Ekrem İmamoğlu’ndan açıklama:
“6 Temmuz tarihinde aynı gün ve aynı saatlerde üç ayrı yargılamam planlandı.
Diploma ceza davası, kamuoyunda 'casusluk' olarak bilinen dava ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin ana dava aynı zaman dilimine konuldu.
Yani benden fiilen aynı anda üç ayrı mahkeme önünde bulunmam beklendi. Bunun fiziksel olarak mümkün olmadığı ortada.
Ertesi gün, 7 Temmuz’da, Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesi gerekçe gösterilerek ortada buna ilişkin herhangi bir karar dahi bulunmaksızın duruşma salonuna getirilmedim.
Uygulanan madde bile yanlış. Avukatlarım doğal olarak itiraz etti. Aldıkları cevap ise durumun vahametini tek başına anlatmaya yeter: 'Arada kararı yazarız!'
8 Temmuz’da ise çok daha ağır bir tabloyla karşılaştık.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasında hakkımda suç örgütü kurma suçlaması ve ayrıca 143 eylem isnadı bulunuyor.
Buna rağmen benim savunmam, avukatlarımın savunmaları ve mahkeme heyeti ile savcının soruları için toplam yalnızca bir gün ayrıldı.
Sıra bana gelene kadar hiçbir süre kısıtlaması uygulanmazken bir anda bana böyle bir dayatma yapıldı.
Üç avukatımın kullanacağı süreyi de hesaba kattığınızda, böyle bir suçlamaya karşı şahsi savunmam, avukatlarımın beyanları ve hakim-savcı sorgusu için fiilen yedi sekiz saatten söz ediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bunun adı savunma hakkı olabilir mi?
Savunma hakkı, sanığa mikrofonu uzatıp 'Konuş' demek değildir.
Savunma hakkı; neyle suçlandığınızı öğrenebilmek, önünüze konulan delilleri inceleyebilmek, her bir iddiaya makul süre içerisinde cevap verebilmek, delilleri tartışabilmek ve mahkeme önünde kendinizi eşit koşullarda ifade edebilmektir.
Mahkeme ise bu hakkı tanımamış, gerçeğe tamamen aykırı bir tutanakla o hakkın kullanılmasını imkansız hale getirmiştir.
Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz sonsuz süre de istemiyoruz.
Biz savunma hakkımızı istiyoruz.
İddia makamına aylar boyunca hazırlanma imkanı tanınmışsa savunmaya da bu iddialara hakkıyla cevap verebileceği makul koşullar sağlanmak zorundadır.
Çünkü savunma, yargılamayı geciktiren bir yük değildir. Savunma hakkı olmayan yerde gerçek anlamda bir yargılamadan da bahsedemeyiz.”
CHP tarihinde kurultayda genel başkanı yenmiş ÖZGÜR ÖZELİ eleştirmek,
Olmadık hakaretleri etmek çok kolay değil mi!?
46 yıl sonra CHP’yi birinci parti yapan Özgür Özel’i eleştirmek çok kolay değil mi?
22 yıl sonra AKP’yi yenmiş, CHP’nin oyunu yüzde 38’lere çıkarmış bir genel başkanı eleştirmek, yerden yere vurmak en kolay şey değil mi!?
Yıllarını verdiği partisinden polis zoruyla çıkarılmış,
Kendisine ve genel başkanı olduğu partisine darbe yapılmış,
Yine durmamış,
Halkla yürümüş, YENİ PARTİYİ kurmuş,
Kurulduğu gün ana muhalefet partisi olmuş,
Kurduğu parti çoğu ankette birinci çıkıyor;
Hapisle tehdit ediliyor, sinmiyor. “Gerekirse baş veririz” diyor,
Yine eleştiriyoruz,
Çünkü özgür özeli eleştirmek kolay,
Çerçeve yasada vekilleri serbest bırakmış,
54 vekil hayır oyu vermiş,
Ama biz yine de eleştiriyoruz,
Bazı kendini bilmezler her türlü hakareti etme cüretini gösteriyor,
Yasayı getirenlere,
PKK ile pazarlık edenlere susanlar,
Teröristlerin affedilmesini isteyenleri eleştiremiyenler Özgür Özel’i eleştiriyor,
Yahu bu adam uykuyu unuttu gece gündüz çalıştı,
Halk için, halkla yürüyen, halkla bir olan Özgür Özel’i eleştirmek ne kadar da kolay değil mi!?
