Bugün vefat haberini aldığımız, Türk halk müziğimizin değerli sanatçısı, akademisyen, derlemeci ve koro şefi Yücel Paşmakçı'ya Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine, talebelerine ve sanat camiamıza başsağlığı diliyorum.
Mekânı cennet olsun.
TÜRGEV’imizin 30’uncu kuruluş yıl dönümünün ülkemiz, milletimiz, sivil toplum camiamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Aşkla ve adanmışlıkla görev yapan, şuurlu bir gençliğin yetişmesi için fedakârca çalışan tüm vakıf insanlarımıza tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Kendimizi başkalarının ürettiği bilgi ve kavramlarla anlamaya, tarif ve tahlil etmeye çalışmayacağız.
Tarihimize, kimliğimize, kültür ve medeniyet kıymetlerimize en güçlü şekilde sahip çıkacağız.
Eskiden insanlar öğrenmek isterdi.
Şimdi haklı çıkmak istiyor.
Bir ömürlük sorulara, on saniyelik cevaplar aranır olmuş.
Herkes hüküm vermeye hazır.
Kimse anlamaya niyetli değil.
Bilgi çağında yaşıyoruz.
Ama düşünmeye ayrılan süre her geçen gün azalıyor.
Millî Takımımıza Paraguay’la oynayacakları maçta yürekten başarılar diliyorum. 🇹🇷
Vatandaşlarımdan, YKS’ye girecek evlatlarımızı düşünerek maç heyecanını ölçülü yaşamalarını, gençlerimizi sınav öncesinde rahatsız edebilecek eylemlerden uzak durmalarını rica ediyorum.
Üst üste 3’üncü kez Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi Şampiyonu olarak önemli bir başarıya imza atan Fenerbahçe Beko Basketbol Takımı’nı, taraftarıyla birlikte tüm @Fenerbahce camiasını en kalbî duygularımla tebrik ediyorum.
15’ten fazlası dost ve müttefik ülkelere ihraç edilmek üzere 50’nin üzerinde savaş gemisini imal ediyoruz.
Yürüttüğümüz projelerin toplam bedeli 25 milyar avro seviyesine ulaştı.
Türkiye’nin gayesi bölgemizde gerilim üretmek değil; barışı, adaleti, huzuru ve istikrarı güçlendirmektir.
Biz kimseyle kriz, kaos, kavga ve çatışma peşinde değiliz; aksine karşılıklı saygıya dayalı güçlü bir iş birliğinden yanayız.
Bizim kimsenin toprağında, egemenliğinde gözümüz yoktur ve olmamıştır.
Bizim kimsenin meşru hak ve çıkarlarında gözümüz yoktur ve olmamıştır.
Bununla birlikte hiç kimsenin de egemenliğimize kastetmesine, ülkemize tehdit oluşturmasına, menfaatlerimize zarar vermesine müsaade etmeyiz.
İlkemiz çok net: Biz ne hak yeriz ne de hakkımızı yediririz.
İstanbul halkını hak ettiği hizmet standardıyla buluşturmak için gece gündüz koşturuyoruz.
16 milyon nüfusu ve yıllık 20 milyona yaklaşan ziyaretçisiyle dünyanın en büyük metropollerinden biri olan İstanbul’umuzu demir ağlarla ilmek ilmek örüyoruz.
Açık Deniz Karakol Gemisi CAm. Roman’ın Romanya’ya Teslimi ve Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Platformlarının Hizmete Giriş Töreni https://t.co/ICNPtzhxlH
Selam olsun görünenin ötesine bakmaya cesaret edenlere...
Selam olsun satırların arasında yazılmayanı arayanlara...
Selam olsun sahneye değil, sahnenin arkasındaki gölgelere dikkat kesilenlere...
Ey duyduğuyla yetinmeyenler...
Ey anlatılan kadar saklanana da kulak verenler...
Ey bazen bir tesadüfün ardında başka ihtimaller arayanlar...
Bu satırlarda okuyacağınız şey bir tarih kitabı değildir.
Bir haber metni değildir.
Bir siyasi analiz hiç değildir.
Burada anlatılanlar; zihinde dolaşan ihtimallerin gerçekle buluştuğu yerdir.
Bazen insanlar yaşanan olaylardan çok, yaşandığına inandıkları hikâyelerle şekillenir.
Bazen bir söylenti yıllarca yaşar.
Bazen bir soru, cevabından daha uzun ömürlü olur.
Ve bazen bir kurgu, gerçeğin ulaşamadığı yerlere ulaşır.
Bu yüzden şimdi okuyacaklarınızı bir iddia gibi değil...
Bir rivayet gibi değil...
Bir ihtimalin peşinden yürüyen bir hayat hikayesi gibi okuyun.
Sonra da bütün satırlar bittiğinde kendinize yalnızca tek bir soru sorun:
"Gerçekten her şey göründüğü gibi miydi?"
Bazı hikâyeler vardır...
Başladığında kimse fark etmez.
Gazeteler yazmaz.
Televizyonlar konuşmaz.
Muhalefet görmez.
İktidar anlatmaz.
Yıllar geçer.
Aktörler değişir.
Partiler kurulur.
Partiler dağılır.
Liderler yükselir.
Liderler düşer.
Fakat o hikâye yürümeye devam eder.
Ve bir gün insanlar dönüp geriye baktığında aynı soruyu sorar:
"Her şey ne zaman başladı?"
İşte bu satırlar o sorunun cevabını arayanlar içindir.
