Ziya Gökalp, Yusuf Akçura bizim...
Hamdullah Suphi bizim, Mehmet Emin Yurdakul bizim...
Erol Güngör, İbrahim Kafesoğlu bizim...
Raha Oğuz Türkkan, Necdet Sançar, Dündar Taşer bizim...
Nihal Atsız bizim...
Alparslan Türkeş bizim, Atatürk bizim...
Türk milliyetçiliğinin tarihinde iz bırakmış kim varsa hepsinin hatırası bize emanet!
15 Temmuz, milli kahramanlığın dış bağlantılı ihanet ve işgal girişimine iman ve iradeyle direniş ve dik duruş mefkuresidir.
Unutmayacağız, unutturmayacağız.
Siyasetin toplum yararına bir uğraş olmak yerine, meslek hâline gelmesi yani tam zamanlı, yüksek gelir getiren ve sürekli bir iş niteliğine bürünmesi durumunda, "siyaset sayesinde yaşayanlar"ın ve "siyaset sayesinde yaşamak isteyenler"in sayısı, katlanarak artar.
Max Weber'e atıfla hatırlatalım ki bir meslek sahibi olup topluma hizmet etmek üzere, birikimini siyasete aktaranlar yani "siyaset için yaşayanlar" ile geçimini siyaset üzerinden temin edenler yani "siyaset sayesinde yaşayanlar" arasındaki mücadelede, ikinciler kazandığı ve çoğaldığı müddetçe bir toplumun temel sorunlarına çözüm bulunması, her geçen gün zorlaşır.
MHP Lideri Devlet Bahçeli:
Sizler Mete Han’ın devlet nizamını, Attila’nın Avrupa’nın dizlerini titreten heybetini, Sultan Alparslan’ın Anadolu’yu yurt kılan azmini, Osman Gazi’nin Söğüt’te can bulup üç kıtaya yayılan muradını, Fatih Sultan Mehmet Han’ın 21 yaşında Avrupalıların atası olan Doğu Roma’yı dize getiren dehasını; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yokluklardan bir devlet var eden ferasetini miras almış, bir milletin evlatlarısınız.
Bu miras, omuzlarımızda bir yük değil şereftir.
Bu miras geçmişte kalmış bir övünç değil, geleceğe taşınacak bir mesuliyettir.
Aşağıdaki tablo, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası'nın güvencesi altında olup Anayasa'mızın değiştirilemeyecek ilk dört maddesiyle de perçinlenmiştir.
Anayasa'mıza göre değiştirilmesi teklif dâhi edilemeyecek olan söz konusu hususlar, "yeni bir kimlik eklenmesi", "ikinci bir kurucu unsur yaratılması" ve türevleri gibi bir takım fantezilerin önünde bir çelik çekirdek olarak Türk Milleti'nin şuurundadır. Fazla kurcalama ya da aşındırma kabul etmez. Zira Türklerin ayranı kabarmaya gelmez.
Aksini denemek isteyenler için hem yakın coğrafyamızdaki ecnebi tarihlerine hem de pek sevmedikleri Türk tarihine bakarak ders almaları tavsiye edilir. Zira tarih kitapları, ısrarla ibret almak istemeyenlerin tekerrür eden akıbetini de kaydetmiştir.
Tarih bize diyor ki; Kudüs'ün ilk durağı Şam'dır..
Hz.Ömer 636’da önce Şam’ı aldı, sonra 637’de Kudüs’ü.
Selahattin Eyyubi 1184’de önce Şam’ı aldı, sonra 1187’de Kudüs’ü.
Yavuz Sultan Selim önce 1516’da Şam’ı aldı, sonra da Kudüs’e mührünü bastı.
Golan’da diş gösterenlerin, Şam’a parmak sallayanların azı dişini Kudüs’te sökmek sadece bir zaman meselesidir.
Zeytin Dağının manzarasına duyduğumuz özlem, Kudüs'ün hatıralarıyla kavrulan gönül dünyamız tıpkı tek bir damla ile taşacak noktaya gelmiştir..
- Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli
Bugün bayram sevinci ile derin bir hasretin iç içe geçtiği bir gün.
Kurban Bayramımız mübarek olsun. Bu mübarek günde, yıllar önce yine bir Kurban Bayramında şehit düşen büyük Türk devlet adamı Enver Paşa'yı rahmetle yâd ediyorum.