@hakki_bulucan Aponun ayağına vekil gönderir, pkk ile ittifak kurar, dini cemaate kayyım atar. 30 yıl önce milletten korktugu için bunu yapmayı aklına bile getiremezdi siyasetçi. Şimdi Erdoğan ölüsü dirisiyle milletin yüzüne tüküre tüküre ilerliyor.
Ekrem İmamoğlu:
"6 Temmuz tarihinde aynı gün ve aynı saatlerde üç ayrı yargılamam planlandı.
Diploma ceza davası, kamuoyunda 'casusluk' olarak bilinen dava ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin ana dava aynı zaman dilimine konuldu.
Yani benden fiilen aynı anda üç ayrı mahkeme önünde bulunmam beklendi. Bunun fiziksel olarak mümkün olmadığı ortada.
Ertesi gün, 7 Temmuz’da, Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesi gerekçe gösterilerek ortada buna ilişkin herhangi bir karar dahi bulunmaksızın duruşma salonuna getirilmedim.
Uygulanan madde bile yanlış. Avukatlarım doğal olarak itiraz etti. Aldıkları cevap ise durumun vahametini tek başına anlatmaya yeter: 'Arada kararı yazarız!'
8 Temmuz’da ise çok daha ağır bir tabloyla karşılaştık.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dosyasında hakkımda suç örgütü kurma suçlaması ve ayrıca 143 eylem isnadı bulunuyor.
Buna rağmen benim savunmam, avukatlarımın savunmaları ve mahkeme heyeti ile savcının soruları için toplam yalnızca bir gün ayrıldı.
Sıra bana gelene kadar hiçbir süre kısıtlaması uygulanmazken bir anda bana böyle bir dayatma yapıldı.
Üç avukatımın kullanacağı süreyi de hesaba kattığınızda, böyle bir suçlamaya karşı şahsi savunmam, avukatlarımın beyanları ve hakim-savcı sorgusu için fiilen yedi sekiz saatten söz ediyoruz.
Şimdi soruyorum: Bunun adı savunma hakkı olabilir mi?
Savunma hakkı, sanığa mikrofonu uzatıp 'Konuş' demek değildir.
Savunma hakkı; neyle suçlandığınızı öğrenebilmek, önünüze konulan delilleri inceleyebilmek, her bir iddiaya makul süre içerisinde cevap verebilmek, delilleri tartışabilmek ve mahkeme önünde kendinizi eşit koşullarda ifade edebilmektir.
Mahkeme ise bu hakkı tanımamış, gerçeğe tamamen aykırı bir tutanakla o hakkın kullanılmasını imkansız hale getirmiştir.
Biz ayrıcalık istemiyoruz. Biz sonsuz süre de istemiyoruz.
Biz savunma hakkımızı istiyoruz.
İddia makamına aylar boyunca hazırlanma imkanı tanınmışsa savunmaya da bu iddialara hakkıyla cevap verebileceği makul koşullar sağlanmak zorundadır.
Çünkü savunma, yargılamayı geciktiren bir yük değildir. Savunma hakkı olmayan yerde gerçek anlamda bir yargılamadan da bahsedemeyiz."
(Sözcü)
Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları Atatürk’ün 100 yıl önce verdiği mücadele neyse aynısını veriyor
hatta kusuruma bakmayın ama bu mücadele neredeyse daha büyük
O DÖNEMİN PADİŞAHINDA OLMAYAN YETKİLER VAR BU ADAMLARDA
ÖMRÜMÜZÜN SONUNA KADAR ARKALARINDAYIZ VE ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