Arzu (désir) meselesi oldukça karmaşık. Deleuze konuya dair şunları söylüyor:
"Hiçbir zaman soyut bir biçimde bir kişiyi/nesneyi arzulamazsınız. Arzu, yalnızca belirli bir bağlamın içinde anlamlıdır. Arzuladığınız şey, onunla bütünlük içinde var olan bir kümedir."
İzole olarak bir kişiyi ya da bir nesneyi arzulamıyoruz aslında. Arzularımız daha geniş bir bağlamda anlam kazanıyor.
Aslında bunu en iyi bilenler de reklamcılar: Örneğin şampuan reklamları bize yalnızca iyi bir şampuan değil, bunun yanında yüksek özgüven, ışıltılı bir hayat, harika partnerler de vaat ediyor. Dolayısıyla şampuan bu geniş bağlamın bir parçası olarak arzu nesnesine dönüşebiliyor (ya da dışarıdan müdahale ile dönüştürülebiliyor).
Sanırım kapitalizmin arzu manipülasyonuna maruz kalan mağdurlar olarak bize de arzu ettiğimiz şeyi gerçekten arzu ettiğimizi düşünmek ve özgürce hareket ettiğimizi hissetmek düşüyor.