Bir tarih kitabı değildir.
Bir siyasi analiz değildir.
Bir istihbarat raporu değildir.
Bu bir devlet sırrıdır.
Tarih bazen insanların inandığı hikâyelerden oluşur.
Bu yüzden okuyacağınız her satırı bir iddia gibi değil...
Bir gerçeklik öyküsü gibi okuyun.
Ve kendinize yalnızca tek bir soru sorun:
Bazı karşılaşmalar gerçekten tesadüf müdür?
Yoksa bazı insanlar daha ilk günden aynı hikâyenin içine mi doğarlar?
Takvimler 22 Aralık 1998'i gösterdiğinde...
Türkiye uyuyordu.
Ama herkes uyumuyordu.
*******
BÖLÜM 1
Beyaz Ulak
22 Aralık 1998.
Gece 03:11.
Konya Ovası'nın ortasında unutulmuş küçük bir köy.
Rüzgâr sert esiyordu.
Kar taneleri gecenin içinde savruluyor, eski taş evlerin duvarlarına çarpıyordu.
Köyün dışındaki tek katlı bir evde ise ışıklar yanıyordu.
Normal şartlarda herkesin uyuyor olması gereken bir saatte dört kişi aynı masanın etrafında oturuyordu.
Odadaki hava ağırdı.
Sanki herkes bir şey bekliyordu.
Fakat kimse neyi beklediğini bilmiyordu.
Masanın üzerinde eski bir saat vardı.
Saatin saniye ibresi ilerledikçe odadaki sessizlik daha da büyüyordu.
Sonra...
Kapı üç kez vuruldu.
Tak.
Tak.
Tak.
Ev sahibi ayağa kalktı.
Kapıya yöneldi.
Kapıyı açtığında içeriye bembeyaz kıyafetler giymiş bir adam girdi.
Yüzü tamamen beyaz bir peçeyle kapalıydı.
Ne yaşını anlamak mümkündü ne de kim olduğunu.
Adam ağır adımlarla yürüdü.
Masaya yaklaştı.
Kimse konuşmadı.
Çünkü bazen sessizlik, sorulacak bütün sorulardan daha güçlüdür.
Adam ceketinin iç cebinden siyah bir zarf çıkardı.
Masanın üzerine bıraktı.
Sonra ilk kez konuştu.
"Devletler seçimlerle değişmez."
Odadaki herkes dikkat kesildi.
Adam devam etti.
"Devletler kadrolarla değişir."
"Partiler gelir."
"Partiler gider."
"Liderler yükselir."
"Liderler düşer."
"Ama devletin uzun yürüyüşü devam eder."
Peçenin arkasındaki gözler doğrudan genç kadına ��evrildi.
"Önünde uzun bir yol var."
"Önce merkez."
"Sonra ayrılık."
"Sonra yeni bir yuva."
"Sonra yeni bir ayrılık."
"Ve en sonunda büyük temizlik."
Genç kadın ilk kez konuştu.
"Temizlikten kastınız nedir?"
Adam cevap vermedi.
Sadece masadaki zarfı işaret etti.
Zarf açıldığında içinden eski bir harita çıktı.
Fakat bu sıradan bir harita değildi.
Şehirler yoktu.
Nehirler yoktu.
Dağlar yoktu.
Yerlerine kaleler çizilmişti.
Bazılarının üzerine kırmızı çarpılar atılmıştı.
Bazıları ise daire içine alınmıştı.
Adam haritanın üzerindeki ilk kaleyi gösterdi.
"Buraya gireceksin."
İkinci kaleyi gösterdi.
"Burada yükseleceksin."
Üçüncü kaleyi gösterdi.
"Burada savaş başlayacak."
Dördüncü kaleyi gösterdi.
"Buradan ayrılacaksın."
Beşinci kaleyi gösterdi.
"Ve sonunda yeni bir sancak dikeceksin."
Odadaki herkes birbirine baktı.
Kimse tam olarak ne anlatıldığını anlamıyordu.
Fakat herkes büyük bir planın ilk cümlelerini duyduğunu hissediyordu.
Adam son kez konuştu.
"İnsanlar seni rakip sanacak."
"Bazıları seni düşman görecek."
"Bazıları kahraman."
"Ama hiçbiri gerçeği bilmeyecek."
Genç kadın kaşlarını çattı.
"Peki gerçek ne?"
Beyaz Ulak ilk kez hafifçe gülümsedi.
"Gerçek..."
"En son öğrenilen şeydir."
Saat 03:42'de toplantı sona erdi.
Beyaz Ulak geldiği gibi sessizce ayrıldı.
Kar yağışı devam ediyordu.
Fakat o gece yalnızca kar yağmıyordu.
Bir plan da ilk kez hareket etmeye başlamıştı.
Ve o planın sonuçları yıllar boyunca ülkenin siyasi haritasını değiştirecekti.
Kimse bunu henüz bilmiyordu.
Ama tarih bazen gürültüyle başlamaz.
Bazen yalnızca bir kapının üç kez vurulmasıyla başlar.
(devam edecek)
Her şeyin bir başlangıcı vardır....
İstanbul’umuz yeni metro hatları kazandıkça beceriksiz idarecilerin elinde eziyete dönüşen trafik de rahatlayacak.
Bunun en büyük faydasını trafiğe takılıp işe geç kalmamak için arabalarında uyuyan, araçlarını hafta içi yatakhaneye çeviren İstanbullu kardeşlerimiz görecek.