Yahudi sermayesinin sponsorluğunda, bağıra bağıra çocuklarımıza operasyon çekiyorlar. Eskort kıyafetleriyle +18 konserler veren kızları ve üç gün sonra eşcinsel olduğunu açıklayacak oğlanları rol model olarak büyütüyorlar. Bu habasete hak ettiği şekilde müdahale edilmesi şart.
Bütün NATO liderlerini Ankara’ya getirdi,
CAATSA prangasından kurtuldu,
İsrail’in lobicilik faaliyetleri ve Netanyahu’nun neredeyse her gün yaptığı açıklamalarına rağmen F-35’leri alacak,
Kendisini dünyanın hakimi zanneden bir delinin ciddiye aldığı tek adam.
Hem kendi siyasi kariyerinin uluslararası anlamda zirvesini yaşıyor hem de Devlet-i Aliyye tarih sahnesinden çekildiğinden beri ilk defa Türk bir lider bu kadar merkezde. İçeride de bazı dangalaklar bu adamın düşük zekalı bir komedyenden korktuğunu iddia ediyor. İronik.
@doakozmetik 1 mayısta sipariş verdim 5 mayısta paketleniyor dediler hala teslim edilmedi. Telefonları da açmıyorlar. Bu ne rezillik? Bir daha da alışveriş yapmam.
İnsanlar; nüfus azaltma projesinin salgınlar, savaşlar, zehirlemeler veya toplu katliamlarla gerçekleşeceğini sanıyor. Hayır! Proje, Yahudilerin kontrolünde ve tıkır tıkır işliyor. Dünyadaki doğum oranları bu haliyle kalırsa, 2100 yılına kadar 8 milyar olan dünya nüfusunun yaklaşık 3 milyar azalarak 5 milyara düşeceği öngörülüyor. Tabii mevcut durum korunabilirse!
Doğum oranları hızla düşmeye devam ediyor; bu düşüş 4-5 milyarı bulabilir. Yani 2100 yılına kadar dünya nüfusunun 3,5-4 milyar seviyelerine gerileme ihtimali çok yüksek.
Senaryoya göre doğum oranlarındaki düşüş hızı bu şekilde sürerse, yaklaşık 160-170 yıl içinde dünya nüfusu 2 milyar civarına düşecek ve Yahudiler büyük ihtimal yaklaşık 300 milyon kişi ile dünyanın en büyük nüfus oranına sahip topluluğu olacak. Çünkü projeden sadece bir topluluk muaf o da YAHUDİLER!
Peki, nüfus azaltma projesi nasıl işliyor? Proje; filmler, diziler, klipler, sosyal medya, feminizm ve LGBT gibi akımlar aracılığıyla evlilik müessesesini hedef alarak; sevgiyi ve merhameti hayvanlara kanalize ederek; nafaka ve "kadının beyanı esastır" gibi "özgürlük" kılıfına sokulmuş sözde medeni Batı kanunları ile erkeğin kadına, kadının ise erkeğe olan güvenini yok ederek "güçlü kadın" gibi sloganlarla kadınlar istihdama teşvik edilerek, gayrimeşru ilişkiler meşru hale getirilerek, çocukları ebeveynlerine asi ederek, insanlar kırsaldan şehirlere göç etmeye zorlayarak ve ekonomik zorluklar yaşatılarak, madde bağımlıligini ve alkolü şirin göstererek vs. şeklinde işliyor. Bunlardan beri olan sadece bir topluluk var o da YAHUDİLER!
Özetle; kimse konuyu hala pek ciddiye almıyor ama dünya savaşlardan, nükleer bombalardan, kıtlıklardan ve salgınlardan çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya!
Belediye vatandaşın vergisiyle baklava üretiyor.
Belediyecilik denilen ucube sistem; yolunu kaybetmiş bir halde
Sovyetlerden daha beter bir sistem.
Acil ortadan kaldırılması gerekli.
Türkiye’nin yaşayabilmesi için, Belediyecilik anlayışı yok edilmeli.
14 trilyon doları yöneten adam neden sessiz sedasız Ankara'ya geldi?
Bunu anlamak için öncelikle masadaki isimlere ve zamanlamaya bakalım.
