Bir şehirden diğerine yürürken gördük ki...
Yol, cümleden uludur.
Yol, yolcudan da uludur.
Önemli olan doğru yolda olmaktır.
Bugün Diyarbakır’da vatandaşlarımızla bir olduk. Yolda, çarşıda, tarlada buluştuk.
Bizim bu mücadelede, milletimizden başka sığınacak kimsemiz yoktur.
Millete sığınıyoruz, millete güveniyoruz.
Yeşilçam’ın büyük ustası Kadir İnanır’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Halktan, emekten yana duruşuyla, sanatına kattığı değerle gönüllerimizde silinmeyecek bir iz bıraktı.
Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, sanat camiamıza ve tüm ülkemize başsağlığı diliyorum.
Bugün seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel ve milletvekili arkadaşlarımızla Diyarbakır’daydık. Dört Ayaklı Minare’ye karanfil bırakacaktık. Ama bu kez çiçekçilerde karanfil yokmuş. “Diyarbakır’da gül mevsimidir” dediler, minarenin ayaklarına gül bıraktık. İyiki de karanfil yokmuş. On yılı aşkın bir zamandır minarenin ayaklarına karanfil bırakıyorum. Karanfil bana ölümü çağrıştırır. Seçilmiş Genel Başkanımızla yere bıraktığımız bu güllerin kardeşliğimizin güçlenmesi, demokrasi hayallerimizin gerçekleşmesi için bir başlangıç olmasını diliyorum.
@ozgurozeliletsm@eczozgurozel
İkili hukukla, kendinden olmayan herkesi düşmanlaştıran bu anlayışla; belediyelerimize yönelik şafak operasyonlarıyla, gözaltılarla, tutuklamalarla, kayyım atamalarıyla, hukuksuzluklarla ve adaletsizliklerle mi “Yenikapı ruhu” inşa edeceksiniz?
Hadi oradan!
Toplumsal birlik ve beraberlik; baskıyla, korkuyla, tehditlerle ve dayatmalarla değil, hukukla, adaletle, demokrasiyle, millet iradesine saygıyla sağlanır.
Tatili bahane ederek kurultay sürecini eylül ayına ertelemek, butlancıların, mahkeme kararıyla atandıkları koltuklardaki ömrünü uzatma girişiminden başka bir şey değildir. Milyonlarca üyenin ve seçmenin beklediği kurultay iradesine sırtını dönenler, kurultayda ortaya çıkacak sonuçtan korkmaktadır.
Genel Başkanımız Özgür Özel:
“Tamamı 30 yaşın altındaki üyelerimizin seçtiği Gençlik Kollarımızı, 30 yaşın üzerindeki bir kurul görevden almak istiyor, görev teklif ediyor.
Demokrasiyi kurmuş, bu ülkeye sandığı getirmiş bu partinin bu ayıptan derhal kurtulması gerekir.”
Kim ve ne olduğunu ben biliyordum ve bunu ifşa ettiğim için linç yedim zamanında. Senin iftiralarına da maruz kaldım.
Sen pişman olmayacak kadar yüzsüz bir düzenbazsın. Esas biz pişmanız sana destek verdiğimiz için. Senin gibi tek doğru tarafı olmayan birine gidip oy verdik. Ve siyasi hayatımın en büyük hatası sana gidip oy istemektir!
Tedbirli ihracın en güzel yanı, baştan aşağı samimiyetsizlikle örülü o mektubun bana gelmemesi oldu.
Kurultay yapmamakta direnenlerin, seçimlerde listelere kendi yazdıkları milletvekilleriyle yüz yüze gelmeye cesaret edemeyip, sadece 3 kilometre ötedeki TBMM’ye mektup göndermeyi tercih etmeleri içinde bulundukları çaresizliği açıkça ortaya koyuyor.
Genel Merkez’den eve, evden Genel Merkez’e gidip gelmeyi siyaset zannedenler; örgütün sesini duymayı, sokağın nabzını tutmayı ve üyelerin iradesine kulak vermeyi çoktan unuttular.
Siyaset, makam odalarında yazılan mektuplarla değil; halkın içinde, meydanlarda, mücadeleyle yapılır.
Bugün gönderilen o mektup milletten, örgütün iradesinden uzaklaşanların nasıl yalnızlaştığının en net göstergesidir.