Süper lig de Galatasaray'ın başında çıktığı 149 maçın 119'unu kazanmış %80G ortalaması 5. sezonunda iç sahada kaybettiği maç sayısı tam tamına 2'dir. o maçlar da 22-23'ün ilk iç saha maçı giresun ve 23-24'ün son iç saha maçı fbdir
adekugbe'lerle, rashica'larla, dubois'alarla, mitdsjö'lerle başlattığı hikayede, şampiyon olamasaydı bugün belkide Ne Osimhen nede Leao izliyor olurduk. Geldiğimiz noktada arkadaşlarına fenerliyim demeye utanan ailesi tarafından zorla fenerli yapılmış bir avuç çocuklar hariç yüzünde güller açan milyonlarca yeni nesil Galatasaraylı çocuk 5. senesinde sami yen'i onun yolunda her maç dolduruyor.
Yüce Galatasaray'ımızın bize sunduğu bir diğer Allah'ın lütufu olarak tarihin en iyisi olma yolunda son hız gidiyor. 11 yaşında girdiği evinde daha 52 yaşında 5 sene üst üste şampiyon olmak için ne gerekiyorsa yapacağına yürekten inanıyoruz.
@okanburuk
"OKAN BURUK İSTİFA"
Peki niye ulan?
Ciddi soruyorum sürekli Okan Buruk bu takımdan gitsin diye uğraşmanız için bu adam ne yapmış olabilir bu kulübe , camiaya?
Futbolculuğunda 4 tane lig kupası , 2 Avrupa kupası var adamın. Hocalığında 4 sene üst üste şampiyonluk getirmiş, beşinci yolda.Avrupada şampiyonlar liginde son 16 yapmış. Elinde şu an daha iyisini yapacak kadro da var.
Derdiniz nedir ulan sizin?
Takımı şampiyon yapan Rahmetli Lucescu gibi başarılı hocayı yemek mi?
Ya da çoğunuz mamalandınız bence, ne dersiniz?
Yok efendim rakipler kötü de ondan başarılı! Bi sektiriniz efendim ordan, rakip kötüyse 1 sene olursun, bilemedin 2 sene. 4 senedir en yakın rakibini içerde ve dışarıda yeniyor bu adam. Kadro çok iyi ondan, yapma yav!
Trabzon Salahı aldı ne oldu gördük.
Bu adam rakiplerin hangi hocalarını yemedi ki, Moron Mou ağlaya ağlaya gitti.
Siz neyin peşindesiniz cidden, Allah adamı çarpar uyandırayım sizi de!
Galatasaray, dünyanın en iyi mentor hocalarından biri olan Okan Buruk'a sahip ve biz bunun kıymetini yeterince bilmiyoruz.
4 sene üst üste bütün yıldızları yönetmek; Icardi'yi futbola döndürmek, PSG döneminde saha dışı olaylar ve mental yıpranmışlıkla futboldan uzaklaşma noktasına gelen Icardi'ye katı disiplin cezaları uygulamak yerine özel bir serbestlik ve sorumluluk alanı tanıyıp onu yeniden kazanmak ve Galatasaray efsanesi haline getirmek...
Mertens'ten 35 yaşından sonra 3 sene elit verim almak...
13. sırada bitiren bir kulübü yeniden ayağa kaldırıp geldiğinden beri 4 sene üst üste şampiyon yapmak...
14 yıldır Galatasaray'ın kalesini koruyan Muslera ile güzel bir şekilde vedalaşabilmek...
Barış Alper'i sıfırdan, neredeyse her mevkiyi yedekleyebilen çok yönlü ve üst düzey bir oyuncuya dönüştürmek; yıldız olduktan sonra geçen sezon yaşanan siyah story krizini ustalıkla yönetip çözmek...
Yunus'a özgüven inşa etmek...
Gelmeden önce kadro dışı kalmış Sacha Boey'i, Galatasaray'a yaklaşık 30 milyon Euro kazandıran bir sağ beke dönüştürmek...
