Genel olarak gözlemlediğim toplumsal bir sorunla ilgili birkaç kişisel önerimi paylaşmak istiyorum:
1. Üniversite sınavına giren bir gence —eğer hayatında çok önemli bir yer etmiyorsanız veya bu durumun onu rahatsız etme ihtimali varsa— sınavıyla ilgili detaylı sorular sormayın. Bunun yerine, düzgün bir iletişim kurarak "Hangi kitapları okuyorsun?", "Hobilerin neler?" gibi sorular yöneltin. Eğer sizden bir talebi olursa ve bu tarz alışkanlıkları henüz edinmemişse, ona bir kitap hediye edin veya bir hobi edinmesi için teşvik edin.
2. Komşunuzun ya da akrabanızın çocuğunun sınavının nasıl geçtiği, maddi statüsü veya özel hayatı sadece kendisini ilgilendirir. Gazeteci veya bir kanaat önderi değilseniz bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşmanıza, bilgi almak için aileleri aramanıza ya da akraba ziyaretlerinde gençleri çapraz sorguya tabi tutmanıza gerek yok. Rahatsız edici merak duygunuzu bilime, sanata veya bir zanaata yönlendirerek hem kendiniz hem de toplum için çok daha faydalı bir birey olabilirsiniz.
3. Eğer kuantum mekaniği üzerine çığır açıcı geliştirmelere imza atmıyorsanız, çocuklarınızdan da sınavlarda olağanüstü yüksek puanlar almaları gibi gerçek dışı beklentilere girmeyin. Eksiklerini telafi edebilmeleri için onlara yapıcı bir iletişimle destek olabilirsiniz. Ancak yaptığınız eğitim masraflarının ve harcadığınız emeğin, medeni hukuka göre yasal yükümlülüğünüz olduğunu; çocuğunuzun hesabına yazılan bir borç statüsünde olmadığını lütfen unutmayın.
4. Çocuklarımız geleceğin emaneti. Onları geleneksel başarı kalıplarına hapsetmek yerine; kendilerini gerçekleştirebilecekleri, potansiyellerini keşfedip büyütebilecekleri imkanlar oluşturmalıyız. Önceki nesillerin inşa ettiği kaotik toplumsal düzenin, sosyal çürümenin ve ekonomik buhranın faturasını yeni nesle kesemeyiz.
Tüm İslam aleminin Gadir-i Hum Bayramı mübarek olsun. Bu kutlu günün ülkemizde birlik ve beraberliği pekiştirmesini, coğrafyamıza huzur, barış ve esenlik getirmesini temenni ederim.
Yıllar önce İstanbul'a üniversite için yeni geldiğim sıralarda seçim çalışmaları vardı. Ben de BTP Gençlik Kolları bünyesinde çalışmalara katılıyordum. Kartal merkezde stant açmıştık. Her şey yolunda, gençler geliyor, sohbet ediyoruz vs. Ben standın biraz ilerisinde biriyle sohbet ederken, bir bağrık sesi yükseldi. Arkamı döndüm, dedim ne oluyor? Matilda Müzikali'ndeki müdirenin topuklu ayakkabı giren versiyonu CHP'li bir teyze (yetkili biri) bağırarak bizi oy bölmekle suçluyor. Şimdi baktım aynı teyze, bize karşı ölümüne savunduğu adamı iktidarın maşası olmakla suçluyor. Seçim yardımı kesildiği için sine-i millete dönmüş. Biz hep oradaydık, hoş geldin aramıza teyzecim.
O gün bize karşı sergilenen absürt romantizm, bugün genel merkezlerinde de aynı şiddetle devam ediyor. Yanlış tercihlerini meşrulaştırmak için kendilerini Atatürk dönemi ile karşılaştırıyorlar. Allah aşkına, Vahdettin, Atatürk'ün seçtiği genel başkan mıydı? İstanbul Hükümetini Atatürk mü kurdu? Atatürk yıllar boyunca herkese karşı Vahdettin'i savunup Vahdettin'i destek vermeyenleri oy bölmekle mi suçladı? Ezcümle, çok kötüye karşı mücadele etmeniz sizin kötü olduğunuz veya ülkenin kaderini olumsuz yönde etkileyecek kötü tercihlerde bulunduğunuz gerçeğini değiştirmez. Sizi çok kötünün desteğiyle parçalamaya çalışan adam Alpha Centauri'den gelen bir uzaylı değil, CB adayınız ve yıllar boyunca tüm uyarılara rağmen savunduğunuz genel başkanınız.