BlackRock CEO'su Larry Fink, Boğaz manzarası izlemek için uçak kaldırmaz.
Her kelimesini dikkatli okuyun.
Dünyada tedarik zincirleri kopuyor. Çin-ABD gerilimi ve Ortadoğu karmaşası küresel sermayeyi panikletti. O devasa üretimi Asya'nın riskinden çıkarıp daha güvenli bir limana, Avrupa'nın dibine park etmek zorundalar.
Sonra masadaki diğer isimlere dönelim.
Görüşmede Mehmet Şimşek oradaydı. Yabancı sermaye, rasyonel politikalara dönüşün kalıcı olup olmadığının garantisini bizzat en tepeden, Cumhurbaşkanından almak istedi. Kafalarındaki soru işaretini sildiler.
Ve en kritik detay. Enerji Bakanı da oradaydı.
Avrupa'nın enerjisi tehlikede ve gazı bitiyor.
Şu anki tablo şöyle:
Fed faiz indirimlerinin eşiğinde ve trilyonlarca dolar akacak yön arıyor.
Batı, Asya'daki jeopolitik riskini Türkiye'nin sanayisi ve lojistik altyapısıyla hedge etmeye hazırlanıyor.
Avrupa'yı ısıtacak ve fabrikalarını çalıştıracak enerjinin transit merkezi mecburen Türkiye oluyor.
Yabancı fonlar çoktan yüksek faizden TL'ye geçip carry trade ile tahvil piyasasına girmeye başladı bile.
Borsa İstanbul'da aylardır iskontolu kalan dev sanayi, lojistik ve enerji şirketleri asıl büyük sermaye dalgasını bekliyor.
Sosyal medyada haber akışına kapılıp panik yapanlar arkasından bakarken, aklını kullanıp sepetini bugünden doğru yatırım araçlarıyla dolduranlar bir kaç ay sonra arkasına yaslanıp keyfine bakacaktır.
Peki şu anda hangi yatırım araçlarını tercih ediyorsunuz? Diye soracak olursanız. ⬇️
Kendi ideal yatırım dağılımımızı @PrimeAcademyio sayfasının son gönderisinde belirttim.
“Kimsenin bilmediği ‘BAE’nin sırrı"
(Gazeteci Cemal Reyyan)
Yüzölçümü 75 bin km²’yi geçmeyen, yerli nüfusu 800 bini bile bulmayan küçük bir ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin nasıl bu kadar hızlı bir kalkınma yaşadığı kimse tarafından bilinmiyor.
BAE’nin siyasi bir geçmişi, kurtuluş hareketleri, kültürel ya da düşünsel kurumları yoktur.
Acaba Şeyh Zayed ona “Yasin Suresi” mi üfledi de bir gecede imar ve kalkınma ile gelişmiş, Batı Asya’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri mi oldu?
Gerçek şu ki: “BAE projesinin” arkasında Yahudiler vardır.
Batı’daki zengin Yahudiler, Orta Doğu’da ticaret ve finansı yönetecek, “ana devletle” doğrudan ilişki kurmadan çıkarlarını koruyacak bir yerleşim kurmayı düşündüler.
1971’de, yani kuruluş yılında, Batı Emirlikleri önce altıya sonra yedi emirliğe böldü. Her birinin emiri, ordusu, polisi ve güvenlik yapısı vardır.
Abu Dabi ise toplam alanın dörtte üçünden fazlasını kapsar. Böylece güçlü bir devlet çekirdeği oluşmasının önüne geçildi.
Resmî rakamlara göre yerli nüfus 750 bin olsa bile, 200 farklı milletten yaklaşık 9 milyon yabancıyla kıyaslandığında bu ne ifade eder?
Tüm yerli halk istihbarat ve ordu olsa bile ülkelerini koruyamazlar.
BAE’ye girdiğinizde kendinizi Avrupa ya da gelişmiş Asya ülkelerinden birinde gibi hissedersiniz: düzen, profesyonellik, temizlik ve disiplin vardır.
Ancak “yerli vatandaş” bulmak zordur; havaalanından konuta kadar her şey yabancıların elindedir.
Havalimanları ve limanlardaki yoğunluk insanı hayrete düşürür.