Bu gün aynı zamanda Ülkücü Şehitleri Anma Günüdür. 27 Mayıs 1980'de şehit edilen Gümrük ve Tekel Bakanımız Gün Sazak'ı ve bu topraklar için canlarını feda eden tüm ülkücü şehitlerimizi minnetle, rahmetle, özlemle anıyorum.
Şehitler ölmez, vatan bölünmez!
Ruhları şad, mekânları cennet olsun...
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli; Kerkük’ün İlk Türkmen Valisi olan Sayın Muhammed Seman AĞA’yı makamında kabul ettiler.
Tebrik ve başarı dileklerini sunan Sayın Devlet Bahçeli Türkmeneli’nin mübarek Kurban Bayramı’nı kutladılar...
1944 Irkçılık-Turancılık Davası, Kemalist milliyetçiliğe muhalif konumdaki Türkçülüğü tasfiye etmeyi hedefleyen bir girişimdi. Tabutluklara ve ağır baskılara rağmen susmayacak olan bu iradeye karşı çok cepheli bir savaş açılmış; Türkçülük felce uğratılmak, Türk gençliği âtıl bırakılmak istenmiştir.
Başbuğ Alparslan Türkeş'in de vurguladığı gibi; 1944 yargılamaları milletin yüksek ve asil inançlarıyla yeniden dirilişine zemin hazırlamış, Ülkücülüğün fikrî meşruiyetinin temellendiği en önemli tarihsel eşik olmuştur.
3 Mayıs 1944'te binlerce genç Ankara sokaklarında Atsız’ın yanında yürümüş, Türk milliyetçiliği ilk kez kitlesel bir itirazla meydanlara çıkmış ve bir fikir olmanın ötesine geçerek harekete dönüşmüştür!
Türk milliyetçiliğinin boyun eğmediği o destansı direnişin ruhuyla; 3 Mayıs kutlu olsun!
Bugün yayımlanmış olan “Bir İdeoloji Olarak Ülkücülüğü Ortaya Çıkaran Tarihsel Faktörler” isimli makalem, 2021 yılında tamamladığım doktora tezimin devamı niteliğindedir.
Bir siyaset bilimci olarak Türk milliyetçiliğinin serüvenini bilimsel ve objektif şekilde ortaya koyma çabam, aynı zamanda kendime görev edindiğim bir iştir.
Okuyucusu bol olsun inşallah.
Selamlar…
https://t.co/ZnawrKXKDU
🔴 MHP Lideri Devlet Bahçeli:
"Misak-ı Milli coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasretlerin başında ise Kerkük gelmektedir.
Kerkük ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır."
Modern Türk siyasal sisteminin kuruluşu, genellikle tek parti döneminin otoriter yapısıyla değerlendirilse de, 1919-1925 arası aslında meşruiyetin ısrarla hukuki zeminde arandığı bir “kurucu hukukilik” dönemidir. Siyasal iktidar, eski kurumların basit devamı olmaktan öte, meşruiyetini toplumsal tabana yayarak ve hukuki prosedürleri titizlikle işleterek kurumsallaşmıştır.
Milli Mücadele’nin kongreler evresi, fiili işgal ve otorite boşluğuna rağmen keyfi bir hareket değil, hukuki bir dil kullanan siyasal bir organizasyon şeklinde şekillenmiştir. Dağınık cemiyetler, Erzurum ve Sivas kongreleri gibi meşruiyet üreten mekanizmalarla birleşmiş; millet adına hareket ederken mevcut düzenin sınırlarını hukuk diliyle zorlamıştır.
Bu hukuki süreklilik iradesinin en somut örneği, Ankara Meclisi’nin niteliği tartışmalarında görülür. “Kurucu Meclis” adından bilinçli olarak vazgeçilmiş, seçimler mevcut hukuki teamüllere göre yapılmış ve İstanbul Meclis-i Mebusan üyelerinin Ankara’ya katılması sağlanmıştır. Olağanüstü şartlarda bile hukuki meşruiyeti koruma tercihi, Ankara hareketinin karakterini açıkça ortaya koymaktadır.