Şunu da söylemeli, elbette hukuka aykırılıkla mücadele edilmesi lazım. Yaşananlar Türkiye'nin demokrasi tarihi bakımından oldukça üzücü. Yaşananlara herkesin tepki göstermesi elzem ama kusura bakmayın, buradan bir kahramanlık hikayesi çıkmaz. Çıksa çıksa Orwell'in 1984’ündeki gibi; direnişin lideri sanıp peşinden gittiğiniz kişinin, aslında sizi 101 Numaralı Oda’ya teslim eden celladınız olduğunu anladığınız sarsıcı bir ihanet hikayesi çıkar. Orwel'in bahsettiği hafıza deliği (memory hole), bu ülkede sadece iktidar yanlıları için değil, ana muhalefet savunucuları için de geçerli. O nedenle kendi trajikomik anımla soslayarak kamu hizmeti niteliğinde bir hatırlatma yapmak istedim.
Sevgiler...
19 Mayıs ruhunu dün Ankara’da gençlerle birlikte yaşadık ve yaşattık.
Atatürk bu ülkeyi gençlere emanet etti. Biz o emanete de, bu ülkenin yarınlarına da sonuna kadar sahip çıkacağız. Çünkü istikbal biziz, biz geleceğiz 🇹🇷
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”
Egemenlik, yarının karar vericileri olan çocuklarımızın omuzlarında yükselecek en büyük mirastır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 'milletin iradesini' geleceğimizin teminatı olan çocuklara emanet ettiği bu eşsiz günün 106. yılı kutlu olsun!
Kahramanmaraştaki elim hadisenin yaşandığı okul, benim çocukluğumun geçtiği evin tam karşısındaydı. Bizim evin önünde bir çit vardı, arkadaşlarım okula giderken çitteki kapı birkaç saatliğine açılır ve okula giriş yapılırdı. Balkonda okulu dakikalarca seyrettiğim zamanları hatırlıyorum, çocuk aklımla orayı çocukların özgürlüğünün belli bir saat aralığı boyunca kısıtlandığı bir hapishaneye benzetirdim. Bahçeye çıkan çocukların mutlu olduğunu ve kısa süreliğine de olsa özgürce hareket ettiğini görünce mutlu olurdum. Okul bahçesinin hemen yanında "kötü adamlar" tarafından kesilmek istenen zeytin ağaçları vardı. O ağaçların bir şekilde kesilmeden orada kalması da ilginç bir şekilde bana mutluluk veriyordu. Yıllar içinde ağaçlarımızı kestiler, çocuklarımızı öldürdüler. Birçok arkadaşım çarpık ve yozlaşmış bir zihniyetin rant sevdası uğruna yitip gitti. Ve ben; sadece üzgünüm, sadece yorgunum binlerce genç arkadaşım gibi. Devraldığımız karanlığı yırtıp ülkeyi aydınlığa çıkarmak boynumuzun borcu ama bu kadar karanlık insanın içini acıtıyor. Uzun süredir ne sosyal medya kullanabiliyorum ne de duygularımı paylaşmaya imkan bulabiliyorum. Bu yazıyı benle aynı duyguları paylaşan bir dostum, bir arkadaşım varsa kendini yalnız hissetmesin diye yazmak istedim. Çünkü ben koskocaman bir karanlığın içinde öyle hissediyorum. İntikam almak, günah keçisi ilan etmek dünyanın en kolay işi; bir toplumu yok eden sosyal çürümeyi anlamalı ve çözüm üretmeli. Çocukların fikirlerine değer vermeli ve temiz yüreklerinden güç almalıyız. Sonsuz hayal güçlerini hapishaneler yaratarak köreltmemeliyiz. Belki de bu karanlıktan çıkmanın yolu, bu karanlığın oluşturulmasında hiçbir kabahati olmayan o temiz yüreklere sahip çıkmaktır.
