D vitamini testi, sağlık ocaklarında yeniden rutin ve ulaşılabilir olmalı. Bir hekimin çağrısı olarak söylüyorum: Koruyucu sağlık hizmeti, hastalık oluştuktan sonra değil, öncesinde başlar. D vitamini ölçümü erişilebilir olmadıkça, eksikliği konuşmaya devam ederiz… ama çözemeyiz.
D vitamini; kemikten bağışıklığa, ruh halinden kas gücüne kadar temel bir ihtiyaçtır.
Eksikliği yaygın ve maalesef etkileri çok ciddi.
Basit bir kan testiyle takibi çok mümkün.
2009 yılında Stanford profesörü Robert Sapolsky, depresyonun sadece bir “zihin hali” ya da “zayıflık” olmadığını, bunun temelde biyolojik bir hastalık olduğunu çarpıcı bir şekilde açıklamıştı. “Kendine gel, güçlü ol” gibi tavsiyelerin neden tamamen anlamsız olduğunu, stresin beyni nasıl yeniden şekillendirdiğini ve biyoloji ile psikolojinin nasıl kesiştiğini gösteren 15 temel ders şöyle:
1. Depresyon üzüntü değildir.
Kötü bir haber aldığında üzülmek ile depresyon aynı şey değildir. Gerçek depresyon, zevk alamama halidir (anhedoni). Hayat düzelse bile beyin bunu hissedemez, hiçbir şeyden keyif alamaz hale gelir.
2. En tehlikeli belirtisi görünmezdir
Anhedoni: Başarıdan, ilişkilerden, güzellikten, ilerlemeden zevk alamama. Hayattan tüm hazzı alan bir hastalığın ne kadar yıkıcı olduğu çok az anlaşılır.
3. Vücut “kapanmıyor”, aşırı çalışıyor
Depresyondaki insanlar bitkin görünür ama içeride:
- Stres hormonları (kortizol) yükselmiştir
- Metabolizma hızlanmıştır
- Sinir sistemi aşırı aktif haldedir
Bu zayıflık değil, sessiz bir iç savaştır.
4. Biyoloji bunu gerçek kılıyor
Depresyon; uyku döngüsünü, iştahı, hormon seviyelerini, beyin kimyasını değiştirir. Bu bir “zihniyet meselesi” değil, diyabet kadar biyolojik bir durumdur.
5. Ödül sistemi çöküyor
Dopamin (zevk), serotonin (duygudurum), norepinefrin (hareket ve motivasyon) sistemleri bozulduğunda:
- Haz kaybolur
- Hareket yavaşlar
- Olumsuz düşünceler döngüye girer
Tek bir neden değil, bütün bir sistem arızasıdır.
6. Beyin gerçek olmadan travma simüle edebilir
En güçlü içgörülerden biri: Kaybı ya da korkuyu sadece düşünmek bile, gerçek bir tehlike kadar stres tepkisi yaratır. Beyin hayal edilen acıyı gerçek acıdan ayırt edemez.
7. Depresyon, korteksin sana karşı dönmesidir
Düşünen beyin (korteks), soyut korkular üretir: gelecekteki kayıplar, varoluşsal endişe, hayal edilen başarısızlıklar… Sonra diğer beyin bölgelerine “bu şu anda oluyor” diye inandırır.
8. Stres, zihin ile biyoloji arasındaki köprüdür
Stres her şeyi birbirine bağlar:
- Yaşam olayları → psikolojik acı
- Hormonlar → biyolojik değişim
- Beyin → davranış
Depresyon tam bu kesişim noktasında oturur.
9. Tekrarlanan stres, yeni normalinizi yeniden yazar
İlk depresyon bir tetikleyici ister. Sonrakiler istemez. Yeterince stres döngüsü yaşayınca beyin “depresyonu öğrenir” ve kendi kendine sürdürülebilir hale gelir.
10. Genetik depresyonu yaratmaz, riski büyütür
Tek yumurta ikizlerinde bile sadece ~%50 örtüşme var. Yani genler kader değil, strese duyarlılık seviyesidir.
11. En önemli formül: gen × stres
Belirli bir gen, stresle birleşmediği sürece depresyon riskini artırmaz. Stres yoksa fark yok; yüksek stres varsa risk çok büyük olur. Çevre, biyolojiyi ateşler.
12. Çocukluk, ömürlük kırılganlığı şekillendirir
Erken yaşta ebeveyn kaybı, istikrarsızlık, güvensizlik gibi deneyimler ömür boyu depresyon riskini artırır. Çünkü çocukluk bize kontrol duygusu mu yoksa çaresizlik mi öğretir?
13. Depresyon, öğrenilmiş çaresizliktir
Kontrol edemediğin acılar yaşayınca beyin sonunda “yaptığım hiçbir şey fark yaratmıyor” sonucuna varır. Kaçış mümkün hale geldiğinde bile denemeyi bırakırsın.
14. Depresyon, içe dönmüş saldırganlıktır
Freud’dan gelen ama hâlâ güçlü bir bakış: Çözülemeyen öfke, suçluluk, pişmanlık dışarıya çıkamadığında içe döner ve kişiyi yok eder.
