Başkomutan Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen ve Millî Mücadele’nin en önemli merhalesini teşkil eden Büyük Zafer’in 104’üncü yıl dönümünde aziz milletimizin, Kıbrıs Türk halkının ve dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımızın 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı tebrik ediyorum.
Büyük Zafer’in başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını minnetle yâd ediyor, istiklalimizin ebedî muhafızları olarak gördüğümüz şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi şükranla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
https://t.co/J3KHBsX7tJ
Bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi armağan eden 30 Ağustos Zaferi’nin 104. yılı kutlu olsun. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, vatan uğruna can veren tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
30 Ağustos; bağımsızlığımızdan asla vazgeçmeyeceğimizin, vatanımıza ve istikbalimize sonsuza dek sahip çıkacağımızın tarihe kazınmış iradesidir.
Büyük Zafer’in 104. yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
“Bu memleketi size saldırtacağız” demek nasıl bir siyaset anlayışıdır? Milletin iradesini tehdit diliyle, kışkırtmayla, gerilimle yan yana getiren bu sözler kabul edilemez. Bu memleket kimsenin üzerine “saldırtılacak” bir kitle değildir. Bu millet, iradesini sandıkta ortaya koyan, kimin hizmet ettiğini, kimin yalnızca gürültü çıkardığını çok iyi bilen aziz bir millettir.
Kurulduğu günden bu yana AK Parti, Türkiye’nin her sokağında, her hanesinde izi olan, milletimizin derdini dinleyen, taleplerini bilen ve sorunlarına çözüm üretmek için gece gündüz çalışan büyük bir kitle partisidir.
Kurulduğumuz günden bugüne millete hizmet için milletle el ele yürüyen, siyaseti milletin içinde ve milletle birlikte yapan bu teşkilatın mensuplarına yönelik çirkin itibarsızlaştırma çabalarını dikkatle takip ediyoruz.
YENİ Parti Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın’ın İzmir programı boyunca kullandığı ifadeler ise bu anlayışın siyaset dilini bir kez daha ortaya koymuştur.
Bir yandan “iktidar kimi tehdit ediyor” diyerek mağduriyet siyaseti üretip diğer yandan “bu memleketi size saldırtacağız” diye konuşmak başlı başına bir çelişkidir. İzmir’e gelip tehditten, saldırmaktan, gerilimden söz etmek yerine İzmir’in gerçek meselelerini konuşun.
İzmir’de “sokakta olmayanları” arıyorsanız yanlış yere bakıyorsunuz.
Sokakta belediye hizmeti yok.
Yeterli altyapı yatırımı yok.
Trafik sorununa çözüm yok.
Yağmurda taşkına kalıcı çözüm yok.
Milletin derdini dinleyip çözüm üretecek bir belediyecilik anlayışı yok.
Peki sokaklarda ne var?
Trafik var.
Çöp var.
Taşkın var.
Bozuk yollar var.
Yıllardır çözüm bekleyen sorunlar var.
Biz ise dün olduğu gibi bugün de sokaktayız. Esnafımızın yanındayız, pazar yerindeyiz, mahalledeyiz, düğünde ve taziyedeyiz. Hemşehrilerimizin sevincini de sıkıntısını da paylaşıyoruz. Çünkü bizim siyaset anlayışımızda millet seçimden seçime hatırlanmaz. Millet neredeyse biz oradayız.
Bu zihniyetin yeni bir ambalajla karşımıza çıkıp yeni bir vizyon ortaya koymasını zaten beklemiyorduk. İsimler değişiyor, tabelalar değişiyor ancak siyaset anlayışı değişmiyor. Eser ve hizmet siyaseti yerine gerilim, çözüm yerine polemik, proje yerine itham, milletin meseleleri yerine iftira siyaseti…
AK Parti olarak yaptığımız hizmetlerle, hayata geçirdiğimiz eserlerle ve milletimizle kurduğumuz gönül bağıyla konuşmaya devam edeceğiz.
Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük siyasi partisi olarak gücümüzü tehditten, polemikten veya masa başında üretilmiş ezberlerden değil, milletimizin iradesinden ve güveninden alıyoruz.
Onlar bizi sokakta aramaya devam etsin.
Biz zaten milletimizin yanındayız.
Ülkemizde 22 yıl aradan sonra ikinci, başkentimizde ise ilk defa tertiplediğimiz NATO Zirvemizi başarıyla tamamladık.
Avrupa-Atlantik güvenliğinin sınandığı bir dönemde ev sahipliği yaptığımız bu tarihî zirve, ortak geleceğimize yön verecek nitelikte icra edilmiştir. #NATOsummit
Sayın Cemil Tugay, gün geçtikçe siyasi mevzisini kaybetmeye, CHP’ye hakim olan zehirli bir siyaset dilini kullanmaya, gerçeklerle arası açılan bir mental zemine doğru kaymaya başladı.
Anlaşılan o ki çıktığın her kürsüde, bulduğun her mikrofonda AK Parti hükümetine ve AK Partili isimlere sert muhalefet etmelisin talimatını alan Sayın Tugay’ın siyasi savrulması kendisi adına çok üzücü. İzmir içinse değişen bir şey yok. Zira yine proje yok, eser yok, hizmet yok.
İzmir’e parmak sallayarak başlanan siyasal çürüme son hız devam ediyor.
Sayın Tugay’ın gerçeklikten kopuk, hayali siyasi dünyasından süzülen hezeyanlara biraz cevap verelim.
▶️ AK Parti’yi gençler üzerinden eleştirmek sizin ve partinizin haddi değildir. AK Parti’nin sadece gençlik kollarının üye sayısı CHP’nin tüm üye sayısından fazladır. Gençlerin teveccühü sizin algı evreninizin epey dışında kalmış.
▶️ Erken seçim hülyalarınız bir başka bahara kalacak. Zira CHP’nin seçimle ilgili tek rolü AK Parti karşısında kaybetmektir. Seçim kararı korsan kürsülerden değil milletin meclisinden çıkar.
▶️ Türkiye’de nefes almanın bile zorlaştığı bir iklimden bahsediyorsunuz. Her gün bir meydanda miting yapan, yandaş medyasında ağzından hakarete varan sözde eleştiriler yapmaktan imtina etmeyen genel başkanınız nefes alamadığı bir iklimde mi bu çalışmaları yapabiliyor?
▶️ Sayın Tugay, kürsülerde siyasetinizin balansını dağıtıyorsunuz, kameralar hâletiruhiyenizi bozuyor. Siz iyisi mi size dikte edileni değil, işinizi yapın. İzmir’e eser ve hizmet siyasetiyle değer katın.
Bölgemizin içinden geçtiği bu sancılı dönemde, hiç şüphesiz, Terörsüz Türkiye sürecine katkı veren herkes tarihe adını kaydettirecektir.
Aynı şekilde süreci zorlaştıran, süreci yokuşa süren, tahrik eden her türlü girişim de tarih karşısında sorumlu olacaktır.
Herkesten bu sorumluluk duygusuyla hareket etmesini, sürecin yükünü artıracak söylem ve eylemlerden özenle kaçınmasını bekliyoruz.
Cumhur İttifakı olarak bu ülkenin bagajlarından kurtulması için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kuşatıcı, kucaklayıcı ve yapıcı bir anlayışla hareket etmeyi sürdüreceğiz.
İnsanlık düşmanı Netanyahu ve çetesi Cumhurbaşkanımızı hedef almış.