FİKİRLER ÖLMEZ!
6 yıl önce aramızdan ayrılan, tezi ve fikirleri Hürmüz meselesinde ve diğer gelişmelerde gördüğümüz üzere hala hayatta olan,
MEM’in sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.
#HaydarBaşıAnıyoruz
Bugün Hürmüz Boğazı özelinde tekrar gündeme gelen ve küresel dengeleri değiştiren milli paralarla ticaret, yapay zeka sonrası ekonomik düzenin en önemli unsurlarından biri olan ve evrensel temel gelir adıyla bilinen vatandaşlık maaşının ilk defa mikro ve makro analizleri yapılmış bir iktisat modeli içerisinde ele alınması; Milli Ekonomi Modeli, Hoş Geldin Atatürk, Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt ve daha yüzlerce çağı aşan eser, fikir ve öngörünün sahibi #HaydarBaşıAnıyoruz
Zifiri karanlığı aydınlatan fikirlerinin ışığında sonsuza dek yürümeye devam edeceğiz.
Bugün Merhum Babam Prof. Dr. Haydar Baş’ın aramızdan ayrılışının 6. yıldönümü.
Her geçen gün eksikliğini daha fazla hissediyoruz.
Fikirleri, sözleri yıllar öncesinden bugünlere ve yarınlara ışık tutuyor.
Biz de o ışığın ardında son nefese kadar yürümeye devam edeceğiz.
Minnet, saygı ve özlemle anıyoruz.
BAŞ hocamızı, fikirleri, duruşu ve bıraktığı izlerle hafızalarımızda yaşamaya devam ediyor.
1947’den sonsuzluğa uzanan bir iz, bir hatıra, bir mücadele.
Ruhu şad olsun.🤍
14 Nisan…
Bugün, kurucu başkanımız, ebedi liderimiz Prof. Dr. Haydar Baş’ın Hakk’a vuslatının 6. yıl dönümü…
Baş Hocamızı bir kez daha rahmetle, minnetle ve derin bir özlemle anıyoruz.
Türkiye’nin 81 ilinde ve yurt dışında devam eden anma programlarımızı, bugün İstanbul Cevahir Kongre Merkezi’nde Genel Başkanımız @huseyinbas_BTP'ın katılımlarıyla gerçekleştirilecek büyük programla taçlandırıyoruz.
Bu anlamlı buluşmada sizleri de aramızda görmekten onur duyarız.
Trabzon- Ortahisar Belediyesi’nin aldığı kararla Prof. Dr. Haydar Baş’ın ismi yıllarca öğretmenlik yaptığı Trabzon Lisesi’nin olduğu sokağa bugün tabelası da asıldı.
Ebedi Liderimizin adının yaşatılmasında emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
İran’ın Hürmüz hamlesi bir tesadüf değil.
2005 yılında Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya koyulan Milli Paralarla Ticaret sistemi bugün ABD ve İsrail’in oyunlarını bozmaya devam ediyor.
Kağıttan imparatorluklar çökerken Milli Paralarla Ticaret dünyanın seyrini değiştiriyor.
“3 günlük dünya için, oturacağımız iki günlük koltukların çok da heveslisi olmamak lazım.”
“Müslüman devletler İran’ı kınadı ama ‘bu İsrail’in suçu, Amerika’nın suçu’ demedi.”
Genel Başkanımız Hüseyin Baş, bayram namazı sonrası yaptığı açıklamada milletimizin Ramazan Bayramı’nı kutladı, bölgedeki sıcak gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Genel Başkanımızın açıklamalarından öne çıkan başlıklar videomuzda.
"Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrı'yı da İngiliz zannederdim"
Mahatma Gandhi
Tüm dünyaya sömürgeciliğin yenilebileceğini gösteren büyük komutana ve şanlı orduya saygıyla…
18 Mart Çanakkale zaferi kutlu olsun.