Deprem döneminde paylaştığım içeriği kaldırdım. Başta devlet kurumları ve yöneticileri olmak üzere tüm halkımızdan içtenlikle özür diliyorum. Geçerli olur mu bilmiyorum ama çok pişmanım. Dezenformasyon bazen hepimizi etkisine alabiliyor. Araştırmadan, güvenerek hareket etmek yanlıştı. İnsan neye ve kime güveneceğini şaşırıyor artık.
Bir diplomat kızı olarak bana yakışmadı.
Oğuzhan Uğur: (AHBAP hk.)
“Kendi adıma çıkarmam gereken dersleri de çıkardım.
Bundan sonra böyle süreçlerde devletin resmi kurumları dışında hareket etmemenin önemini görmüş olduk.”
durakta, önce merhaba kardeşim diyerek gülümsedikten sonra şu sıcağın haline bakar mısın ya kapkara olmuşsun sen de dedim ikimiz de güldük çocukla. bence bayaa kötü espri bu arada ama siyah arkadaşım pek yok her an yapamadığın için idmansızlık diye yorumladım.
insana kıymet veren, incelikli düşünen insanları nasıl da bir çırpıda boşveriveriyoruz üzerine bi düşünülür mü acaba?
gözüm doluyo böyle şeyler duyunca. böyle insanlar büyüdükçe hayat böyle değil insanlar acımasız diye kendilerini yitirmezler. tam tersine, daha da daha da
Ahmet Telli ile Türkan Saylan Kültür Merkezi’ndeki bir kitap etkinliğinde uzunca sohbet etmiştik. Mesele dolma kalemlerden açılmıştı. Onun dolma kalemlere olan ilgisini bilen bilir. Bendeki yazmayan kalemden bahsedince “Getir, tamir ederim ben,” demişti. Ertesi gün götürüp verdim ama uzun süre fırsatını bulup görüşemedik. O etkinlikten altı yedi ay sonra Tüyap’ta, koridorda yürürken uzaktan “Neredesin oğlum sen,” diyerek tamir ettiği kalemi çıkarıp vermişti elime. Muhtemelen onca zaman çantasında taşımamıştır ama fuarda karşılaşacağımızı tahmin edip yanına almıştı.
O gün insana kıymet verişine şahit olmak bir kat daha sevmeme sebep olmuştu onu.
Ahmet Telli sadece şiirleriyle kıskandığım bir şair değildi. Duruşu, nezaketi ve inceliğiyle de kıskandığım özel insanlardandı.
Aramızdan ayrılmayacak hiç. Şiirlerini okumaya, yolda yürürken “Sıyrılıp Gelen” mırıldanmaya devam edeceğiz. Hepimizin başı sağ olsun.