Bir gün gerçek bir ordu ile karşılaşacaksınız ve savaşın kundaktaki masum bebekleri öldürmek olmadığını anlayacaksınız🇹🇷
Soykırım şebekesinin mensupları Netanyahu’nun ve Katz’ın, Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan paylaşımları, her şeyden önce bu katliam şebekesinin ne kadar köşeye sıkıştığının ve sarsıldığının bir göstergesidir. Bu şebeke insanlık mahkemesi önünde hesap verecektir.
Bugün dünya ikiye ayrılmış durumdadır. Bir tarafta Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik ettiği 'İnsanlık İttifakı', diğer tarafta ise Netanyahu’nun başını çektiği 'Katliam Şebekesi' vardır. İspanya Başbakanı Sanchez’in ifadeleri de “insanlık ittifakı” adına çok saygıdeğerdir.
Sayın Cumhurbaşkanımız, bu şebekenin işlediği soykırım suçlarını en net ifadelerle ifşa eden dünya lideridir.
Netanyahu’nun başını çektiği bu “katliam ve soykırım şebekesi”, Cumhurbaşkanımızın “İNSANLIK İTTİFAKI”nın değerlerini her konuşmasında canlı tutmasından büyük bir rahatsızlık duyuyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadeleri sadece bölgede değil, Afrika’dan Asya’ya kadar küresel düzeyde yankılanmaktadır. Bugün dünyada insanlık adına referans gösterilecek yegâne cümleler Sayın Cumhurbaşkanımızın cümleleridir. Soykırım çetesinin bu hırçın açıklamaları, Türkiye’nin hakikat temelli barış diplomasisi karşısında yaşadıkları büyük mağlubiyetin itirafıdır.
Netanyahu rejimi, bugün dünyada dinî kavramları ve argümanları katliam için en çok istismar eden, en fanatik rejimdir. Kullandıkları bu propaganda yöntemlerinin ise artık son kullanma tarihi geçmiştir.
Cumhurbaşkanımıza dönük bu hadsiz ve saldırgan mesajların arkasında beş temel katman bulunmaktadır.
Birincisi, Pakistan’daki kritik barış görüşmelerini sabote etmeyi hedefliyorlar. Onun için barışın en büyük destekçisi olan Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar.
İkincisi, İsrail’in 'Batı değerlerinin kalesi' olduğu yalanının çökmesidir. Zira hiçbir Batılı lider bu soykırımın kendi değerlerini temsil ettiğini söyleyemeyecektir.
Üçüncü katman ise bölgedeki Kürt kardeşlerimizi kendi kirli ve siyonist planlarına 'lejyoner' yapma çabasıdır. Ancak Irak ve İran’daki Kürt kardeşlerimiz bu şeytani denkleme girmemiş, sağduyulu davranarak tarihin doğru tarafında durmuşlardır.
Netanyahu’nun Türkiye’deki Kürt kardeşlerimize yönelik o iğrenç ifadeleri, aslında bu planının boşa çıkmasından kaynaklanan bir hezeyandır.
Dördüncü katman ise 'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedefimizin, İsrail’in kaos planlarına indirilmiş büyük bir darbe olduğunun bizzat Netanyahu tarafından itiraf edilmesidir.
Beşinci katman ise Türkiye’yi İran’la karşı karşıya getirme çabasıdır. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın dirayetli siyaseti ile bu savaşın asla parçası olmayacağını ve yegane iradesinin barış olduğunu fiilen tatbik ederek, bu siyonist planı bozmuştur.
Soykırım şebekesi bu insanlık dışı hedeflerine ulaşamamanın hayal kırıklığı ve hırçınlığı ile hareket etmektedir.
Bu soykırım şebekesinin paylaşımlarına Türk siyasetindeki bazı isimleri etiketlemeleri ise kendi savaş suçlarını iç siyasetimizin bir parçası haline getirme çabasıdır. Bu ahlaksız ifadeleri kullanan katliam şebekesinin karşısında, Türk siyasetinin tüm unsurlarının, ister iktidar ister muhalefet olsun, topyekûn bir duruş sergileyerek bu şebekeye hak ettiği cevabı vereceğine inanıyoruz. Dışarıdan gelen bu tip hadsiz saldırılar karşısında tek vücut olmak millî bir sorumluluktur.