Egemenliğin millete devredildiği bu büyük adımın yıl dönümünde; Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyor, milli egemenliğin güvencesi çocuklarımızın ve tüm milletimizin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyorum. 🇹🇷
Cahar Dudayev anısına…
1991 yılı SSCB’nin resmen dağıldığı yıldır ve Çeçen aydınlar da bu süreçte bağımsızlık taleplerini dile getirmişlerdir. Bir kadro olarak yorumlanabilecek bu aydınlar grubunun lideri konumundaki kişi eski bir SSCB komutanı olan Dudayev’dir. Çeçen bağımsızlık mücadelesindeki Dudayev’den sonraki önemli figürler ise Aslan Mashadov, Şamil Basayev ve Ahmet Kadirov’dur. Mashadov emekli bir SSCB albayıdır ve askeri dehasıyla ön plana çıkmaktadır. Şamil Basayev ise Çeçen bağımsızlık mücadelesinin radikal ve efsanevi kişiliğidir ve adeta bir halk kahramanıdır. Mitleşen eylemleri hem Rus askerleri arasında hem Rus yanlısı Çeçen gruplar içerisinde uzun yıllar bir korku unsuru oluşturmuştur. Ahmet Kadirov ise Çeçenistan’ın dini liderlerinden birisidir. “Her Çeçen 150 Rus öldürsün” fetvasının da sahibidir.
Yeltsin dönemi Rusya’sının kapitalist dünyaya entegrasyonu oligarklar eliyle olmuştur. En basit ifade ile anlatmak gerekirse oligarklar; SSCB döneminde kurumlar ve üretim tesislerinde yönetici iken dağılma sonrasında bu kurumları ve üretim tesislerini devlet gözetiminde kendi mülkiyetlerine geçiren kişilerdir. 1991 öncesinde sıradan hayatlar yaşayan binlerce kişi çok kısa süreler içinde bu şekilde milyarder konumuna yükselmiştir. Devletin bu durumdan çıkarı ise oligarklar üzerinde hegemonik bir güç oluşturmak ve alacağı yüksek vergilerle ciddi bir gelir sağlamaktır. Yeni sistemde halkın refahı ya da sosyal adalet en istenmeyen ve kabul edilemeyecek şeydir. İşte tam da bu yüzden 1991-1993 arası dönemde Çeçen bağımsızlığına bir tepki vermeyen Rusya, Dudayev’in petrol gelirlerini halka eşit bir şekilde dağıtma planına karşı çıktı. Bu karşı çıkış aynı zamanda Çeçen bağımsızlığına da karşı çıkmak demekti. Çeçen petrolü de Rusya’ya bağlı bir oligark tarafından çıkartılmalıydı, Çeçen halkının bağımsızlığı ve zenginleşmesi bu sebeple kabul edilemezdi... Ruslar tarafından Dudayev’e oligarklık teklif edildi ancak seçilmiş bir halk liderine düşen tabii ki bunu reddetmektir ve öyle de oldu. Çeçenistan hızla gelişti, modern bir görünüme kavuştu. Başkent sokakları adeta Avrupa sokaklarını andırır oldu, kanuni düzenlemeler ile Türkiye’dekine benzer laik kurallar getirildi. Rusya’nın bu zenginleşmeye olan cevabı ise Dudayev’e yapılan suikast girişimleri oldu. Bu girişimler başarısız olunca da geriye askeri müdahaleden başka bir seçenek kalmamıştı. 1994 yılındaki Çeçenistan’a olan harekât Ruslar için büyük bir hezimet olmuştur. Yaklaşık 3000 kişiden oluşan Rus tugayı 2000 küsür kayıp ve 1000 kadar esir vererek yenilmiştir. Askeri başarının mimarı ise Aslan Mashadov’dur. Rus birliklerinin hamlelerini önceden kestirmiş ustalıkla kazanmasını bilmiştir. Peşi sıra yapılan askeri harekatların hepsinde Ruslar ciddi miktarda kayıp ve esir vermişlerdir ve çare olarak psikopat mahkumlardan oluşan bir askeri birlik kurmuşlardır. Bu psikopat ordusuna karşı Çeçen askerler ise korku salma taktiğiyle cevap vermiştir. Yakalanan her psikopat, kameralar karşısında kafaları kesilerek infaz edilmiş ve bu görüntüler sayesinde de dünyanın dikkati Çeçenistan’a dönmüştür. Bütün bu savaş atmosferi esnasında Çeçen başkenti bir harabeye dönmüştür ve mücadele mecburen kırsal alana taşınmak zorunda kalmıştır. Kırsal alandaki gayrinizami savaşın ise öne çıkan ismi Şamil Basayev’dir. Basayev yaptığı ani baskınlarla taktiksel başarılar elde etmiş ve Rusya’yı yıldırmayı başarmıştır. 