15. En büyük ve en zararlı yanılgı
“Kendine gel, toparlan artık.”
Sapolsky bunu yerle bir eder: Bunu bir diyabete ya da kansere sahip birine söylemezsiniz. Depresyon da aynı derecede biyolojiktir ama çok daha az şefkat görür.
Sonuç olarak
Depresyon tek bir şey değildir. Beyin kimyası, hormonlar, stres, erken yaşam deneyimleri ve bilişsel döngülerin kesiştiği bir hastalıktır. Bir parçayı kaçırırsan bütünü yanlış anlarsın.
Japoncanın "Kar" kelimeleri.
Hatsuyuki: Masum kar, yılın ilk kar yağışı
Sasameyuki: Toz halindeki ince kar
Haiyuki: Rüzgarla döne döne yağan kar
Mizareyuki: Yağmurla yağan kar
Yukiboshi: Topak olarak bir şeyin üstünde kalan kar.
Psikolojide "İşlevsel donma" diye bir durum var. Günlük işleri yapıp dışarıdan normal görünürken iç dünyamızda tükenmiş, yorgun ve uyuşuk hissetmeye deniyor. İngilizcede "Freezing behavior" olan bu durum bir şeyler yapmaya karşı isteksizlik, kendini kapatma olarak da biliniyor.
Bazı kişiler; "sokak hayvanlarını beslemenin yasak olduğu yerlerdeki köpeklerin aç kalınca insanlara saldıracağını, bu yüzden tümünün acilen itlaf edilmesi gerektiğini" belirtmişler.
Bir köpek aç kaldığında öncelikli içgüdüsü saldırmak değil, aramak ve kaçınmaktır. Yani önce yiyecek bulmaya çalışır; bulamazsa enerjisini korumak için hareketsiz kalır. Açlık ilerlediğinde güçsüzleşir, korkaklaşır, sessizleşir. Saldırganlaşmaz; tam tersine, savunmasız hâle gelir. Açlık metabolizmayı yavaşlatır, beyin fonksiyonlarını azaltır. Yani köpek saldıracak kadar güçlü olmaz. Açlığın ilk haftasında bağışıklık sistemi çöker ve bilincini yitirir, ikinci haftasında çoklu organ yetmezliğinden ölür.
Ama, bu olayın başka bir boyutu da var. Toplum psikolojisi yasaklara karşı direnmeye meyillidir. Bir tane köpeğin bile aç kalacağını zannetmiyorum çünkü insanlar onları daha büyük bir gayretle besleyeceklerdir.
Sokak köpeği nüfusu azaltılmak isteniyorsa, bunun yolu köpekleri beslemeyi yasaklamak değildir. Kısırlaştırmaya ağırlık vermek gerekir fakat dişi köpeklere operasyon yapmak yerine, erkek köpeklerin kısırlaştırılması daha iyi bir yöntemdir. Çünkü dişiyi kısırlaştırma operasyonu uzun sürer ve maliyeti yüksektir; erkek daha çabuk ve daha düşük maliyetle kısırlaştırılır. Bu sayede hem üreme azalır; hem de kısır erkek köpeklerin testosteron seviyesi düştüğü için sürü oluşturma, bölge işaretleme, alan koruma ve saldırı içgüdüleri zayıflar.
Kuduz mikrobunu tamamen yok etmenin yolu da, devletin ülke genelindeki tüm veteriner kliniklerine ücretsiz kuduz aşısı vermesidir. Her veteriner kendi mahallesindeki, sokağındaki köpekleri düzenli olarak aşılar; hayvansever insanlar da köpeklerin tesbiti konusunda veterinerlere gönüllü olarak yardım ederler.
Velhasıl; sokak hayvanlarını beslemeyi yasaklamak yerine, başka ülkelerde uygulanmış ve başarılı olmuş bu yöntemler tercih edilmelidir.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
Kronik inflamasyon” ifadesi son yıllarda sıkça duyuluyor. Bu, vücutta uzun süre devam eden, bakteri veya virüs kaynaklı olmayan iltihaplı durumları anlatır.
Bu durumda ne olur: bağışıklık sistemi sürekli tetikte kalır, doku ve organlarda gizli bir iltihap ortamı oluşur; bu durum zamanla kronik hastalıklar meydana getirir. Yani bir şehirde gizli bir yangın olduğunu düşünün. Bağışıklık sistemi sürekli siren çalıyor alarm veriyor; şehir (vücudunuz) sakinleşemiyor, enerji sürekli tükeniyor ve sistem yıpranıyor. İşte kronik inflamasyon budur.
Günaaydıııınnnn 🎉 4-22-30 Kasım tarihleri için bilet satışlarımız devam ediyor, kaçırmayın ☺️
Biletler https://t.co/cC5dsTJEV2 adresinde 🎭 herkesi bekliyoruz
Uzun zamandır paylaşamak için sabırsızlandığım haber ile karşınızdayım 🎉 Aras Nas’ın yönettiği, @ahmetsammy’nin yazdığı oyunumuz “İZ” ile yeni sezonda karşınızdayız. Biletler için: https://t.co/cC5dsTJ75u
Herkesi bekliyoruz ☺️ sanatla, tiyatroyla kalın 🎭