Önümüzdeki dönemde AK Parti’mizin 25. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağız. Bu 25 yıl, hem uluslararası politikada hem de iç siyasetimiz açısından adeta sıkıştırılmış 250 yıllık bir tarihe tekabül etmektedir. Türk demokrasi tarihinin en kritik safhaları bu dönemde geride bırakılmıştır. Dünyanın içinden geçtiği zorlu aşamalarda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve kadrolarımızın sarsılmaz kararlılığı, Türkiye’yi tüm krizlerin ve küresel türbülansların dışında tutmayı başarmıştır.
Bugün Cumhur İttifakı olarak geleceğe çok daha iradeli ve güvenli bir şekilde bakıyoruz. Cumhuriyetimizi ve demokrasimizi 'Türkiye Yüzyılı' hedeflerine ulaştırmak için gereken özgüveni muhafaza ettiğimiz gibi, ilk günkü heyecanımızdan daha yüksek bir enerjiyle yolumuza devam ediyoruz. 25. yıl kutlamalarımız, sadece bir yıl dönümü değil, aynı zamanda geleceğe atacağımız yeni imzaların da güçlü zemini olacaktır. Bu vizyonla, ülkemizi hak ettiği müreffeh yarınlara taşımak için kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.
Bu yatırımlarla katmanlı hava savunma sistemimizi güçlendirecek…
Stratejik gücümüzü artıracak…
Seyir ve balistik füze kabiliyetlerimizi perçinleyecek…
Akıllı mühimmat ailemize, seri üretim hızımıza ve AR-GE kapasitemize çok önemli katkılar yapacağız.
Çelik Kubbe’nin vurucu gücünü oluşturan bu sistemlerin daha yüksek üretim temposuna ulaşmasıyla hava savunma mimarimizi daha da tahkim etmiş olacağız.
Kritik hava savunma sistemlerimiz, stratejik füze projelerimiz ve akıllı mühimmat kabiliyetlerimiz için kurulan bu yeni altyapı ile kahraman ordumuzun caydırıcılığını çok daha üst seviyelere çıkaracağız.
Ah Cemil bey… Bu İzmir ne çekiyor sizden!
Bir kamera, bir mikrofon gördün mü sizi tutabilene aşk olsun. İzmir’in yıllarını çaldınız, şimdi çıkmışsınız Genel Sekreterimiz Sayın Eyyüp Kadir İnan’a ipe sapa gelmez laflar ediyorsun.
Siz önce borç batağına soktuğun Karşıyaka’da yaptıklarına bak. İstanbul’dan transfer ettiğin genel sekreterle birlikte İzmir tarihinin en yüksek borçlanmasına imza attınız. Belediyeyi en borçlu hale getirip ortada elle tutulur tek bir hizmet bırakmadan İzmir’i bu noktaya düşürdünüz. Bunun hesabını vermek zorundasınız!
İzmir Körfezi kokudan geçilmez hale gelmiş, balık ölümleri yaşanırken; sürece destek olmak için İzmir’e gelen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum’un programı günler öncesinden belliydi. Ama siz, Dünya Sağlık Örgütü programınızı bırakıp gelmediniz.
Şimdi ise iş şova döndürmek için yurtdışı programınızı iptal edip apar topar geldiniz. Demek ki sizin için körfez önemli değil; önemli olan şov ve algı.
İşte CHP, işte sizin belediyecilik anlayışınız.
Hodri meydan!
Mikrofonu görünce aslan kesilip 'korkulu rüyan olacağım, ipliğini pazara çıkaracağım' diye şov yapmak işin kolayı.
Benim veremeyecek tek bir hesabım yok.
Öyle uzaktan bağırarak kabadayılık olmaz.
