Atatürk’ün kızları, Filenin Sultanları , ülkemizin imajını en iyi şekilde temsil ettiğiniz ve böyle bir gururu Türk milletine yaşattığınız için size sonsuz teşekkürler, iyi ki varsınız❤️
Voleybolda iyiyiz de futbolda neden başarısızız diye soran çok oluyor.
Benim yanıtım şöyle: Teknik konularda liyakatin yerini siyaset aldığında başarı gelmiyor. Voleybolda liyakat önde, futbolda siyaset.
Bu haberin başlığı şu: “Dolaylı bağlantı tespit edildi!” Spotta ise Oğuzhan Uğur’un Ahbap derneği ile iki ayrı dolaylı mali bağlantı hattı tespit edilmiş.
Haberde geçen “dolaylı” kelimesine dikkatinizi çekerim.
Özetle deniyor ki…
Ahbap derneği ve onunla bağlantılı Yeliz Kaya var.
Babala TV ve onunla bağlantılı Oğuzhan Uğur var.
Bunlar arasında (Ahbap – Babala) arasında para transferi yok.
Ne mi varmış?
Oğuzhan Uğur ve şirketleriyle para alışverişinde (sadece 802 bin lira) olan 3 kişi varmış. İşte o 3 kişi de Ahbap ile bağlantılı değilmiş.
Ama…
O 3 kişi ayrıca Mehmet Sait Köse diye biriyle para ilişkisi içindeymiş. Haberde yazmaya utanmışlar bence, ama aslında Oğuzhan Uğur’la para ilişkisi içinde olanlardan birine, Mehmet Sait Köse 1000 (yazıyla bin) lira göndermiş.
Eee?
Durun. İşte Oğuzhan Uğur’un para ilişkisi içinde olduğu o bir kişiye zamanında bin lira gönderen Mehmet Sait Köse’nin de Ahbap ile bağlantılı Yeliz Kaya ile para trafiği varmış.
Bir de…
Oğuzhan Uğur’un kardeşiyle para alışverişinde bulunan bir kişinin de yine Ahbap ile ilişkili Yeliz Kaya ile arasında para alışverişi varmış.
İşte tüm bunlar Oğuzhan Uğur’un Ahbap derneği ile dolayısıyla suç örgütüyle ilişkisine dair manşetlere çekilen delillerdenmiş!
Babasının Ergenekon kumpası sanığı olmasından yola çıkarak Oğuzhan Uğur’u kriminalleştirmeye çalışanlar, o kumpası kuranların yöntemleriyle olmadık insanlara olmadık suçları isnat ediyorlar.
Ergenekon kumpası döneminde de sık sık gündeme gelen "Altı Derece Uzaklık" (Six Degrees of Separation) teorisi vardı. Buna göre, dünyadaki herhangi bir kişiyle aranızda en fazla 6 tanıdık bulunur. Tanıdıklarınızın tanıdıkları aracılığıyla, dünyanın öbür ucundaki birine bile zincirleme olarak en fazla 6 adımda ulaşabilirsiniz.
Neyse ya, yazık, çok yazık!
Oğuzhan Uğur'un sadece iyi niyetinin kullanıldığını düşünüyorum. Öyle olmasını tüm kalbimle diliyorum çünkü aksi beni Haluk Levent'ten daha çok yıpratır.
Sabahtan beri yazılanları, çizilenleri okuyorum. Neredeyse kimse Oğuzhan Uğur’a sahip çıkmıyor. Ne oldu bize arkadaşlar? İnsanlardaki güven duygusu bitmiş olabilir ama Oğuzhan en zor zamanlarda halkın sesini duyurmaya çalıştı. Depremzedelerin feryadını ondan duyduk, trafik kazası mağdurlarını ondan duyduk. Size sadece tek bir sorum var: Günlerdir troller Oğuzhan Uğur’u hedef gösteriyor, eğer Oğuzhan muhalif olmasaydı yine de böyle gözaltına alınır mıydı? İfadeye çağırırsın, gelir, ifadesini verir. Böyle gözaltına almaya, kameralarla afişe etmeye gerek var mı? Tutuklu yargılamaya karşıyım! Oğuzhan Uğur serbest bırakılmalı!
Deprem sonrası öylece izleyebilirdi olanları, konfor alanında kalabilirdi. Elini taşın altına koydu ve muazzam bir organizasyonla hem depremzedelerin sesini duyurdu hem milyonların dayanışmasına vesile oldu. Seversiniz sevmezsiniz biz de yani depremzedelerde hakkı büyük. Umarım alnının akıyla çıkar bu süreçten. @OguzhanUgur
Futboldan anlamam ama insan davranışından anlarım. Voleybolcu kadınlara şampiyonluktan sonra esirgenen desteği, ortada hiçbir başarı yokken futbolculara verenler bu sonucu hazırladı. Devletin de, markaların da, halkın da buradan çıkaracağı ders açık: Önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Davranışbilimin temel kuralı şudur: Ödüllenen davranış devam eder! Türkiye olarak futbolda yıllardır devletiyle, markasıyla, taraftarıyla vasatlığı ödüllendiriyoruz.
