📌Hayatta sizi zirveye taşıyacak basit ama getirisi en yüksek alışkanlıklar:
Her gün 8 saat uyuyun. Sadece bu rutin, hayatınızdaki bir çok problemi çözecek.
Haftada en az 3 kez ağırlık kaldırın. Fit bir fizik, fit bir zihin demektir, aynı zamanda en basit fark yaratma yöntemidir.
Her gün yürüyüş yapın. Hem bedeni hem zihni temizler.
Geliriniz ile sabit bir yatırım rutini oluşturun ve ne olursa olsun sadık kalın. Geleceğinizi satın alıyorsunuz.
Her gün 15 dakika okuyun, izleyin, dinleyin, not alın ve paylaşın. Bilgi en büyük rekabet avantajıdır.
Daha fazla su için. Sağlık basit alışkanlıklarla başlar.
Çalışırken telefonunuzu başka bir odaya bırakın. Dikkat dağınıklığı başarının gizli düşmanıdır.
Haftada en az 1 kez sizden daha zeki ve yetenekli insanlarla sohbet edin.
Hayat, her zaman kararlarını sınar.
Güç istediğinde sana güç verilmez.
Onun yerine, güçleneceğin şartlar verilir.
Sabır istersin, sabır gerektiren durumlar gelir.
Cesaret istersin, korkacağın anlar çıkar.
Güç istersin, seni ezmeye çalışan bir yük gelir.
Çünkü insan, hayatında çözebildiği problem ve üstesinden gelebildiği stres kadar güçlüdür.
Güç bir hediye değil bir kalıntıdır.
Yaşadığın zorluklardan geriye kalan şeydir.
O yüzden güçlenmek istiyorsan, problem çözme ve stresle baş etme kaslarını geliştireceksin.
Başka yolu yok.
Bunu nasıl yapacağını sorma, bunu yapmak için yaşaman hayatın içinde olman bu oyunu oynaman gerek.
Seyirci koltuğunda oturan birinin güçlenmesi söz konusu olamaz.
(Şunu fark et. Hiç zorlanmamış insan, güçlü değildir sadece henüz test edilmemiştir. Kas, ancak direnç gördüğünde büyür ağırlık kaldırmayan kol, incelir. Hayat da öyle: Sana yüklediği her ağırlık, aslında bir antrenmandır. O yüzden kolay bir hayat dileme o dilek kabul olursa, ilk gerçek darbede kırılırsın. Zor bir hayatı taşıyabilecek bir omurga dile.)
Hayat kimseye istediğini altın tepside sunmaz.
Her şeyin bir bedeli vardır.
Uykusuz geceler, hayal kırıklıkları, gözyaşları, diş sıkmalar, "artık yeter" dediğin anlar.
Ama işte bu kadar yaşanmışlığın insana kattığı en güzel şeylerden biri şudur.
Geriye dönüp baktığında, her şeye rağmen "değdi" diyebilmek.
Kolay kazandığın hiçbir şey, sana o hissi vermez.
Hayat bir bilgisayar oyunu gibidir.
Sana bir karakter verirler.
Başta ne yapacağını bilmezsin, kontrolleri bile tanımazsın.
Zamanla yeteneklerini keşfedersin, kendini tanırsın.
Kendini tanıdıkça hayatı tanırsın, insanları tanırsın.
Yaşarsın, yaşadığından ders alırsın, üstüne koyarak ilerlersin.
Ve o oyunda seviye atlamanın tek yolu vardır.
Zorlukla karşılaşmak.
Hiçbir oyunda, kolay bölümlerde oynayan karakter güçlenmez.
Sen de öyle.
Her zor bölüm, aslında bir seviye atlama fırsatıdır.
Önemli olan yola devam edebilmek, ders alıp gelişmektir.
Düşmek değil düştükten sonra kalkıp bir seviye daha yukarı çıkmak.
Farkındalığını yükselt. Güçlü ol.
Ve şunu hep hatırla.
Hayatın sana bir borcu yok.
Ama senin bu hayattan alacakların var.
Git al.
Her zaman, her şey için bir planım vardır.
Ama planım var diye, hayatın benim hakkımda yaptığı planları görmezden gelmem.
Çünkü hayatın ve evrenin planları, bizimkinden daha büyüktür.
İstediğim bir şey olmadı diye üzülüp yelkenleri suya indirmem.
Vazgeçmesini de bilirim, istememesini de.
Olmuyorsa, "olmuyor" derim ve o kapıyı zorlamam.
Neden?
Çünkü biliyorum ki hayatın bana açacağı kapılar, çoğu zaman benim ısrarla zorladığım kapılardan daha güzeldir.
(Şunu düşün. Sen o an ne istediğini bilirsin ama neye ihtiyacın olduğunu bilemezsin. senin görüşün, bulunduğun noktadan bir adım ötesini görür. Zorladığın o kapının arkasında ne var, gerçekten biliyor musun? Belki de kapanan o kapı, seni bir felaketten korudu. Belki de "keşke olsaydı" dediğin şey, olsaydı seni bitirecekti. Zamanla anlarsın: Bazı duaların kabul olmaması, aslında en büyük lütuftur.)