Bu kadar karmaşık bir sistemi, düşünce ve vizyon olarak basit bir “Emirati”nin yönetmesi mümkün müdür?
BAE, özellikle Abu Dabi, dünyadaki en yüksek milyoner oranlarından birine sahiptir; yaklaşık 75 bin milyoner vardır ve bunların büyük kısmı Yahudi zenginlerdir.
Bu da büyük bir finansal birikim için güvenli bir ortam oluşturur.
Bu nedenle Muhammed bin Zayed’i İsrail’e yönlendiren kişinin Yahudi milyarder Haim Saban olması şaşırtıcı değildir.
BAE sadece gökdelenler ve ticaret değildir;
“ümmete karşı bir komplo yerleşimidir.”
Soru:
BAE neden dünyada en çok silah harcayan ülkelerden biridir?
Ordusu nerede? Hangi sınırları savunuyor?
Cevap:
Bu silahlar bölge ülkelerine karşı kullanılıyor; BAE’nin ekonomik, siyasi veya güvenlik olarak müdahil olmadığı neredeyse hiçbir ülke yoktur.
Bir diğer soru:
Al Zayed ailesi tüm bu karmaşık işleri yönetecek kapasiteye sahip mi?
Neden büyük sermaye sahipleri BAE’yi doğrudan yönetmiyor?
Bu sorunun cevabını Henry Ford’un 1921 tarihli “Uluslararası Yahudi” kitabı verir:
“Yahudiler dünyayı arkadan yönetmeyi tercih eder.”
Başka bir soru:
Neden yatırım için İsrail değil de BAE seçildi?
Cevap:
İsrail askeri bir cephedir, sürekli tehdit altındadır, ticari olarak bölgede kabul görmez ve istikrarsızdır.
Sonuç:
“BAE, 1971’den beri bir İsrail yerleşimidir.”
@SulaimanALFAHD1
🔴 5816 sayılı Kemalizm kanunu kapsamında tutuklanan Ramazan Hoca'nın oğlu:
Babam okulda Ramazan etkinlikleri yapmak istedi. Ancak okul müdür yardımcısı, ‘Okulda İslam’la, Ramazan’la alakalı şeylerin ne işi var?’ diyerek buna karşı çıktı. Asıl kavganın sebebi de buydu.
Babam, Sanat Felsefesi dersinde öğrencilerden sanatla alakalı özlü söz söylemelerini istemişti.
Ardından tahtaya, ‘Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.’ sözünü yazdı.
Öğrencilerden biri, ‘Hocam, bu Atatürk’ün sözü değil mi?’ diye sordu. Babam da, ‘Hayır, bu söz Atatürk’ün değil. Atatürk’ün sanat felsefesiyle ne alakası var, o askerdir.’ dedi. Bunun üzerine öğrenciler, ‘Siz Atatürk’ü sevmiyor musunuz?’ diye sordu.
Ardından bazı öğrenciler müdür yardımcısına giderek derste yaşananları anlattı. Müdür yardımcısı da bunu fırsata çevirip çocuklara baskı yaparak dilekçe yazdırdı.
Yazdırılan dilekçelerin hepsi birbirinin aynısıydı, adeta tek elden çıkmış gibiydi. Çünkü hepsi tek bir kişinin yönlendirmesi ve baskısıyla yazdırıldı.
Dilekçe yazan öğrencilerin 10 tanesi kız, 1 tanesi erkek. Müdür yardımcısı kızların üzerinde daha kolay baskı kurabileceğini düşündüğü için onları kullandı.
Birkaç öğrenci ifadesini geri çekmek istedi. Müdür yardımcısı yalan beyanda bulunmaktan suçlu bulunacaklarını söyleyerek öğrenci velilerini korkuttu.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
Hz.Musa Tur dağına gitti geldiğinde altından buzağa tapıyorlardı, gökten bıldırcın ve kudret helvası indi biz soğan salatalık isteriz dediler, bizi 40 yıl gezdirip burayamı getirdin diye isyan ettiler, en sonunda Hz. Musa Allah'a "Neden beni bunlara gönderdin" diye sitem eder. Bunları peygamberler ıslah edemedi, Hz.Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa'yı öldürdüler..