Öğrenebilir olmak da kültür yönünden “farkları giderme” işlemidir. Cahil, “farkları giderme” yapamaz; yani kafasındaki bağıntılarla yeni bağıntılar arasında farkları gideremez.
Gerçeklik, gerçek kabul ettiğimiz şeylerden oluşur.
Elma gerçektir ama atomları göremeyiz. Düşünce gerçektir ama beyni açtığımızda sadece fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal tepkilemeler görürüz. Dün gerçekten yaşandı ama bugün, dün ancak iddialarımızdan ibaret.
Gerçeklik, adına “gerçek” dediğimiz bir simülasyondur.
#ratiomundi
Evren öngörülemezdir…
Öngörmek, enformasyondur. Yani her şeyi öngöremeyiz ama sınırlı alan içinde isabetli bir tahmin yapabiliriz, ya da gerçeğe yakın tahminler.
Bu tahminleri yapmasaydık, evrendeki her şey gibi akışında olurduk. Düşünce, bilim, kültür, toplumsal düzenler, kanunlar, devlet; öngörülemezliği öngörülebilir yapmak için var olurlar.
Canlılık, evrende öngörülemez olanları öngörülebilir yapmak için “enformasyon” yeteneğidir. İçgüdüler, duygular, deneyimler, bilinçli kararlar ve insan bilinci evrenin akışına sınırlı bir alan içinde bir dirençtir.
#ratiomundi
Yanlış bilgiyi düzeltmek için verilen düzeltici bilgi kafaları daha da karıştırıyor. Hem toplumda hem yapay zekada.
Bir şey öğrenirken o konuda o zamana kadar bildiğinden bağımsız düşünmeyen kimse hiçbir şey öğrenmez. Her yeni bilgi cehaleti artırır.
Birkaç nesil önce, insanlar harika bir şey görünce “vay canına, harika” diyordu. Limbik sistem harekete geçer, korteks sadece yorumu yapar. Milyonlarca yıllık mekanizma.
Ama biz, harika bir şey görünce önce “bu gerçek mi, fake mi” diyoruz. Yani önce prefrontal kortekse gidiyoruz, yani limbik sistemi direkt atlıyoruz.
Yani, bir şeyleri beğenmemizi, sevmemizi, istememiz, güvenmemizi isteyen memeli beynimizin milyonlarca yıllık alttan üste işleyen mekanizmasını bozduk. Bu nedenle belki farkında değiliz ama; atalarımıza oranla ruh gibiyiz. Hissetmiyoruz, sevmiyoruz, beğenmiyoruz.
#ratiomundi
Bir saatçi saat yaptı ve onu aldınız. Ömür boyu saat artık sizinle. Saatçi onu takip etmez. Saat, her saniye saati gösterir ama bu içindeki mekanizma sayesindedir. Saatçi her saniye ilahi bir müdahale yapıp saati yeniden ayarlamaz. Saatin içinde çarklar döner, sistem işler; saat çalışır.
Bir saatçi varsa; saatin içinde düzen de vardır. Doğa da bu düzenlere göre işler. Hidrojen’den maddeler evrildi. Canlılık sudaki bir hücreden evrildi. Doğadaki şekiler Fibonacci matematiğine uygun şekilde tasarıma sahip. Binbir sonsuz harika konu.
Bu düzenlerin matematiğini anladığımızda yaratıcının yokluğuna delil aramış olmuyoruz. Tam aksine, yaratıcı tek bir patlamadan tüm evreni, canlılığı ve bilinci ortaya çıkarabilecek bir mekanizmayı başka hiçbir müdahale gerekmeden ortaya çıkarabilecek mühendisi tasarlayabilecek vasfa sahip olan tek mercii olmalıdır.
Hangisi daha hayranlık verici? Muazzam bir şekilde mühendisliği olan mükemmel bir sistem mi, sürekli ve sürekli yeniden tasarım, yeniden müdahale gerektiren sistem mi Şaşkınlar, doğadaki düzenlerin yaratıcının koşulu olduğundan habersizler.
Eski çağların şaşkın insanları yağmur yağınca sebebi fiziğe değil meleklere atfediyorlardı. Sürekli ilahi müdahale arıyorsanız ne dinden haberiniz vardır ne bilimden.