Mourinho ve Jorge Jesus gibi dünyanın en güçlü hocalarını alt edebilmek...
Hatta usta psikolojik harp uzmanı Mourinho'nun kendisini hedef aldığı açıklamalara bile oyuna gelmeden cevap verebilmek:
“Mourinho'yu çok iyi tanıyorum. Demeçleriyle ne yapmak istediğini anlayabiliyorum. Chelsea'de, Real Madrid'de, Roma'da ne yaptıysa şimdi de aynısını yapıyor. En güçlü gördüğü rakibe karşı psikolojik bir savaş başlatıp ekstra baskı oluşturmaya çalışıyor. Ancak ben Mourinho'nun tuzağına düşmem.”
Ardından:
“Ona gerekmedikçe karşılık vermeyeceğim. Herkes kendi işine baksın ve kendi takımıyla ilgilensin. Eğer birbirimizi gerçekten çok özlediysek, 6. haftada görüşüp hasret gideririz.”
Sonra ne oldu?
Kadıköy'de 3 attı.
Mourinho'ya karşı 3 maçta 2 galibiyet, 1 beraberlik aldı.
Taraftarın oyunu eleştirdiği dönemlerde bile takımını ve oyuncularını koruyup:
“17 maç üst üste kazanmış bir takıma başarısız diyorsanız, iki sene üst üste şampiyon olmuş, Şampiyonlar Ligi'nde Manchester United'ın 4. olduğu gruptan 3. çıkıp Avrupa'ya devam etmiş bir takıma başarısız diyorsanız, Manchester City'yi veya Real Madrid'i tutmanız lazım.”
diyebilmesi...
Ve sonraki haftalarda Manchester City ile Real Madrid'in de yenilmesinin ardından bir muhabirin:
“Daha önce ‘Beğenmeyen Real Madrid veya Manchester City'yi tutsun’ demiştiniz. Şimdi iki takım da sallantıda ama Galatasaray rekorlar kırıyor. Performansınızı nasıl değerlendiriyorsunuz?”
sorusuna gülerek:
“O gün bu sözleri taraftarımıza değil, soruyu soran arkadaşımıza söyledim.”
Ve hemen ardından:
“Şu anda herkese tavsiyem Galatasaray'ı tutmaları.”
diyebilmesi...
Bunların hepsi bana göre dünya çapında kriz ve insan yönetimi örnekleri.
Okan Hoca, bana göre bir teknik direktörden çok daha fazlası: Masterclass bir mentor.
Dünyada şu anda bu kadar iyi oyuncu ve insan yöneten kaç hoca var bilmiyorum.
Guardiola da artık bıraktı.
Biz ise hâlâ Okan Buruk'un kıymetini yeterince bilmiyoruz.
Bu ülkede İsmail Kartal'a, Fatih Tekke'ye, Sergen Yalçın'a hatta Fatih Terim'e yapılanların 10 katı Okan Buruk'a yapıldı.
Adam 4 senedir takımını şampiyon yapıyor, yetmiyor rakiplerini derbilerde hem skor hem de oyun olarak sürklase ediyor. Fakat 1 maç kaybedince aynı gece hakkında 100-200 bin tane istifa tweeti atılıyor. Bitti mi? Bitmedi! Kendi tribününden bile küfür yiyor, arkasından iş çeviren meslektaşları ve yıllardır beraber forma terlettiği takım arkadaşları habire olumsuz yorum yapıyor. Buna rağmen 1 kere bile kavgasını, sıkıntısını kamuoyuna açıklamadı. Bakın tekrar ediyoruz Galatasaray'ın şampiyon olması için Okan Buruk'a ihtiyacı yok. Fakat Galatasaray sahada ısıran bir hoca, saha dışında hakkını savunan bir teknik adam, yıldız futbolcusunu idare eden bir birey görmek istiyorsa Okan Buruk'un her zaman yanında olacak. Bu konu bu kadar basit!
