Terörist dediler, hırsız dediler, FETÖ’cü dediler… Tutmadı!
İftira listesi uzun ya… Şimdi de “dış mihrak” diyorlar.
Ben iki öğretmenin evladı, bir bahçıvanın torunuyum. Beni bu devlet parasız yatılı okuttu.
Devlet üniversitesinde okudum, askerliğimi Mavi Vatan’da uzun dönem yaptım. Ailesi Balkanlardan göç etmiş bir Balkan Türküyüm.
Devletin varlığının ne demek olduğunu Erdoğan’dan çok daha iyi bilirim.
Bize dış mihrak tarif edecek adamın da alnını karışlarım!
Bize bina değil, yürek lazım.
Biz binalardan çıktık, milletin açtığı yolda yürüyoruz.
Yanımızda memleketimin güzel insanları oldukça, gerisi teferruat.
Kılıçdaroğlu soruların çoğuna mantık sınırlarında yanıt veremedi. Saray yargısının kararlarına dayanarak CHP’li başkanları suçlamasındaki çelişkiyi açıklayamadı. Etkin pişman ifadelerini peşinen doğru kabul etmesindeki tutarsızlık gözler önüne serildi. Sürekli ‘Bilmiyorum’ diyerek yanıt vermekten kaçındı. Partiye polis sokulması, mutlak butlan kararında bile ‘Benimle ilgisi yok’ söylemi hiç inandırıcı olamadı. Kılıçdaroğlu, toplumun aklı ile alay eder gibi sorumlulukları üzerinden atıp ‘Arınma’ söyleminin arkasına saklanmaya çalıştı.
Silivriden Notlar:
-Son duruşmada Ekrem İmamoğlu dahil olmak üzere bütün sanıklar heyet karşısına çıkarken Cumhurbaşkanı Adayı Sayın Ekrem İmamoğlu bir anda ayağa kalkıp Türk Siyasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir dev nutuk çekti. İçerik olarak Kılıçdaroğlu ve Erdoğan’ı çok ağır ve net ifadelerle itham eden Ekrem İmamoğlu’nu heyetin baskılarına rağmen konuşmasını engellemeyen Jandarma Komutanı ile ilgili soruşturma başlatıldı. Ekrem başkanın konuşması sırasında duruşmaya katılanların dehşetli bakışları dikkatten kaçmadı. Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı makamını hak ettiğini devlet erkanı önünde ispatlamaya ve kanıtlamaya devam ediyor. Cumhuriyeti düştüğü bataklıktan çıkaracak yumruk gibi bir iktidar Silivri’den doğuyor.
12.06.2026 tarihinde bir televizyon programında Berhan Şimşek’in, Sn. Ecz. Özgür Özel’e yönelik eczacılık üzerinden kurmuş olduğu cümleler meslek camiamız tarafından tepkiyle karşılanmıştır.
Eczacılık mesleği, bilim ve etiği merkezine alan kadim bir halk sağlığı hizmetidir. Günlük ve siyasi tartışmaların malzemesi yapılamaz, buna müsaade etmeyiz.
Ayrıca, kullanılan ifadeler eczanelerimizdeki çalışma arkadaşlarımızı da küçük düşürmeyi hedefleyen aciz cümlelerdir.
Kurulan vahim cümleleri kabul etmiyor ve kınıyoruz.
Türk Eczacıları Birliği
@mnkalkan Hocam bu kadar ağır bir yorum için henüz çok erken değil mi? Özel, programın sonunda lütfen bize biraz güvenin dedi ki siz de saydırmaya eğer bir strateji değilse diye bir varsayımla başlıyorsunuz.Yapıcılıktan uzak ve şu durumda hiçbir işe yaramayacak bu okumalara ne gerek var?
LÜTFEN OKUYUN
#İBBDavası'nda 47.gün
"Cinayet büro ev baskına gönderilmiş"
Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker beyanda bulunuyor.
"Bir gün sonra sabah saat 05.30'da evime polis geldi.
Ben iki kızımla yalnız yaşıyorum.
Kapı çaldığında ekran üzerinden polisleri gördüm ve Allah'tan avukatımı arayabildim. Çünkü polisler içeri girdikten hemen sonra telefonumu aldılar.
"Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
Çocuklar ağlıyordu.
"Bir bardak su vereyim" dedim.
"Hayır."
"Küçük kızım okula gidecek."
"Hayır."
"Sakın kimse yerinden kıpırdamasın."
Sürekli delil karartmaktan söz ediliyordu.
Oradaki polislerden biri, sanırım bir komiserdi. Gözlerindeki ifadeyi hiç unutamayacağım.
Bir ara bana:
"Kaşe var mı?" diye sordu.
"Ne kaşesi?" dedim.
"Şirket kaşesi."
"Yok" dedim.
"Ben şirketin genel müdürüyüm, şirket kaşesini evimde ne yapayım?"
Buna rağmen evi aramaya devam ettiler.