Doğanın mekanizmaları yaratıcının varlığının da koşuludur yokluğunun da. Başka ihtimal olamazdı. Bu mekanizmaları öğrenmek inananı da etkiler, inanmayanı da. Dinden tamamen alakasız konular. İnanıyorsan inancını destekler, inanmıyorsan inanmayışını.
// Düzen, kendiliğinden işleyen sistemler vs. konuları yaratıcının olmadığını ispatlamak için uydurulmuş diyen birinin yaşattığı şok nedeniyle yazdım. Bu sitede her gün yeni bir cehalet türüyle karşılaşıyoruz.
BELİRSİZLİKTEN ANLAMA: ENTROPİ,
BEYİN VE
YAŞAM DEDİĞİMİZ ENFORMASYON AĞI
Bağlantısallık Bilimi ve Yaşamdaşlık Kültürü Perspektifinden Karl Friston Okuması (1/2)
(Yazıyı bir YZ ile bir infografik haline dönüştürdüm, bence anlaşılırlığını arttırdı-bir bakın)
Bilim tarihi çoğu zaman düzen arayışının hikâyesi olarak anlatılır. Oysa daha derine indiğimizde, bilimin esas meselesinin “düzensizlikle nasıl başa çıkılacağı” olduğunu görürüz. Fizikte bu düzensizliğin adı entropidir. Bilgi kuramında ise belirsizlik. Yaşam bilimlerinde ise öngörülemezlik. Karl Friston’un yaklaşımı tam da bu üç alanı tek bir kavramsal eksende birleştirir: Yaşam, belirsizliği azaltma çabasıdır.
Bu bakış, ilk anda teknik bir nörobilim teorisi gibi görünür. Oysa aslında çok daha derin bir şey söyler:
İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir; belirsizliği yöneten bir “canlıdır”. Canlılık enformasyon işleyebilme yetisidir.
Entropi: Düzensizlik değil, bağlantı eksikliği
Klasik anlatımda entropi, düzensizliğin ölçüsüdür. Ancak bu tanım eksiktir. Daha doğru bir ifadeyle entropi, bağlantıların zayıflaması ya da anlamlı ilişkilerin çözülmesi demektir.
Bir sistemdeki olasılıklar ne kadar dağınıksa, yani hangi durumun gerçekleşeceği ne kadar belirsizse, entropi o kadar yüksektir. Bu yalnızca fiziksel sistemler için değil, zihinsel süreçler için de geçerlidir. Anlam kuramadığımız bir dünyada yaşamak, yüksek entropili bir deneyimdir.
Friston’un katkısı burada belirginleşir: Beyin, bu belirsizliği azaltmak için evrimleşmiştir. Yani beyin bir “gerçeklik okuyucu” değil, bir entropi düzenleyicisidir.
Beyin: Gerçekliği algılamaz, kurar
Geleneksel düşünceye göre algı, dış dünyadan gelen verilerin beyne taşınmasıdır. Friston bu görüşü tersine çevirir. Ona göre beyin önce bir model kurar, sonra duyular bu modele ne kadar uyduğunu test eder.
Bu nedenle gördüğümüz şey, dış dünyanın kendisi değil; beynin o dünya hakkında kurduğu en iyi modellemedir.
Burada kritik nokta şudur:
Beyin sürekli olarak “sürprizi” azaltmaya çalışır. Sürpriz, yani beklenmeyen durum, aslında yüksek entropidir. Dolayısıyla algı dediğimiz süreç, entropiyi minimize etme sürecidir.
Bu, Bağlantısallık Bilimi açısından çok “anlamlıdır”. Çünkü anlam dediğimiz şey, rastgelelikten değil; ilişkilerin kurulmasından doğar. Beyin de tam olarak bunu yapar: Dağınık veriler arasında bağlantılar kurarak dünyayı anlamlandırır.
Serbest Enerji: Belirsizliğin yönetilebilir biçimi
Friston’un teorisinin merkezinde “serbest enerji” kavramı yer alır. Bu kavram, doğrudan entropiyi ölçmenin zorluğuna karşı geliştirilmiş bir üst sınırdır. Beyin entropiyi doğrudan hesaplayamaz; ancak serbest enerjiyi azaltarak aynı sonuca yaklaşır.
Basitçe söylemek gerekirse:
Serbest enerji ne kadar düşükse, sistem o kadar öngörülebilir ve kararlıdır.