“Okan Buruk çok iyi hoca” diyenlerle “Okan Buruk çok kötü hoca” diyenler, meseleyi iki ayrı uçtan okuyor. Bu yüzden asla ortak bir noktada buluşamıyorlar. Oysa gerçek, her iki tarafın da yaklaşmak istemediği gri alanda duruyor. Ve gri olması, belirsiz olduğu anlamına gelmiyor.
Okan Buruk, Türkiye Ligi’ni iyi bilen, yerli teknik direktörler arasında en başarılı isimlerden biri. Oyuncu grubunu yönetmeyi, yıldızları idare etmeyi ve takımı şampiyonluk odağında tutmayı çok iyi biliyor. Elindeki güçlü kadroyu yarışın içinde diri tutuyor. Bu yüzden başarılarını yalnızca kadro kalitesine bağlamak haksızlık olur.
Ama futbol yalnızca oyuncu yönetiminden ibaret değil.
Okan Buruk’un en belirgin eksiği taktiksel esneklik ve maç içi reaksiyon. Galatasaray’ın güçlü ve net bir A planı var: yüksek ön alan baskısı, hızlı hücumlar ve yüksek tempo. Türkiye’de bu oyun çoğu rakibi boğuyor.
Sorun, bu plan işlemediğinde başlıyor.
Rakip baskıyı kırdığında, merkezi kapattığında veya tempoyu düşürdüğünde Galatasaray ikinci bir oyuna geçmekte zorlanıyor. Kendi oyununu kabul ettirme ısrarı, rakibin planına karşı çözüm üretemediği anda zaafa dönüşüyor.
Türkiye’de kadro kalitesi ve yıldızların üretkenliği, sorunların üzerini örtebiliyor. Avrupa’da ise taktik disiplin karşısında bu açıklar daha belirgin hâle geliyor. Peş peşe elendiğimiz Sparta Prag, Kopenhag, Young Boys ve Alkmaar maçlarının ortak noktası buydu: Rakip planı bozduğunda Galatasaray oyunu yeniden kurmakta ve geçişleri savunmakta zorlandı.
İç sahadaki enerjimiz Tottenham, Juventus veya Liverpool gibi devlere karşı üstünlük getirse de bu durum zaafları yok etmiyor. Özellikle momentum rakibe geçtiğinde aynı direnç ve reaksiyon sahaya yansımıyor. Dün akşam Lizbon’da maça iyi başlamamıza rağmen yine aynı şeyi yaşadık.
Bence Okan Buruk’un temel sınırı da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Oyun tersine döndüğünde veya beklenmedik bir aksilik olduğunda kontrolü kaybediyor ve müdahaleleri çoğu zaman geç geliyor. Hücum gücünü artırmak için yaptığı ezber değişiklikler orta saha direncini azaltıyor, takım boyunu uzatıyor ve geçiş savunmasını kırılgan hâle getiriyor. Öne geçilen maçlarda ise oyunu sakinleştirme ve rakibin momentumunu kırma refleksi hâlâ yeterince gelişmiş değil.
Dolayısıyla mesele “Okan Buruk iyi mi, kötü mü?” kadar yüzeysel değil.
Asıl mesele, Okan Buruk’un teknik direktörlük anlayışının hangi kulvarda güçlü, hangi seviyede sınırlayıcı olduğudur. Türkiye Ligi’nde şampiyonluk maratonunu yönetmek konusunda başarılı. Avrupa’nın üst seviyelerinde ise taktiksel esneklik, alternatif oyun planları, skor yönetimi ve anlık hamlelerde eksikleri daha görünür hâle geliyor.
Üstelik bunlar yeni sorunlar değil. İlk sezonundan itibaren konuşulan sorunlar bugün hâlâ aynı şekilde devam ediyor. Oyunun taktiksel ve reaktif tarafında beklenen gelişimin sınırlı kaldığını da artık kabul etmek gerekiyor.