Elinden geleni ardına koyan namerttir.
HODRİ MEYDAN!
Bir yanda Uşak’tan referanslı bankamatik personelleri, diğer yanda Bornova bütçesiyle finanse edilen Phuket tatilleri!
Buca Belediye Başkanı Görkem Duman’ın Phuket adasındaki şatafatlı tatilinin gizli sponsoru, Bornova Belediyesi ve halkın vergileridir. Kamu kaynakları bir belediyeden çıkıp 'özel' ilişkiler ağıyla bir diğer başkanın lüks yaşam giderine dönüşürken, Phuket’teki bu sefanın faturası doğrudan Bornova halkına kesiliyor.
Bornova Belediyesi, 29 Ekim konseri adı altında tam 2.860.000 TL ödeme yaptı. Hem de "Doğrudan Temin" yöntemiyle, yani ihalesiz, rekabetsiz, adrese teslim bir şekilde.
Şimdi Bornova ve Buca Belediye Başkanları, bu 'doğrudan temin' tiyatrosunun arkasındaki asıl pazarlığı kamuoyuna açıklamak zorundadır. 29 Ekim gibi bir değerimizi, şahsi lükslerinize kılıf yapmaya utanmıyor musunuz? Kapalı kapılar ardında halkın parasını nasıl pay ettiğinizi artık herkes görüyor.
Bornovalı ve İzmirli hemşehrilerimiz ödedikleri her kuruş verginin hesabını tutuyor. Alın teriyle ödedikleri vergilerin nerelere ve kimlerin özel ilişkilerine kurban edildiğini artık biliyor.
Halkın kaynağını şahsi çıkarlarına finansman yapanlara, ilk sandıkta hak ettikleri cevabı bizzat halkın kendisi, en ağır şekilde verecektir.
Eski DGM binasının tapusu Vakıflar Genel Müdürlüğü'nündür.
Tahliye işlemini durdurmak için açtığınız dördüncü davada da talebiniz reddolmuştur.
Tahliye işlemine yönelik hukuki süreç sonlanmıştır.
Anayasamızın 138. Maddesinin son fıkrası gereğince "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."
Haksız olduğunuzu söyleyen BİR değil, tam DÖRT AYRI MAHKEME KARARI var.
Hafta sonu yaptığınız açıklamada, sürenin pazartesi günü (bugün) dolduğunu ifade etmiştiniz.
Şimdi Fransa'dan tam aksi şekilde, bambaşka açıklamalarda bulunuyorsunuz.
Gerçi sizin günaşırı değişen, bu tip çelişkili açıklamalarınıza hepimiz alıştık.
Gerçek şudur.
İstanbul'daki bir özel vakıf üniversitesine devretmeye çalıştığınız, İzmir'e ait olan o bina bugün olması gerektiği gibi artık İzmirli hemşerilerimizin oldu.
Sürekli yalanlarınızın ortaya çıktığı, başarısızlıklarınızı ve beceriksizliklerinizi gizlemek için kullandığınız bu sahte gündemleri bırakın.
Her yıl merkezi bütçeden İzmir'imize aktarılan, 130 Milyar gibi devasa bir kaynak kullanıyorsunuz.
İzmir'in, hemşehrilerimizin gerçek sorunları ortada.
Trafiğe, bozuk yollara, musluktan akmayan suya, toplanmayan ve bertaraf edilemeyen çöplere ilişkin bir şeyler yapın, İzmir'in gerçek sorunlarına çözüm üretin!
Not: CHP'li Milletvekillerine;
1- İzmir'in malı İstanbul'da bir vakıf üniversitesine verilirken nerelerdeydiniz, niye sesiniz hiç çıkmadı?
2- Cemil Tugay'a güvenmeyin. Her gün değişen ve birbiriyle çelişen söylemleriyle sizi boşa düşürür.
