natuk baba, sen o zamanın şartlarında nasıl böyle sahneler çekebildin ya. sinemacılıkta teknolojinin ilerlediği bir dönemde yaşayacaktı ki o zaman kim bilir neler yapardı neler.
Seslendirme yapmayı özlüyorum. Neden özlemeyeyim? Bu benim mesleğim. Beş yaşından beri gururla yaptığım işim. “Artık neden yapmıyorsunuz?” diye soranlar oluyor; sağ olsunlar.
Ama dostlar; artık sektörün geldiği yer insanın içini yoruyor.
Seslendirme; “üç günlük kurs aldım”, “çocukluktan beri ilgim vardı”, “boş zamanlarımda yapıyorum” denecek bir alan değil. Bu bir uzmanlık, bir oyunculuk disiplini, yılların emeği. Ben boş zamanımda diyetisyenlik yapmıyorsam, herkes de boş zamanında seslendirmeci olamaz.
Seslendirme, kanalların ekonomik sömürü alanı değildir.
Bugün yeni bir mesele öğrendim.
Bazı yayıncılar ve stüdyolar, eski uzun soluklu dizileri inanılmaz kısa sürede yeniden seslendirmek istiyormuş. Bunun için de aynı karakterleri birkaç sezonda bir farklı oyunculara konuşturarak “hızlı teslim” planlıyorlarmış. Büyük ihtimalle yıllar önce bizim konuştuğumuz işler bunlar.
Bu sadece meslek etiğine aykırı değil, seyirciye de hakarettir.
Bir karakter, seyircinin kulağında o sesle yaşar. Özellikle görme engelli izleyiciler için karakter neredeyse tamamen sestir. Eskiden bir ses değişikliği olduğunda bile sebebi açıklanır, seyirciye saygı gösterilirdi.
Şimdi ise tek kriter hız ve ucuzluk.
“Kısa sürede bitsin.”
“Yaza yetişsin.”
“Reklam gelsin.”
Sanatın, emeğin, rol devamlılığının önemi kalmasın isteniyor.
Neyse ki buna itiraz eden meslektaşlarımız, stüdyolar ve @oyuncusendika var. Ama gerçekten bir yerde durup şunu sormamız gerekiyor: Her şeyi hız uğruna değersizleştirmeye daha ne kadar devam edeceksiniz? Seyirci ne zaman tepki verecek?
Horhor'da Paçacı Hasan
İstanbul’da mükemmel ayak paça ve kelle paça içebileceğiniz yer Paçacı Hasan. Paça ilaçla beyazlatılan değil, ütülenmiş ve Diyarbakır’dan geliyor. Her gün saat 16.00’da çıkıyor. Kelle sadece kuzu kellesi. İsot biberi, lahmacun ve tencere yemekleri de enfes.