Biz pijamalarımızla öylece bekliyorduk.
Çocuklar ağlıyor, kimse hareket edemiyordu.
Bir noktada polise:
"Siz mali suçlar için gelmediniz mi?" diye sordum.
Polis:
"Biz Cinayet Büro'dan geldik" dedi.
Bunu duyunca kızlarım daha da korktu.
"Ne cinayeti?" dedim.
"Şu anda operasyon yürütülüyor, biz görevlendirildik" dedi.
O an yaşadıklarımız gerçekten tarif edilmesi zor şeylerdi.
Bir bardak su bile veremediğim çocuklarımın yanında, ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşananların bir tiyatro mu yoksa bir kâbus mu olduğunu hâlâ tarif edemiyorum.
Sonrasında sağlık kontrolüne götürüldüm.
Orada bir polis memuru, başına bir şey gelmediğinden emin olmak için annemi aramama izin verdi.
Daha sonra tekrar aramama da izin verdi.
Kendisine bu insani davranışı nedeniyle teşekkür borçluyum.
Ben evden bu şekilde ayrıldım.
Küçük kızımı son kez okuluna bırakmış oldum.
Akşam geri döneceğimi düşünüyordum.
Sonra Vatan Emniyet'e götürüldük.
Açıkçası ilk başta oradan çıkamayacağımı düşündüm.
Fakat içeri girince asistanımı gördüm.
"Canan, sen neden buradasın?" dedim.
"Beni de aldılar" dedi.
Sonra diğer arkadaşlarımız gelmeye başladı.
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insan getirildi.
Sonrasında artık orada yaşamaya başladık.
Nezarethane şartlarını anlatmak istemiyorum ama umarım hiçbiriniz hayatınız boyunca görmek zorunda kalmazsınız.
Bodrum katta olduğu için cam yoktu, pencere yoktu.
Gün mü gece mi anlamıyordunuz.
Bir gün kadın polis memuru geldi.
"Arama yapılacak" dedi.
Bizi sıraya dizdiler.
Sonra beni küçük bir odaya aldılar.
Odayı da, o polis memurunu da hayatım boyunca unutmayacağım.
Memur:
"Üstünü çıkar" dedi.
Çıkardım.
Sonra:
"Altını da çıkar" dedi.
Şaşırdım.
Ama çıkardım.
Ardından:
"İç çamaşırını da çıkar" dedi.
Ne olduğunu anlayamadım.
Ama söylediklerini yaptım.
Sonra:
"Çömel" dedi.
Daha sonra çeşitli hareketler yapmamı istedi.
O an ne yaşadığımızı gerçekten anlamıyorduk.
Kadın memurun eldiven takması bile bize normal bir sağlık kontrolü yapılacağı hissini vermişti.
O kadar yabancıydık bu sürece.
Sonrasında tutuklandık.
Akşam saatlerinde Silivri Cezaevi'ne getirildik.
Hayatında hiç cezaevine girmemiş bir insan olarak yaşadıklarım gerçekten bir film sahnesi gibiydi.
İnsan, suç işlemediği sürece bir gün cezaevine düşebileceğini hiç düşünmüyor.
Ama olabiliyormuş.
Her şey insana dair.
Cezaevine geldiğimizde bize:
"Merak etmeyin, siz beş kadınsınız. Sizi aynı koğuşa koyacağız." dediler.
Buna çok sevindik.
Ancak daha sonra müdür geldi ve:
"Adalet Bakanlığı'ndan talimat geldi. Hepiniz ayrı ayrı koğuşlarda kalacaksınız." dedi.
Bizi tek tek farklı koğuşlara götürdüler.
İlk gün birbirimizi sadece pencerelerden görebildik.
Ben koğuşa konulduğum anda pencereye koştum.
Çünkü diğer arkadaşlarımın da yan koğuşlara yerleştirildiğini anlamıştım.
Fatoş'un sesini duyuyordum.
Çok ağlıyordu.
Bir şey olacak diye korkuyordum.
Bütün gece pencerelerden birbirimize seslenerek geçti.
Birimiz ağlıyor, birimiz teselli etmeye çalışıyordu.
İlk gecemiz böyle geçti."
Bu çok kötü niyetli bir açıklama. Kemal Kılıçdaroğlu, "iç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar" diyerek kendisine yönelik muhalefeti kriminalize etmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, ne tabanda ne de CHP kadrolarında desteği kalmadığı için kendisine itiraz edenleri kavgacı olarak gösterip, iktidar yargısı tarafından tasfiye edilmelerine zemin hazırlıyor.
Bugün Çorum’dan Nevşehir’e uzanan yolumuzda gördük ki…
Adalete duyulan inanç; kurulan tüm hesapları boşa çıkaracak güçtedir.
Bir yolu yürümeye başladık.
Yeni mücadelemizin parolası yürüyüştür.
Pusulası millettir.
Rotası 86 milyondur.
Damla damla, köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız!
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.