Cemil Tugay, şehrimizin hakkını savunan Milletvekilimiz Sayın Eyyüp Kadir İnan açıklamalarına istinaden "şirazeden çıktılar" demiş. Sayın Tugay, belli ki bir kavram kargaşası yaşıyorsunuz; gelin biz size İzmir’in gerçek "şirazesini" hatırlatalım:
➡️ Sizin şirazeniz; daha koltuğa oturur oturmaz kendi partinizin belediye başkanlarına "ayar verme" kavgalarına girdiğinizde çoktan kayboldu.
➡️Sizin şirazeniz; İzmirliyi kokudan nefes alınamayan bir körfeze mahkum edip, beceriksizliğin suçunu Ankara’ya atma çabanızda koptu.
➡️ Sizin şirazeniz; İZSU’nun ihmaliyle sokak ortasında vatandaşımızı elektrik çarpıp hayatını kaybettiğinde, Kültürpark’ın göbeğinde devrilen vinçte bir işçimiz can verdiğinde ve Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nde hiçbir önlem alınmayan o derin çukura düşen emekçi kardeşimizin hayatı karardığında darmadağın oldu! Ailesinin "bu bir kaza değil, ihmalkarlık" çığlığına kulak tıkadığınızda bitti!
➡️Sizin şirazeniz; halkın vekili eksiklerinizi yüzünüze vurduğunda, icraat üretemeyip hakarete sarıldığınız an bitti!
Üstelik bir tıp doktoru olarak Şehir Hastaneleri’ne "bu ülkeye atılan en büyük kazık" demeniz tam bir ibret vesikasıdır. Sizin "kazık" dediğiniz o dev tesislerde her gün binlerce İzmirli modern şartlarda şifa buluyor.
Hastaneye dil uzatacağınıza, İzmirliyi yıllardır mahkum ettiğiniz o "hizmet fukaralığına" bir isim takın! İzmir halkı sizin ideolojik kavgalarınızın değil, hak ettiği hizmetin peşinde.
Siz polemiklerle günü kurtarırken, İzmir’in geleceği sizin bu vizyonsuzluğunuzda kayboluyor. Hizmet üretemeyen, kelime üretir!
Seviyesizlik iftira ile örtülemez!
▪️İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, AK Parti Genel Sekreterimiz ve İzmir Milletvekilimiz Eyüp Kadir İnan’a yönelik sarf ettiği yakışıksız ve mesnetsiz ifadeler, siyasetin seviyesini düşüren bir anlayışın açık göstergesidir.
▪️Kendi siyasi yetersizliklerini, hizmet eksikliklerini ve İzmir’in kronikleşmiş sorunlarını örtbas edemeyenlerin; iftira, itham ve ağız bozukluğu üzerinden gündem oluşturma çabası artık kimseyi şaşırtmamaktadır.
▪️Sayın Tugay’ın “seviyeli siyaset” vurgusu yaparken aynı cümle içinde hakaretamiz ifadeler kullanması ise tam anlamıyla bir çelişki ve samimiyetsizliktir.
▪️Siyasi rekabet; iftirayla, karalamayla değil, hizmetle ve projeyle yapılır.
▪️Bizler, milletimizin verdiği sorumluluğun bilinciyle konuşur, söylediğimiz her sözün arkasında durur, siyaseti kişiselleştirmeden, hakarete başvurmadan yürütürüz.
▪️Ancak bilinmelidir ki; hiç kimse, Genel Sekreterimize ve milletvekilimize yönelik bu tür seviyesiz ithamları karşılıksız bırakmamızı beklemesin.
▪️Gerçek sorunlar ortadayken İzmir halkı polemik değil, hizmet beklemektedir.
▪️Sayın Tugay’a tavsiyemiz; önce kendi diline ve üslubuna çeki düzen vermesi, ardından da İzmir’e neden yıllardır hak ettiği hizmeti veremediklerinin hesabını vermesidir.
