adam kafasındaki projeyi nakış gibi işleyerek, mevcut rejimin ne olduğunu yaklaşık 30-40 milyon kişiye gösterdi. kendini feda etti ve gerisi size kalmış diyip çekip gitti
Bütün memurlar bugünden tatil ayrıldı. 3 gün paşalar gibi tatil yapacak. İşçiler ise durmak bilmeden çalışmaya devam edecek ama sorsan 1 mayıs işçi bayramı
Lise 2'deyken İlber Hoca'nın cep telefonunu internette bulmuş, bir söyleşiye çağırmıştım. Hiçbir detay sormadan kabul etmişti. Heyecandan iki cümleyi bir araya getirmekte zorlanan bir çocuk sesini ciddiye almasına inanamamıştım.
Dört sene sonra üniversitede hocam oldu.
Hiç unutmuyorum, ilk derste "Hz İsa'nın konuştuğu dil neydi?" diye sordu, doğru cevaplamam üzerine beni lisede düzenlediğimiz o söyleşiden hatırladığını söylemişti. İkinci şoku da o zaman yaşamıştım.
Sonra yakından gözlemledikçe, tanıdıkça bu şoku yavaş yavaş atlattım.
İlber Hoca herkesle konuşuyor, herkesin telefonunu açıyor, kimseyi unutmuyor, içinde bulunduğu anı doruğuna kadar yaşıyordu. Birikimi, makamı, şöhreti; onu hayattan koparmamış, aksine çok daha sıkıca tutundurmuştu. Daha önce böyle çok az kişi gördüm.
İlber Hoca'nın kitapları, makaleleri, söyleşileri, tavsiyeleri, dersleri, bildiği dil sayısı, kütüphanesi etkileyiciydi, zihin açıcıydı. Ama farklı görüşten, kimlikten herkesin bir noktada kulak verdiği bir isim olmasının tek sebebi akademik derinliği değildi.
İlber Hoca, bilgiyi insanlara aktarmayı bilen ve seven yaşayan ve hayatın içinde bir entellektüeldi.
Her dönem gençlere seslenmeyi bilen, zamanın ruhunu inanılmaz iyi yakalayan; her ne kadar üstten anlatıyormuş gibi gözükse de aslında göz hizasına geçerek bildiklerini aktaran, popüler kültürü belki küçümse de bilgiyi popülerleştiren biriydi.
Hangi ülkede bir tarih profesörü gençler arasında popüler bir figüre dönüşebilir, sözleri, şakaları sosyal medyada trend olabilirdi ki? Abuk subuk kişilerin gündeme geldiği bir dönemde bunun yaşanması bile acayip ve İlber Hoca'ya özgü bir şeydi bence.
Hoca'nın çalan telefonunu her yerde, her yayında açmasının da sebebi buydu; herkesle konuşan, herkesle angaje olan, herkesi dinleyen ve herkesle paylaşan biriydi. "Ulaşılamayan" "telefonlara çıkmayan" insanların dünyasında, çok rahatlıkla kendisini kapatabileceği "fil dişi kulesine" çıkmayı reddetmişti bence.
Bu yüzden farklı kesimlerle temas kurdu, herkesle konuştu, her yerde konuştu.
Bulunduğu ortamdan, akan hayattan kopuk değildi.
Kitaplarını ortaokulda okumaya başladım, kendisini lisede tanıdım, derslerini üniversitede dinledim. Ama ondan öğrendiğim en büyük şey asla sadece kendisinden ders alma şansına resmen erişmiş küçük bir sınıfın "hocası" olmaması, herkesin hocası olmasıydı.
Büyük ihtimalle bu denli hayatla iç içe, kamusal alanın akışından kopmayan, herkesle diyalog halinde bir aydın, hocayla karşılaşmamız zor olacak.
Çok şey öğrendik, ama benim nezdimde aldığım en büyük ders buydu: Bilginin, makamların ışıltısına kapılıp hayattan azade fildişi kulelerine kapanmamak. Akıştan vazgeçmemek.
Mekanın cennet olsun İlber Hocam.
Allah rahmet eylesin.
bencilliğiyle gurur duyan insanlardan, karşısından en ufak olumsuzluk görünce kalp kırmaktan korkmayan insanlardan yaktığı canı bir an olsun düşünmeyip omuz silkebilen insanlardan..
iyilesebilmek bir sürectir. üc ileri bes geri, iki geri dört ileri, kin, nefret, özlem, pismanlık, sevgi, kabullenme, bol bol aglama gibi bircok duyguyu yasatır ve sonrasında nötr hale gelmekle son bulur. kimseye bir gecede bahar gelmez, sert bir ayazı yemedikten sonra..
birini kaybettiğimizde sadece fiziksel bir yokluk yaşamıyoruz. ortak hafızamız, şakalarımız, bakışlarımız, onun yanında dönüştüğümüz kişi ve onun yanında kendimizi 'değerli' hissettiğimiz o anlar da siliniyor. yas, esasında içimizdeki o eksilen parçanın sızısı."
Hayatı zorlaştıranın en çok ben olduğumu biliyorum. Değişemiyorum, bir şey yapacak gücüm de yok. Böyle de kalmak istemiyorum. Gerçekle hayal arasında sıkıştım kaldım. Hevesim olsa inancım yok, gayretim olsa hedefim yok. Neye tutunacağımı da kestiremiyorum pes mi etmeli artık
Evinizden cenaze çıktıysa,sevdiğinizi toprağa verdiyseniz,tabak eksildiyse sofradan,bir ses sustuysa odalardan en uzun gece o gecedir.Kaybedenler bilir bazı geceler hiç aydınlanmaz. Ölüm bir eve girince sağ kalanları da biraz öldürür....
Ekrem İmamoğlu unutulsun. Asgari ücret konuşulmasın. Sözde barış süreci gündeme gelmesin. Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye’de rezil edilmesi tartışılmasın. Tek gündem Ela Rümeysa ve Sadettin Saran olsun diye yandaş medyası yırtınıyor.