1996 yılında ise Çeçen başkenti bütünüyle Ruslardan temizlenmiştir. 1996 yılının başka bir önemi ise hareketin lideri olan Dudayev’in Rus operasyonu ile öldürülmesidir. Dudayev’in ölümü sonrası Mashadov önderliğinde çalışmalar devam etmiş ve Rusya yenilgiyi kabul ederek Çeçenistan’dan çekilmiştir. Yapılan cumhurbaşkanlığı seçimini de kazanan Mashadov yeni Çeçenistan’ı hızla inşa etmeye başlamıştır. Yeni Çeçenistan Atatürk’ün Türkiye’sine benzer şekilde şekillendirilmek isteniyordu. Bu sebeple tarikatlara bazı siyasi kısıtlamalar getirilmiştir. Bu kısıtlamalar ise doğal olarak Kadirov’un işine gelmemiştir zira kendisi önemli bir dini lider konumundaydı. Çeçenistan’da iç savaşın fitilini de bu kısıtlamalar ateşlemiştir, Kadirov, Mashadov’a isyan etmiştir ancak Mashadov bu isyanı bastırmıştır. 1999 yılı kapitalist Yeni Rusya’nın mimarı olan Putin’in göreve geldiği yıldır ve Putin, Çeçenler içindeki anlaşmazlığı kendi çıkarlarına kullanmasını bilmiştir. Rusları öldürme fetvasını veren Kadirov Putin'in memuru olmuştur ve Ruslarla birlikte Çeçenlere karşı savaşmaya razı olmuştur. Aynı sene Moskova’da birkaç tane terör eylemi gerçekleşmiş ve bu eylemlerden Mashadov’a bağlı Çeçen birlikler sorumlu tutulmuş ve Rusya Çeçenistan’a savaş ilan etmiştir. Çeçen birlikler bu saldırıları üstlenmemişlerdir ancak artık yapacak bir şey de kalmamıştır, savaş başlamıştır ve Çeçen askerleri Mashadov önderliğinde gerilla savaşı yapmak üzere kırsala çekilmişlerdir. Doğan boşluğu ise Kadirov doldurmuş ve Çeçenistan cumhurbaşkanlığına getirilmiştir. Türkiye ya da herhangi bir ülke ise meşru Çeçen hükümetine hiçbir yardımda bulunamamıştır. Bazı sivil toplum örgütleri Mashadov yönetimine parasal yardım sağlamak amacıyla çalışmalar yapmışlardır ama tabi ki bunlar yeterli gelememiştir. (Babam bana üzerinde Çeçenistan bayrağı olan bir şapka almıştı ve parasının Çeçen askerlere gideceğini söylemişti, hiç unutmam…)
Her neyse; Şamil Basayev bu dönemde “terör” olarak nitelendirilebilecek bir yol seçmiştir ama bu şekilde Rus kamuoyunu bastırabileceğini düşündüğü için yapmıştır bunu. Bir devlet töreni esnasında cumhurbaşkanı Kadirov’u bombalı bir suikastle öldürmüş ve saldırıyı da üstlenmiştir. Suikastın gerçekleştiği stadyumun inşaatı sırasında bomba düzeneğinin kurulduğu ve yıllar sonra patlatıldığı söylenir, ne kadar doğrudur bilemem
Kadriov’un oğlu Ramazan Kadirov ise Putin’in yeni favori ismidir ve bütün petrol tesisleri onun kontrolüne verilmiştir. Ramazan Kadirov, emrindeki özel birliklerle Rus ordusu ile beraber Çeçen askeri ile savaşmaya başlamış ve Mashadov’u öldürmeyi başarmıştır. Basayev ise kimi iddialara göre Rus özel servisi tarafından kimi iddialara göre ise bir kaza sonucu ölmüştür. Mashadov ve Basayev’in ölümü sonrası mücadeleyi kazanan Ramazan Kadirov tartışmasız bir liderlik kurmuştur ve bu liderlik halen devam etmektedir. Rahmetli Dudayev ise – aynı Elçibey gibi- kendi ülkesinin insanlarının bahsetmekten çekindiği ancak kalbinde yaşattığı tarihsel bir kahramandır.
Rahmet ve dua ile...
Mehmet Hulusi Akyol Beyefendi I. TBMM Yozgat mebusu ve 30 yılı aşkın Yozgat müftülüğü yapmış bir devlet adamıdır.
Mustafa Kemal’i ve Ulusal Kurtuluş Mücadelesini desteklemiş, 1959’a kadar devletine hizmet etmiştir.
Bugün Üniversitemizde kendisini yad ettik.
Allah rahmet eylesin