Bu ülkede iki Cani bir kaplumbağa yavrusunu vahşice ezerek hayattan kopardı. Yer yerinden oynamadı. Hala aramızda geziyorlar, belki başka Canları söndürüyorlar…
JointVoice hepimizin sesimizi birleştirip güçlü bir Ses olacağımız tek mecra. Lütfen takip edin🙏🏻
https://t.co/xnDrLEEry8
Bir toplum en savunmasız olanlara davranışıyla ölçülür.
Hayvanlara yapılan kötülük yeterince cezalandırılmıyor, hoşgörülüyor, ülkeyi yönetenler ciddi önleyici adımlar atmıyorsa şiddet artık bir tercih olmuştur.
Savunmasız bir canın çığlığı duyulmadığında, aslında hepimizin vicdanı susturulmuş olur. Sessiz kalmak şiddeti normalleştirmektir. Lütfen sessiz kalmayın.
İyice sadistik bir topluma dönüşmeye başladık.
Kendi hâlinde, zararsız ve savunmasız bir kaplumbağayı ayağının altında eze eze öldürmek; otomobilden inip arkadaşının boğazını sıkarak canına kıymak; köpekleri sokaklardan toplayıp barınaklarda öldürmek… Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Hepsi, canlıların acısına karşı duyarsızlaşan ve insanı canavarlığa alıştıran aynı düzenin sonuçlarıdır.
Şiddetin sebepleri doğru analiz edilmeli; çözüm, sebep-sonuç ilişkileri kurularak aranmalıdır. Sadistçe şiddet uygulayanlara hiçbir indirim uygulanmadan ağır ve caydırıcı cezalar verilmeli; şiddeti özendiren yayınlar ciddi biçimde denetlenmelidir. Çocukların ve ergenlerin spora, sanata ve sosyal faaliyetlere yönelmeleri sağlanmalı; öfke kontrolü, empati ve ruhsal sorunlar konusunda erken yaşta destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Münevver Karabulut’u vahşice öldüren Cem Garipoğlu’nun “Testere” filminden ilham aldığı söyleniyordu. Bir yandan “nüfus artsın” deyip diğer yandan gençlerinizi canilere kurban veren, bazı gençleri de canavar üreten bir sistemin içinde kaybeden bir toplum olamazsınız.
Hayvana merhamet etmeyen, insana da merhamet etmez. Hayvan, kendini savunamadığı için kolay hedeftir; aynı kişi fırsatını bulduğunda bu şiddeti insana da yöneltebilir. Hayvana yönelik şiddet, yaklaşmakta olan insan şiddetinin en ciddi alarm işaretlerinden biridir.
Yangınlardan kaplumbağaları kurtarmak için seferber olduğumuz günleri düşünüyorum; sonra bir kaplumbağayı hiç içi sızlamadan, eziyet ederek öldüren o psikopat ruhu… Aradaki uçurum, içinde bulunduğumuz sosyal çöküşü gösteriyor.
Artık vakit kaybetmemeliyiz. Merhamet, sevgi ve bütün canlıların yaşam hakkına saygı eğitimi okullardan başlamalıdır. Aileler, eğitim sistemi, çocuk gelişimi ve ruh sağlığı uzmanları, medya, hukuk ve siyaset birlikte sorumluluk almalıdır.
Konu çok daha ayrıntılı ele alınabilir; istenirse uygulanabilecek somut çözümler de vardır. Yeter ki daha fazla can kaybetmeden tehlikenin farkına varalım ve harekete geçelim.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil #HayvanHaklarıŞimdi #HayvanaŞiddetSuçtur #drademçataktutuklansın #BayrakAçıyorum #AnimalProtectionLaw
Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı: Bakın, Ayvalık’a çok dikkat edin!
— Ayvalık’ta çok ciddi ve kapsamlı bir oyun oynanıyor.
— Devletimizi ve ilgili kurumlarımızı bir kez daha uyarıyorum. Ayvalık’ta son derece yoğun faaliyetler yürütülüyor.
— Fener Rum Kilisesi’nin en yoğun faaliyet alanlarından biri bugün Ayvalık’tır.
— Ayvalık’ta Ortodoks Hristiyan nüfusu yok denecek kadar azdır. Belki beş, belki on kişiden ibarettir. Buna rağmen oradaki kilisenin yeniden açılması için yoğun çaba gösterilmektedir.
— Midilli ile Ayvalık arasında sürekli geliş gidişler yaşanmaktadır.
— ABD’de Başkan Trump’a haç vererek, ‘Konstantinopolis’i fethet.’ diyen metropolit vardı ya; işte o kişi, ABD’ye gitmeden önce Ayvalık Metropoliti olarak görev yapıyordu. Aslında böyle bir atama yapma yetkisi yoktu ama buna rağmen atandı.
— Bu durum, devletimizin hukukuna aykırı bir faaliyettir. Bu, bir istihbarat ve casusluk faaliyetidir. Adeta casusluk üssü hâline getirilmiş bir yapıdan söz ediyoruz.
— Beni de sürekli dolaylı ya da doğrudan tehdit ediyorlar. Çeşitli yollarla haber gönderiyor, televizyon ekranlarında beni mahkemeye vereceklerini söylüyorlar. Ben de diyorum ki; buyurun, sonuna kadar verin. Benim için bu ancak bir şeref vesilesidir.
— Biz de Fener Rum Kilisesi’nin başpapazı hakkında; Anayasa’ya aykırı faaliyetlerde bulunduğu, İsviçre’deki toplantıya katıldığı, kendisini ‘Ekümenik’ ve ‘Yeni Roma Başpiskoposu’ unvanlarıyla tanıttığı gerekçeleriyle suç duyurusunda bulunduk.
— ‘Yeni Roma’ neresidir? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Yeni Roma’ diye bir yer mi vardır? Elbette yoktur. Bütün bunlar belirli bir projenin parçalarıdır.
— ‘Yeni Roma’ projesine dikkat edin. Yakın gelecekte, ‘Biz ne Türk'üz, ne kürdüz, ne ermeniyiz, ne süryaniyiz; hepimiz romalıyız.’ söylemini çok daha sık duymaya başlayabilirsiniz.
— Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin sadece seyretmesi değil, gerekli diplomatik ve hukuki adımları da kararlılıkla atması gerekmektedir.