Toplumlar bazen konuşarak değil…
yürüyerek düşünür.
Çünkü yürümek, insanlığın en eski itiraz biçimlerinden biridir.
Sözün yetmediği yerde beden konuşur…
suskunluğun ağırlığını adımlar taşır.
Özgür Özel’in Meclis’e yürüyüşü de bu yüzden yalnızca bir siyasi refleks değil…
bir toplumsal ruh hâlinin dışavurumudur.
Çünkü mesele bir kişinin nereye yürüdüğü değil…
bir toplumun içinde biriken duygunun hangi bedende görünür olduğudur.
Tarih bize şunu öğretir:
Bazen kurumlar sessizleşir…
bazen cümleler etkisini kaybeder…
ve tam o anda insanlar yönünü kelimelerle değil, hareketle tarif eder.
Bu yüzden bazı yürüyüşler bir güzergâh değil, bir çağın psikolojisidir.
Yıllar sonra belki tartışmanın ayrıntıları unutulur…
ama bir toplumun sıkışmışlık hissinin sokağa, meydana, koridora nasıl yansıdığı hatırlanır.
Çünkü kolektif hafıza olayları değil…
duyguları arşivler.
Bakmayı bilen için doğa,hayatında olan biteni daha net görebilmesini sağlayan bir aynadır.. İnsan ömrü boyunca uyması gereken tek kanunun kendini ve başkalarını sevmek olduğunu bilse bunca kötülük olur muydu?