Peki buradan “Okan Buruk istifa etmeli veya gönderilmeli” sonucu çıkar mı?
Kesinlikle hayır. Okan Buruk, Galatasaray’a kupa kazandırdığı ve takımı zirvede tuttuğu sürece bu görevi sürdürmeyi sonuna kadar hak ediyor. Kazanma alışkanlığı oluşturmuş, ligi domine etmiş ve 5 yıl üst üste şampiyonluk gibi tarihi bir rekorun peşinden giden bir teknik direktörü kimse göndermez, yarıştan kopmadığı sürece kendi de istifa edemez.
Eleştirmek başka şeydir; başarılarını yok saymak başka. Eksiklerini göstermek başka şeydir; her kötü sonuçta istifa istemek başka. Taraftarlık duyguyla yaşanır ama teknik direktör değerlendirmesi yalnızca duyguyla yapılamaz.
Girişte bahsettiğim o gri alan, bugün Okan Buruk gerçeğinin ta kendisi. Bu gri alanı ortadan kaldıracak olan ne onu koşulsuz savunanlar ne de her fırsatta istifasını isteyenler; bunu yapabilecek tek kişi Okan Buruk’un kendisi.
Bunun yolu ise ezberlerini bozup bugüne kadar aşamadığı sınırların artık ötesine geçmek. Aksi hâlde her zaferde bir taraf haklı çıkacak, her yenilgide diğer taraf ama kaybeden hep Galatasaray’ın Avrupa vizyonu olacak.
Okan Hoca 13. aldığı takımı dört yıldır şampiyon yapıp buralara getirdi. Geçen sezon Avrupa’da da çok başarılıydı ama yine denmeyen kalmadı.
Kadro tercihleri ve özellikle kadro mühendisliği elbette eleştirilir. Ben de özellikle kadro mühendisliği konusunda Okan Hoca’yı eleştiriyorum. Ama Okan Buruk’un mental gücü gerçekten dünya çapında. Bu kadar baskıyı, eleştiriyi, yazılanı çizileni kaldırıp yoluna devam edebilmek çok büyük bir meziyet. Bu konuda daha iyisini görmedim
Şu maçtan sonra Okan Buruk’a sallamak adına “Sporting hocası Borges’in tuzağına düştü” diyenle futbol değil herhangi bir sporu konuşmaya gerek yok!
Arkadaş ne kadar Okan Buruk düşmanısınız!
Ulan bir de bunlara Galatasaraylıyım diyenler de çanak tutuyor!
Haftalardır söylüyorum ; Toplarıyla tüfekleriyle gelecekler!
İlk isteyecekleri kelle Okan Buruk!
Bunlara yem edecek hoca yok bizde!
Yem ederiz diyen de bizden değil zaten!
Gözünüzü açın!
Şu camiada şu halde sahip çıkmamız gereken tek isim Okan Buruk ve takımımız!
Fatih Tekke,
İsmail Kartal…
Zaman zaman oyun, oyuncu tercihleri; eleştirilir.
Ancak özellikle yerli teknik direktörler için inanılmaz baskının olduğu bir ortamda; Okan Buruk neden büyük takım hocası olduğunu kanıtlıyor.
Sosyal zekası tartışılmayacak,
Galatasaray’ı ve kültürünü çok iyi bilen,
4 sezon üst üste şampiyon olmuş,
Dominant bir hocamız var.
Kıymetini bilmemiz lazım.
İsmail Kartal, şu baskıyı kaldıramadı ve istifa etti..
Kulüp Başkanı dimdik arkasında durdu!