▪️Unutulmasın ki; siyasette seviye, kullanılan sözlerle değil, ortaya konulan eserlerle ölçülür.
@Akparti@eyupkadirinan
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın son açıklamaları bardağı iyice taşırmıştır.
✅ Sayın Genel Sekreterimizi ve Sayın İl Başkanımızı araya koyarak randevular aldınız,
✅ Alınan randevular neticesinde, Sayın Bakanlarımızla çokça kez bir araya geldiniz,
✅ Yine Genel Sekreterimizle birlikte de Bakanlıklara ziyaretler gerçekleştirdiniz,
✅ Hem Bakanlarımıza, hem Genel Sekreterimize, hem de bizlere İzmir'in meselelerinde verilen destekler neticesinde defalarca teşekkürler ettiniz,
Kapalı kapılar ardında ifade ettiğiniz bu memnuniyeti ve minnettarlığı, kamuoyu önünde aynı açıklıkla tekrar etme cesareti gösterememenizi bir noktaya kadar anlayışla karşıladık.
"İnsanlık halidir" dedik.
"Belki siyasi çevresine, kendi parti örgütüne karşı mahcup hissediyordur" dedik.
"Teşekküre de gerek yok, yeter ki İzmir kazansın" dedik.
Sonra çıkıp bir yayında "Gerçeklere ve siyasi nezakete yakışmayacak şekilde" Bakanlık randevularına yönelik asılsız açıklamalar yaptınız.
Bir yandan tekrar görüşebilmek için aracılar devreye sokup, bir yandan da bugün bu ifadeleri kullanmanızı kamuoyunun takdirine sunuyorum.
Bugün de açıkça görülmüştür ki, mesele bir KİŞİLİK ve KARAKTER meselesidir.
Çok açık söylüyorum.
Bu şehirde seviyeyi düşüren, bulunduğu makamın itibarına gölge düşüren, kullandığı üslupla nezaket sınırlarını aşan biri varsa, o da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı'dır.
Sadece siyasi rakiplerine değil, kendi milletvekillerine, eski-yeni belediye başkanlarına karşı dahi galiz ve yakışıksız ifadeler kullanmaktan çekinmeyen bir anlayışla karşı karşıyayız.
Havaalanında, şu an aktif bir belediye başkanına yönelik herkesin içerisinde ettiğiniz küfürler, kadın bir belediye başkanı ile basın üzerinden seviyesiz tartışmanız tüm kamuoyunun malumudur.
Üzülerek görüyoruz ki, devlet adabından, kamu ciddiyetinden ve temsil sorumluluğundan gereken dersi almamışsınız.
İzmir gibi zarafetiyle, kültürüyle ve siyasi olgunluğuyla öne çıkan bir şehre, böylesine nezaketsiz, böylesine ölçüsüz ve böylesine seviyesiz bir üslup asla yakışmamaktadır.
Anlaşılan odur ki amacı hizmet üretmek değil, gerilim üretmektir. Gerginlikten siyasi alan açmaya, kutuplaşmadan kişisel prim devşirmeye çalışmaktadır.
Ancak ne yaparsa yapsın, biz İzmir'i germeye yönelik bu siyasetin bir parçası olmayacağız.
Bizim derdimiz polemik değil, İzmir'dir.
Bizim önceliğimiz kavga değil, bu şehrin meselelerinin çözümüdür.
İzmir'imizi, Cemil Tugay'ın başarısızlıklarını perdelemek için yaptığı seviyesizliklere, kişisel hırslarına, sığ polemiklerine ve anlamsız tartışmalarına mahkum etmeyeceğiz.
Türk siyasetinin müstesna isimlerinden, dava ve fikir adamı, Milliyetçi Hareket Partisi Kurucu Genel Başkanı merhum Alparslan Türkeş’i ahirete irtihalinin yıl dönümünde rahmetle, minnetle ve dualarla yâd ediyorum.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun. 🇹🇷