farklıklıkları zenginlik olarak görme ve bin yıllık birlikteliğimizi tahkim etme günüdür.
Türk’ün de Kürt’ün de geleceği birdir, ortaktır. Bu toprakların huzuru da istikbali de kardeşliktedir.
🔴 SonDakika
Ankara Sulh Ceza Hakimliği, Aile Bakanlığının talebi üzerine Dilan Polat’ın Instagram hesabının aile değerlerine aykırılık gerekçesiyle kapatılmasına ve erişime engellenmesine karar verdi.
Mehmet Çek'ten nafaka itirazı: "Yoksulluk nafakası alanların önemli bir bölümünün düşük gelirli veya herhangi bir geliri bulunmayan kadınlardan oluştuğu da unutulmamalıdır."
https://t.co/HlN1TErabh