Bu nedenle yaşamın temel eğilimi şu şekilde özetlenebilir:
Belirsizliği azalt, bağlantıları güçlendir, canlılığını sürdür.
Bu üçlü, aynı zamanda Yaşamdaşlık Kültürü’nün de temelidir. Çünkü yaşamdaşlık, yalnızca birlikte yaşamak değil; birlikte anlamlı bağlantılar kurarak var olmaktır.
Yaşam: Entropiye rağmen değil, entropiyle birlikte
Fizikte ikinci yasa bize şunu söyler: Tüm sistemler zamanla düzensizliğe gider. Yani entropi artar. Peki yaşam bu yasaya nasıl rağmen var olur?
Friston’un cevabı radikaldir:
Yaşam, entropiye karşı duran bir istisna değil; onu yöneten bir süreçtir.
Canlı sistemler, çevreleriyle sürekli etkileşim içinde olarak kendi iç düzenlerini korurlar. Yani entropiyi yok etmezler; onu dışarı aktararak ve içsel bağlantıları güçlendirerek dengelerler.
Bu noktada yaşamı şu şekilde yeniden tanımlayabiliriz:
Yaşam, bağlantılarını koruyabilen ve yenileyebilen bir enformasyon örüntüsüdür.
Bu tanım, atom merkezli klasik biyolojiden farklıdır. Burada temel yapı taşı madde değil, enformasyondur. Ve enformasyon, ancak bağlantılar içinde anlam kazanır.
@alphanmanas Mevcut eğitim sistemi, insanları Sanayi Devrimi'nin birer parçası haline getirmek amacıyla oluşturulmuş Alphan Bey. 'The’ Sistem kitabını okumanızı tavsiye ederim.
Harika bir çağ geldi.
Beyin simüle ediliyor. Yazılımcılar, mühendisler, matematikçiler, fizikçiler bu konularda muazzam çalışmalar yapıyorlar.
Bunun için tüm canlılara bakılıyor. Meyve sineği, zebra balığı, solucanlar vs. Yani biyoloji. Biyoloji ise insan beyninin temeli, hatta düşüncesinin bile temeli. Ama matematiksel süreci olmadan tek başına anlamsız; yani evrim.
İnsan beyni simüle edebilmek için bile önce onun geçirdiği süreçleri simüle edebilmek gerekli. Yani müfredatın asla sahip olmayacağı bir anlayışla; bütün bilimlere birlikte bakılmalı.
Evet, sadece insan beyni simülasyonu için; matematik, fizik, biyoloji, evrimsel süreçlerin tamamı, nöroloji ve binbir gündemin birleşmesi gerekiyor.
Sonuçları; nörofelsefe, sosyoloji, yapay zeka, daha fazla matematik ve binbir gündem demek. Hatta psikiyatriden sosyolojiye her şeyi etkilemesi demek.
Hatta bunu yaparken simülasyonda olduğumuz gündemlerinden fizikçilerin 100 yıldır tartıştığı Boltzman beyni ve bilinç felsefesi tartışmaları açılıyor.
Evet, hiçbir üniversite bölümü sadece insan beynini bile tek başına işleyemez. Müfredata bu konuların girmesine on yıllar var. "Beyin" konuları artık mühendislik ve sayısal gündemler içine giriyor.
Harika bulmadıkça derinliğinde boğulması kolay bir konu değil. Gelecek 50 yılda ana gündemimiz bunlar olacak. Henüz ilk adımlarındayız.
Ama bu konuları anlamanızı ve sevmenizi ve hayatınızı etkilemesini o kadar çok istiyorum ki, Ratio Mundi'de çoktan hepsini işledim bile. Dünya'da konular akışta gündeme girip konuşulana kadar siz çoktan kitapta okumuş olacaksınız. Önümüzdeki 5 yılın tüm harika konu başlıklarını tek kitapta topladım. Dünya'da bunu yapmış bir kitap henüz yok.
Üstelik; ister sayısalcı ister sözelci, ister mühendis ister psikolog olsun herkes için her şeyi sıfırdan başlayarak anlatan bir kitap yok. Birkaç yıla Ratio Mundi'yi yabancı dillerde de göreceksiniz.
https://t.co/zu3CJlsOQN