Burada bir gerçeği daha yeri gelmişken anlatayım. Resimdeki Üreticinin kirazının dolgunluğu ve rengine bakın birde manavdaki markettekine bakın.
Kirazlar çeşit çeşit farklıdır doğru.
Konu Salihli kirazı olduğu için oradan anlatayım
Türkiye iç piyasasında 1.sınıf kiraz YOKTUR.
Her cinsin ,örneğin Ziraat 900 yani Salihli cinsinin en iyisi bahçede ayrılır. İyisi ihracata gider. Türkiye onu yiyemez. Biraz çakır ve ebatı küçük olanı Türkiye içinde tüketilir. Yani resimdeki amcam gerçek kaliteli 1.sınıf olanı iç piyasaya 35 TL ye veriyor. Marketteki manavdaki 2.kalite ise 600 TL Düşünebiliyormusun fiyat ve kalite farkını.
Ne zamandır kiraz konusunu gündeme getirecektim, siz vesile oldunuz.
Avrupa'ya gitmek isteyen milyonlarca insan, senelerdir bir yazılım mafyasına haraç ödüyordu.
Adı vize ücreti değil. Adı, gücü elinde tutanın saltanat sefasıydı resmen.
Ve bu düzen kendiliğinden çatlamadı. Bir süredir biliniyordu, Canan Coşkun ve İbrahim Haskoloğlu gibi gazeteciler inatla üstüne gidiyordu. İkisi de susturulmaya çalışıldı ama azimle devam edilince, ülkemizde bile bir şeylerin değişebileceğini gördük sayelerinde.
Senelerdir bize yaşatılanı düşünün, randevu açılıyor, biz daha sayfayı göremeden bir yazılım saniyede yüzlerce kez deneyip hepsini kapıyor. Uyumayan, yorulmayan bir makineyle yarışıyoruz ve kaybediyoruz, her alanda... Sonra o randevular bize yüzlerce euroya geri satılıyor.
Ama asıl mesele bottan derin. Sistem en baştan, hepimizi bir aracıya muhtaç bırakacak şekilde kurulmuş. Bot sadece o boşluğu nakde çeviren araç.
Teknoloji kimsenin elinde silah olmamalı ama oluyor. Yapay zeka ölçeğinde bu işler çok daha tehlikeli bir hal alabilir. Sokaktaki başıboşluk dijital dünyaya da taşınırsa gerçekten çok daha zor durumda kalırız.
Bu yalnızca bizim ülkemizin sorunu da değil. Ama herkesin sadece kendi çıkarını düşündüğü bir dönemde, insan ister istemez karamsarlığa kapılıyor.
Yine de o gazetecilerin yaptığı tam olarak şunu kanıtlıyor: bir tek kişinin inadı bile koca bir çarkı durdurabiliyor. O yüzden hem bu işin peşini bırakmayan gazetecilere destek olmalı, hem de kendimizi sürekli geliştirmeliyiz.
Birey olarak bir şeyin peşine düşmek, sandığımızdan çok daha büyük bir şeyi değiştirebilir.
@whisperhaber Çok üzgünüm ya bu nasıl bir çığlık, bağırıyorsun ama sesini duyan yok…bü dünyanın adaleti de bu dünyada…acınıza sebep olan herkese bin katında karşılık nasip olsun…
Celal Şengör’ün İlber Ortaylı anısı:
“Elit denilince benim aklıma İlber Ortaylı geliyor.
Çünkü bir gün Avusturya’ya gittim. ‘Belvedere Sarayı’nda çok güzel bir sergi var’ dediler. Prens Eugen’in kütüphanesi… Pottinger Haritası’nı alan adam.
Gittim sergiye, kataloğu satın aldım. Kapağını açtım. İlk makale İlber Ortaylı.
Lan Avusturya’dayız. Serginin konusu Fransız asıllı bir Avusturyalı. Bizimle hiç alakası yok.
İşte bu bambaşka bir şey.”
@ENGLecturer_ Ya o kadar yüksek puan alınca , oldukça düşük olan eğitim fakültesini pek tabi tercih etmedim. Kaldı ki atamalar şimdi zor 2010 lu yıllarda 55-60 la bile atandınız. Siz kabul etmelisiniz ki çalışma saatinize ve şartlarınıza göre aldığınız maaş çok. Nokta.