Okan Buruk’un bu kadar başarıya rağmen yaşadıklarına bakıp ne zor şartlarda ve kimlerle mücadele edip, neleri başardığını, nasıl yanlız kaldığını, bir kere bile onun için böyle yüksek perdeden bir destek gelmediğini görmek ve başardıklarını daha iyi anlamak gerek..
ben o kadar çok teknik direktör gördüm ki belki çoğunuzun yaşı o kadar.. mesela feldkamp, mustafa denizli, luce, gerets, mancini, fatih terim.. mesela lucescu şampiyon yaptı "bu defansif oyun bize uygun mu" dediler.. fatih terim neler yaşattı "kenardaki mafyafari hareketleri var, gazla hoca, hagi hoca yaptı" dediler.. gerets hücum oynatırdı. "avrupaya uygun değil bu ne böyle" dediler.. mancini mesela "anadolu deplasmanlarında ceyhun oynatıyor, korkak" dediler.. ama bu söylemleri en çok fbliler destekledi... şimdi okan hocaya ne derlerse desinler.. gram görüşümüzü değiştiremezler.. altyapıdan yetişmiş, hırslı, galatasaraylı, çok iyi taktisyen, aslan gibi hoca.. winner.. değişmez..
Osimhen, Lemina ve Abdülkerim yok; sahada maçı kasıtlı şekilde elinizden almaya çalışan bir hakem var. Buna rağmen müthiş mücadele eden takımı ve Okan Hoca’yı eleştirenler de, bir zahmet başka spor dallarıyla ilgilensin.
Bu kadar aşağılık gazeteci yorumcu müsveddesi sana düşmanlık ediyorsa, sen doğru yoldasın Hocam. Allah senin ayağına taş değdirmesin, ayağın taşa takılmasın. Sen şampiyonluğun gelmesini sağlayacak birinci kişisin. Sen yeter ki çalış her şeyi başaracaksın.
Bu adamlar sakat; Osimhen, Lemina, Abdülkerim, Singo… Bu adamlar hazır değil; Leao ve Deniz Gül…
Rakibi ilk yarı sindirmişsin. 1-0 öne geçmişsin. En iyi oyuncularından biri %100 gol kaçırmış. Ortada pozisyon yokken gol yemişsin. Hakem hem kırmızını yemiş hem de rakibe bedava penaltı çalmış, üstüne bir de frikik yemişsin. Sonra kalkıp Okan istifa etsin, tüm suçlu o!
Sen ya futbol cahilisin ya da kötü kalplisin!
CBS Sports'ta Galatasaray'ın Sporting mağlubiyeti hem oyun anlayışı hem de Osimhen'in yokluğu üzerinden çok güzel analiz edilmiş.
Mike Grella: Galatasaray, yaş ortalaması yüksek bir takım. Maçın bir noktasına geliyorlar ve duruyorlar. Oynamayı bırakıyorlar. Bunun nedeni zihinsel mi, yorgunluk mu, kadro derinliğinin yetersizliği mi, bilmiyorum. Bugün Osimhen yoktu ama geçen sezon Osimhen oynarken de aynı şey yaşanıyordu. Öne geçtiklerinde ya da maçın belli bir bölümüne geldiklerinde, “Artık skoru koruyalım, maçı idare edelim” deyip oynamayı bırakıyorlar. Uzun vuruyorlar, top tekrar geliyor. Bir daha uzun vuruyorlar… Topu tutamıyorlar, yanlış kararlar veriyorlar ve sonunda rakibin baskısı altında eziliyorlar. Bu özellikle deplasmanlarda yaşanıyor. Bugün de aynısı oldu. İkinci yarıda o kadar kötüydüler ki adeta sahada yoktular. Sporting’in işini kolaylaştırdılar.
Bir sisteminiz, bir oyun anlayışınız vardır. Bunu yeterince iyi uygular, kendi oyun kimliğinizi sahaya yeterince iyi yansıtırsanız sonuçlar da gelir. Bence buna en çok zor anlarda ihtiyaç duyarsınız. Ama Galatasaray, tam da o zor anlarda, “Tamam, yeter ki topu buradan uzaklaştıralım” anlayışına dönüyor gibi görünüyor.
