17 Ağustos Depreminde çocuktum. İyi hatırlıyorum, radyoda ve eve girebildiğimizde televizyonda moral vermek için hep aynı haberler dolanırdı: Nasuh Mahruki'nin kurtardığı sayısız hayat. Şimdi bu adamı falan filandan içeri almışlar.
Zerre umudum yok bu ülkeye. Zerre. Mikron yok.
Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar, devletin kurallarına geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.
Değerli dostlar; yeni anayasa cehennemine giden yolda düne kadar uçuk komplo teorisi ilan edilen her şeyin tek tek gerçekleştiğini kendi gözlerinizle görüyor ve kulaklarınızla duyuyorsunuz.
Geldiğimiz noktada; terör örgütleri, suç grupları ve mafyatik yapılanmalar el üstünde tutulup meşru varlık gösteriyorken; dürüst, sade, cumhuriyetçi vatandaş marjinalize ve kriminalize ediliyor. Bir toplumun bu denli kendine yabancılaştırılması, değerlerden koparılması elbette iş bilmezlik veya tesadüf değildi.
Hainin el üstünde tutulup namuslunun cezalandırıldığı, ayakların başa geçtiği, tersin düz ve düzenin de tepetaklak olduğu yerde devlet bahçeli adındaki hilkat garibesinin terörist başı öcalan'a özgürlük çağrısı, hem bu düzende hem de kendi döneklik tarihinde son derece tutarlı bir ihanettir. Ancak bu ihanetle neyi hedeflemektedir? Neyi amaçlamaktadır? Kimlere hizmet etmektedir?
Çözüm süreci adlı kara lekeyle terör örgütünü aklamaya, meşru muhatap haline getirmeye çalışan iktidar, STK'lar ve bilimum gazeteciler; yaptıklarının bedelini bu ülkenin kahraman askerlerine ödetmiş, ülke bir iç savaşın eşiğinden dönmüş, bizim de ruhumuza bu kin ve öfke mıh gibi çakılmıştır.
Şimdi, seçimden sonra durup dururken başlayan ve aslında daha tanımlaması bile yapılamayan Kürt sorunu takıntısı, yeni anayasa süreci doğrultusunda bu ülkenin bağırına saplanmak üzere hazırlanan bir başka hançerden ötesi değildir.
Dur durak bilmez şekilde güce tapan bu isimler, bunaklık yaşına gelmiş olmalarına rağmen hala gücün peşinde bu ülkeye ve millete ihaneti göze alıyorken, bu ihaneti de kahve köşelerinden fırlama abuk subuk komplo teorisi sıçmıklarıyla meşrulaştırmaya çalışanlar bilsin ki; biz bu filmi daha önce izledik. Bu millet, "siyaseten dedim" gibi zırvalamayı dinlemez, Gazi meclise terörist başını sokmaya çalışanların başına o meclisi kurduğu gibi yıkar.
Tek kalsam dahi anayasayı, bu ülkenin ulusal bütünlüğünü ve Türk Milletini kanımın son damlasına kadar savunacağım. Yeni anayasaya kategorik olarak karşıyım, karşı kalacağım. Bizim duruşumuz yıllardır sarsılmaz şekilde net. Asıl karşı cephenin şeklini bütün boyutuyla görmek istiyoruz.
Zamanında idamdan kurtardığı terörist başının hasretiyle yanıp tutuştuğu görülen bahçeli, çok istiyorsa İmralı'ya yanına gidebilir, makamında ağırlayabilir. Ama şunu unutmasın ki; bugün, vaat ettiği eylemi gerçekleştirirse kendisini ipten kurtaracak başka bir Bahçeli yok.
İspanya’da Bask dilinin yasaklandığı 1960’larda San Sebastian’da eşiyle birlikte bir restorana giden müzisyen Mikel Laboa, üzerinde Baskça bir şiir dizeleri yazan peçeteyi görür ve çok etkilenir. Txoria Txori isimli, ölen bir kuş için yazılan bu şiir Franco rejimini sessizce protesto etmektedir. Bu videoda Athletic Bilbao taraftarlarının Kral Kupası şampiyonluğunu kutlarken söyledikleri şarkı da Mikel Laboa tarafından bestelenen o şiirin dizeleridir;
“Eğer kanatlarını kesseydim benim olurdu, yok olmazdı.
Yok olmazdı, ama o zaman da bir kuş olmazdı.
Ben o kuşu sevdim,
O yüzden gitmesine izin verdim”
Düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum, bulamıyorum. Bir insan neden Kılıçdar'ın peşine takılır? Bu nasıl bir boşluk, nasıl bir kaybolmuşluk? Oğlum içinizdeki boşluğu doldurmak için ateşe falan tapın daha mantıklı.
İngiliz ve Temel barda oturuyorlarmış. İngiliz demiş ki ben Kılıçdaroğlu'na oy vereceğim. Temel de ben bundan daha büyük bir salaklık yapamam deyip fıkrayı komik olmayan bir şekilde sonlandırmış.
10 ay sonra yerel seçimler var abi çok önemli bak @Mansuryavas06. Olur ha cumhurbaşkanlığı anketlerinde 1. falan çıkarsın, salla gitsin, Ankara belediye başkanı olmak çok önemli. Ankarakart, ego, müthiş şeyler bunlar ya oha. Aristoteles'in dediği gibi her nesne Ankara belediye başkanlığına doğru hareket eder.