Biz bilinmeyenin içinde, bilinmeyenle mücadele ediyoruz.
Planlar bozulur. İşler tersine gider. Kapılar kapanır.
Ama asıl mesele, o an senin hangi frekansta olduğundur.
Eğer sen "işler bozuldu, planım tutmadı, kapı kapandı" diye enerjini düşürürsen hayatın senin için hazırladığı o asıl planı da sekteye uğratırsın.
Çünkü düşük frekansta olan insan, önüne çıkan fırsatı bile göremez gözü sadece kaybettiğini görür.
O yüzden ben her kaybedişte, her olmayışta bile tebessüm edecek bir sebep bulurum.
Bu hayatı kazanan insanların hepsinin ortak özelliği şudur.
Enerjisini stabilize edebilmiş, başına gelenden sarsılmayan, olayları doğru okuyabilen insanlar.
Onlar kaybetmez değil kaybettiklerinde bile dağılmazlar.
Hayatın kuralı bu.
Bazen, olmuyorsa bırakmayı bileceksin.
Akıntıya teslim olacaksın.
Direndikçe, hayata bir basınç uygularsın.
Ve o basıncı zorladıkça hiçbir şey olacağına varmaz sadece yorulursun.
Suya karşı yüzen adam gideceği yere değil, tükenmeye varır.
(Ama dikkat. Teslim olmak, pes etmek değildir. Pes eden, denemeden bırakır. Teslim olan ise, elinden geleni yapmış ve gerisini akışa bırakmıştır. Aradaki fark her şeydir. Biri korkudan kaçar, diğeri güvenerek bırakır. Sen elinden geleni yaptıysan, geri çekilmek bir yenilgi değil bir bilgeliktir.)
Bazen zorlamamak, "elimden gelen buydu ve yaptım" deyip geri çekilmek, en iyisidir.
Belki de hayat, sen bunu gerçekten yapabildiğinde o bırakmayı, o güveni gösterebildiğinde sana istediğini verir. Bilemezsin.
Hem geri çekildiğinde, belki de o zaman büyük resmi görürsün.
Çünkü resmin içindeyken resmi göremezsin ancak bir adım geri gidince tabloyu görürsün.
Görmeyi bilen gözler için her yerde bir neden, bir sebep-sonuç vardır.
Planını yap. Elinden geleni yap.
Ama sonucu sıkıca kavrama çünkü bazen hayat, senin istediğini vermez sana ihtiyacın olanı verir.
Başarının %90’ı ne derseniz, soğukkanlılık derim. İnsanlar kaygılanırken siz sakin olacaksınız, insanlar sizi kışkırtmak isterken siz gri bir kaya gibi sarsılmaz duracaksınız. Mesele süreçte kimin yapay bir şekilde avantajlı göründüğü değil, bitiş çizgisini kimin geçtiği, son sözü kimin söylediği, meseleyi kimin kendi lehine noktaladığıdır. Çürük meyveler, ağaçtan çabuk düşer. Kötü niyetli menfaat üzerine birleşen birlikler, çabuk çözünürler. Siz daima ahlak ve etik değerlerinizi korumalı, işleriniz adım adım, sakince ve sıra sıra ilerletmelisiniz. Böyle yaptığınızda havada esen rüzgarın bile size yardım etmeye başladığını göreceksiniz.
Kadınlarla ilişkilerde en önemli şeylerden biri enerjidir.
Enerji gerçektir ve bulaşıcıdır.
Sen kasıntı, gergin, alıngan bir enerjideysen, karşındaki kadın bunu anında hisseder.
Sen tek kelime etmeden, o senin gerginliğini kapar ve kendini rahat hissedemez.
Çünkü enerji, sözden önce konuşur.
Sana bir şey soracağım ve cevabı zaten biliyorsun.
Güzel bulmadığın, gözünde büyütmediğin bir kadınla konuşurken hiç kasılıyor musun? Hayır.
Rahatsın, şen şakraksın, gülüp eğleniyorsun, aklına geleni söylüyorsun.
Ve o rahatlığın yüzünden, o kadın sana ilgi duymaya başlıyor. Fark ettin mi bunu?
Peki neden aynı rahatlığı, gözünde büyüttüğün kadının yanında gösteremiyorsun?
Çünkü onu kafanda tanrılaştırıyorsun ve o an kendi enerjini düşürüyorsun.
Kendini kasıyorsun, ne diyeceğini hesaplıyorsun, her kelimeyi tartıyorsun.
Ve o hesap, o kasıntı karşıya "ihtiyaç" olarak yansıyor.
Muhtaçlık kokan enerji, çekimi öldürür.