Troy Deeney:
[Osimhen'in yokluğu hakkında] - Dünyanın en iyi santrforlarından birine sahipseniz ona fazlasıyla bağımlı olmanız kaçınılmaz. Bir de işin başka bir boyutu var: Rakipte yarattığı korku. Rakip sürekli, “Bu adam şimdi ne yapacak, yine nereden çıkacak?” diye düşünüyor.
Dolayısıyla onun yokluğu, çoğu takımda olacağı gibi, elbette hissediliyor. Haaland’ı Manchester City’den çıkarsanız farkı görürsünüz. Osimhen de o seviyede bir oyuncu. Ama Galatasaray’ın, onun etrafında da gerekli kaliteye ve oyunculara sahip olduğunu düşünüyorum. Maça çok iyi, çok tempolu başladılar. O an, Şampiyonlar Ligi’nde yapabilecekleri ve yaratabilecekleri sürprizler açısından, sözünü ettiğiniz o “uyuyan dev” potansiyelini görüyorsunuz.
Fakat programın başında değindiğimiz sorunlar çok geçmeden yeniden ortaya çıktı. Yeteneğiniz var, gerekli parçalar elinizde. Bu FIFA ya da benzeri bir futbol oyunu olsa, “Harika, ben bu takımı seçmek istiyorum” dersiniz. Çünkü aradığınız her oyuncu profiline sahipler.
Teknik direktör açısından en zor kısım, bütün o egoları, bütün o yetenekli oyuncuları ortak bir oyun anlayışına inandırmak ve birlikte mücadele etmelerini sağlamak. Galatasaray’ın koptuğu nokta da burasıydı.
Yaklaşık 16. dakika civarında gerideki bazı oyuncular, “Öndeyiz, uzun oynayalım” derken diğerleri, “Hayır, oynayalım; biz futbol oynamak, ne kadar iyi olduğumuzu göstermek istiyoruz” diyordu. Böylece maalesef aynı takımın içinde iki ayrı takım ortaya çıkıyor. Biri savunmak, diğeri hücum etmek istiyor. Hatlar arasındaki mesafeler de giderek açılıyor.
Ama artık oyuncuların karşısında şöyle bir gerçek var: Her teknik direktör PSG’yi, Arsenal’ı, Barcelona’yı ya da Bayern Münih’i örnek gösterip, “İşte takım böyle olur” diyebilir. Eskiden oyuncular, “Ben sadece en iyi oyuncu olduğumu göstermek istiyorum” diyebiliyordu. Artık bir takım oyuncusu olmak zorundasınız. Çünkü ligleri ve turnuvaları kazanan takımların hepsi, takım halinde oynuyor.
3-2 biten ama hakem ve VAR düzgün olsa 5-1 bitmesi gereken, 2 önemli oyuncunun zorunlu değiştiği bir maç sonrası kan davası güder gibi Okan Buruk'a sallayanları asla anlayamıyorum.
Osimhenli oyunda çok çok iyi işler yapan Batrakov'a çöp diyenleri anlayamıyorum.
Dünkü maçın okumasını "orta sahaya transfer yapılmadı" şeklinde yapanları anlayamıyorum.
"Testi kırılmadan ben söyleyeyim" diyen arkadaşlar 5.yıla girdik hala o sizin testi kırılmadı , hakemi de yenen bir performansın gururunu , mutluluğunu neden yaşamak istemez ki bir insan !
Tamam Polyanna olmayalım elbette , takım hala tam hazır değil bu defansif performans ŞL'de ürkütüyor ama arkadaş Allah aşkına bu kadar da pesimist olmayın.
İLMİ DEĞERİ 1450 sene sonra anlaşılmaya başlanan muhteşem bilgileri açığa çıkaran MUHTEŞEM BEYİN RESÛLULLAH’IN DEĞERLENDİRENLERİNDEN OLMAK NASİBOLA BİZE!
Ne mutlu bize ki, 1450 sene önce KUANTUM İLMİNİ AÇIKLAYAN İHLÂS Suresini “OKU”mak şerefine erdik!
ŞÜKÜR ELHAMDULİLLAH !