@t6luzlx6 Mandala yaptıran kadın varoştur, bulaşılmaz. Maori yaptıran erkek psikopattır suç teşkil eder. Lotus, anlam bulmaya çalışan kadınların aa tatlıymış bunu yaptırayım dediği bir modeldir. Melek heykelini genelde rapçi hayranı illegal özentili tipler yaptırır vs vs liste uzun
@t6luzlx6 yaptırılan dövme çok şey ifade ediyor. Zeus,, keleş, bulut, aslan falan yaptırıyorsa sikik bir adamdır. Evcil hayvanının veya çocuğunun portresini yaptırıyorsa daha kendi halinde birisidir gibi çıkarımlar yapılabilir. Dövmeler karakter hakkında çok net ifadeler sunar aslında.
Severse yapar, isterse gelir gibi keskin inançlar sizi ilişkilerden uzak tutuyor. Bazı şeyler kapasite meselesi, şimdi yapamıyor olabilir, her şeyi kolayca kestirip atmamak lazım; beklemeyi de abartmamak lazım. İlişkiler iki uçta dünya değil, denge işi. Keskin düşünen KIRILIR.
Hepsini yaşadım, yaşıyorum, yaşayacağım. İdealleri olan insanlar bir şeyleri inşa ederken hayattan mahrum kalmaya yükümlüdürler. Ve başarı konforsuzluktan doğar.
Marcus Aurelius çok haklıydı: Dostlarını kaybedeceksin, sevgililerini kaybedeceksin, alıştığın o rahat konfor alanını kaybedeceksin.
Ama eğer tüm bu kayıpların içinde kendini bulmayı başarırsan, kralların sahip olduğundan çok daha büyük bir servet kazanmışsındır. Kendini kazandığın yerde, hiçbir şey kaybetmiş sayılmazsın.
Bir insanı ilişki içindeyken değil,ilişki bittikten sonra tanırız.Sizden sonra sosyal medyada yeni insanlar ekliyorsa, gitmediği yerlere gidiyorsa, görüşmediği kişilerle görüşüyorsa; asıl kimliği odur. Aranızdaki o sınır kalktığında geriye ne kalıyorsa,en başından beri o kişidir.
Kaçıngan bağlanmayı anlatan en enteresan çalışmalardan biri Mary Ainsworth'un yaptığı "Yabancı Durum Deneyi". Bence asıl çarpıcı tarafı şu: Kaçınganların dışarıdan görünen o umursamaz halinin aslında ne kadar yanıltıcı olduğunu gösteriyor.
Deney basit aslında. Anne ve bebek bir odada oynuyor. Sonra içeri yabancı biri giriyor. Bir süre sonra anne çıkıyor, bebek yabancıyla yalnız kalıyor. Ardından anne geri dönüyor.
İlk bakışta güvenli bağlanan bebekler daha sorunlu gibi görünüyor. Anne gidince ağlıyorlar, huzursuz oluyorlar. Anne dönünce de hemen ona gidip sakinleşiyorlar.
Kaçıngan bebekler ise tam tersi. Anne çıkınca pek tepki vermiyorlar. Ağlamıyorlar. Oyuncaklarıyla oynamaya devam ediyorlar. Anne geri geldiğinde de dönüp bakmadıkları bile oluyor. Dışarıdan izleyen biri "Bu çocuk ne kadar bağımsızmış" diye düşünebilir.
Ama olay tam burada değişiyor.
Araştırmacılar sadece davranışlara bakmıyor. Kalp atışlarını ve kortizol seviyelerini de ölçüyorlar. Sonuçlar açıklanınca işin rengi değişiyor.
Dışarıdan en sakin görünen, ağlamayan, hiçbir şey olmamış gibi duran o kaçıngan bebeklerin stres seviyeleri aslında çok yüksek çıkıyor. Kalpleri hızlı atıyor. Kortizolleri yükseliyor. Yani içeride fırtına kopuyor ama dışarıya hiçbir şey yansımıyor.
Aslında anne gidince üzülmüyor değiller. Tam tersine çok yoğun stres yaşıyorlar. Fakat sinir sistemi zamanla başka bir şey öğrenmiş oluyor: "Bunu göstermenin faydası yok." Ağlamak işe yaramıyorsa, ihtiyaç duyduğunda karşılık alamıyorsan, bir noktadan sonra duygu dışarı çıkmıyor. Duygu gitmiyor ama görünmez hale geliyor.
Yetişkinlikte de benzer bir şey görülebiliyor.
Bir kaçıngan biri ilişkiyi bitirdiğinde, uzaklaştığında ya da bir anda duvar ördüğünde dışarıdan bakınca sanki hiçbir şey hissetmiyormuş gibi durabiliyor. Hatta bazen taş kalpli ya da umursamaz olarak algılanıyor.
Ama araştırmaların işaret ettiği şey şu: Dışarıdaki sakinlik her zaman içerideki sakinlik anlamına gelmiyor. Bazen tam tersine, yakınlık ve bağ kurma ihtiyacı o kadar yoğun bir stres yaratıyor ki kişi kendini korumak için duygularını donduruyor. Uzaklaşıyor. Kapatıyor. Ve sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.
Yani mesele çoğu zaman hissetmemek değil. Hissedilen şeyi güvenli şekilde taşıyamamak.
Küçük bir nüans: Kortizol verisi her çalışmada aynı yönde çıkmıyor (bazı popülasyonlarda blunted olabiliyor), ama kalp atışı ve genel maskeleme + deaktivasyon hipotezi çok sağlam.
Arkadaşıma yurtdışına giderken 400 euro borç vermiştim 1 sene geçti darlamadım. TL olarak ödedi e oğlum ben euro vermiştim dedim ben onu TL’ye çevirdim demişti hahsjxkdlxlkdk dövizin altının girdiği tüm borçlar saçmalaşıyor
Kuzenime 170 gram altın verdim. Gramı 7.500 TL’den bozdurdu. Aradan zaman geçti, gram 6.150 TL’ye düşünce gidip 170 gram altın alıp geri getirdi.
Siz olsanız ne yapardınız?
bu kadar yol yürüdükten sonra insan ister istemez durup arkasına bakıyor. ben her baktığımda şunu görüyorum; kolay değildi ama bana aitti. o yüzden pişmanlık değil, derin bir sükûnet kalıyor içimde. bu yolu seçmiş olmak hâlâ omuzlarımı dik tutuyor.