(Şunu anla. İki insan konuştuğunda, aslında iki enerji alanı temas eder. Ve her zaman, daha güçlü, daha sakin, daha oturmuş olan enerji, diğerini kendine çeker. Sen rahatsan, karşındaki de rahatlar çünkü senin sakinliğin ona "burada tehlike yok, kendin olabilirsin" der. Ama sen gerginsen, o da gerilir çünkü tedirginlik de en az huzur kadar bulaşıcıdır. Yani sen aslında bir kadını etkilemiyorsun; sen bir enerji yayıyorsun ve o enerjiye giriyor.)
Bütün mesele burada.
Karşındaki kadına vermen gereken iki şey var rahatlık ve güven.
Neden rahatlık?
Çünkü bir insan rahat olduğunda kendini kasmaz.
Kasmayınca doğal davranır doğal konuşur, gerçek haliyle ortaya çıkar.
Neden güven?
Çünkü kendini güvende hisseden insan açılır.
Açıldıkça anlatır, anlattıkça sana bağlanır.
İnsan, yanında kendini güvende hissettiği kişiye çekilir bu bir kadın için de, bir erkek için de böyledir.
Ama can alıcı nokta şu.
Sen o enerjide değilken, karşındakine o enerjiyi nasıl vereceksin?
Veremezsin.
Sen kasılıyorsan, karşındaki de kasılır.
Sen tedirginsen, o da tedirgin olur.
Kendinde olmayanı başkasına veremezsin.
Önce senin rahat, oturmuş, kendinden emin olman gerekir ki o rahatlık karşıya bulaşabilsin.
Şimdi şu meşhur meseleye gelelim.
Neden rahat, umursamaz, "çakal" tipler; kibar, çekingen, "efendi" tiplerden daha çok ilgi görür?
Cevap yine enerji.
O rahat tip kendini kasmaz, çekinmez, bir şey söyleyince karşının ne düşündüğüne takılmaz.
Kendi eğlencesinde, yüksek enerjidedir.
Çekingen tip ise sürekli ne diyeceğini hesaplar, kendini kasar ve o düşük, gergin enerjisiyle daha ağzını açmadan kaybeder.
Mesele "kötü adam" olmak değil mesele rahat ve umursamaz olabilmek.
Efendi ol, düzgün ol, ama gergin olma.
İyi kalpli bir adam da yüksek enerjili, rahat ve çekici olabilir kimse için efendiliğinden vazgeçmene gerek yok sadece o itici gerginliği bırak.
Sonuçta her şey iki kelimeye iniyor enerji ve özgüven.
Kendine güvenmeyen, içi kırık, gergin bir adam ne kadar yakışıklı, ne kadar zengin olursa olsun o enerjiyi karşıya geçiremez.
Ama kendine güvenen, oturmuş, rahat bir adam sıradan bile olsa girdiği ortamı değiştirir.
Enerjiye karşı koyamazsın sadece uyum sağlayabilirsin.
O yüzden mesele kadını etkilemek değil.
Mesele, önce kendi enerjini yükseltmek.
Sen kendinle rahat olduğun gün, kimseyi etkilemeye çalışmana gerek kalmaz çünkü rahatlık, en çekici enerjidir ve o kendiliğinden yayılır.
Önce kendinle rahat ol. Gerisi gelir.
Motivasyon koca bir yalandır. En azından Spartalılar böyle düşünürdü.
Tarihin en yenilmez savaşçılarının lügatinde havaya girmeyi beklemek veya ilham aramak diye bir şey yoktu. Sadece tavizsiz bir sistem ve çelik gibi bir irade vardı.
Hayatını düzene sokacak o meşhur Sparta iradesinin arkasındaki 3 sert ama gerçekçi kural:
1. Laf Kalabalığı Yapma
Spartalılarda uzun uzun plan anlatmak, mızmızlanmak veya mazeret üretmek eziklik sayılırdı. Buna tarihte "Lakonik konuşma" diyorlar. İş hayatında veya günlük yaşantında "Şunu yapacağım, şöyle büyük hedeflerim var" demeyi bırak. Sadece yap ve sonucunu masaya koy. Enerjini kelimelere değil, icraata sakla.
2. Rahatını Bilerek Boz
Konfor insanı içten içe çürütür. Spartalılar iradelerini diri tutmak için kışın bilerek ince giyinir, konforu tamamen reddederlerdi. Bugün kişisel gelişimciler buna "soğuk duş" veya "dopamin detoksu" diyor. Arada bir o konfor alanından kendi isteğinle çık. Zihnini zorluğa antrenmanlı tut ki, gerçek bir kriz geldiğinde ilk sen dağılmayasın.
3. Egonu Kapıda Bırak
Meşhur savaş düzenlerinde (Phalanx) herkes devasa kalkanıyla kendini değil, solundaki silah arkadaşını korurdu. Savaşın ortasında bireysel şov yapmak, kahraman olmaya çalışmak herkesin ölümüne sebep olurdu. Kendi ekibini, iş arkadaşlarını veya aileni korumayı öğren. Parçası olduğun yapıyı yukarı taşıyamıyorsan, tek başına zirveye çıkamazsın.
Motivasyon gelir geçer, ilham biter. Disiplin ise oyun zorlaştığında seni masada tutan tek şeydir.