Botokslu yüzlere bakarak konuşamıyorum Bu akşam mahallede komşum seslendi, yanına gittim, yüzüne bi baktım, çok acele işim var deyip hemen sıvıştım 😂 Tedavi mi olsam napsam 🙈
💡Şimşek;
“Kurumlar vergisini %25'ten %12,5'e indirdik. Bu saatten sonra bir de %12,5 için çıkıp vergi kaçırmaya çalışırlarsa 'Allah ıslah etsin.' derim.”
🤔Yine mi Allah’a havale?
👉23 yıldır sistem kuramamışsınız, güçlü ve adil bir denetleme mekanizması oluşturamamışsınız,
👉Beceriksizliğinizi böyle mi savunacaksınız?
👉İşiniz bitince; Allah da affetsin, Millet de affetsin mi diyeceksiniz?
#SonDakika
Müsavat Dervişoğlu: "Gelinen durum CHP’nin iç meselesi değildir. CHP’nin başına kayyum atanmasına bir yargı kararı deyip geçmiyoruz. Biz bir kayyum
cumhuriyeti istemiyoruz!"
https://t.co/tUqdaiSvZZ
Asla umutsuz değiliz, asla karamsar değiliz, asla pes etmeyeceğiz, her gün bir öncekinden daha çok çalışıp ülkemizin üzerine çöken bu karanlığı söküp atacağız!
a lot of you found me because of what i wrote about Turkey. about how a dictatorship gets built without a single tank in the streets. i need you to read what i found next.
i've been writing about Turkey for years and i still wasn't prepared for what i found when i looked south.
most people think the İmamoğlu story ends in Silivri prison.
it doesn't. it just moved.
let me explain.
Ekrem İmamoğlu beat Erdoğan twice. won Istanbul. proved the man was actually beatable. so Erdoğan did what he always does when the courts can't be avoided: he made sure the courts could always be avoided.
young loyalist judges. surgical prosecutions. no tanks. no coup. just paperwork that destroys a man's life while everyone is looking somewhere else.
İmamoğlu is in a cell right now. his party was handed back to a puppet nobody voted for. and the democratic will of millions of Turkish citizens was quietly shredded by a man who understood one thing very clearly:
you don't need to win the fight. you just need to make sure your opponent never gets to show up for it.
that method is now being exported.
800 kilometers away, in Tirana, a man named Erion Veliaj has been sitting in pre-trial detention since February 2025. no conviction. no trial. over 470 days. his lawyers still haven't been given full access to the case files. he stood in a glass cage in a courtroom.
Veliaj is the mayor of Tirana. three times elected. 60 percent of the vote in his last race. transformed an entire capital city. one of the most popular politicians in the Balkans.
Edi Rama, the Albanian prime minister, looked at what Erdoğan did to İmamoğlu and apparently took notes.
and now here is the part that i can't stop thinking about.
İmamoğlu, from his prison cell in Silivri, wrote a personal letter to Veliaj.
two men. two cells. two countries. one method.
"the fight for democracy in one country is a fight for democracy everywhere," İmamoğlu wrote.
he recognized it immediately. because he's living it.
and from that same cell he said something else that nobody should be allowed to forget:
"we must protect the rule of law and the democratic mandate of elected local authorities at all costs."
a man in prison. still leading. still fighting. still thinking about everyone else.
the Council of Europe's own Venice Commission put it in writing last October: using pre-trial detention against sitting mayors constitutes a serious risk to democratic governance, and when applied indefinitely, it effectively disenfranchises citizens by removing their chosen representatives without due process.
both Turkey and Albania read that report. both ignored it.
forty mayors across the Balkans signed a joint letter demanding their release. they called it what it is: detention used not as justice, but as political incapacitation.
not surprisingly it didn’t move anyone in Tirana or Ankara, but what about the European Commission, the EU, UK and the US?
now here is where the story splits in a way that should make every single person in Europe deeply uncomfortable.
when Erdoğan does this, Europe lectures Turkey. resolutions. stern statements. talk of values and rule of law.
when Rama does this, Brussels fast-tracks Albania toward EU membership. target date 2030. they are literally preparing to hand this man the keys to the European club while his most popular political opponent sits in a cell without a trial.
Turkey is being punished for the method.
Albania is being rewarded for using it.
Veliaj knows this. that's why İmamoğlu wrote to him from prison. not as a courtesy. as a recognition. you are part of the same fight.
the millions of Turkish people who took to the streets for İmamoğlu weren't just fighting for Istanbul. they were fighting for every city where a mayor gets thrown in a cell for being too popular. they just didn't know it yet.
they do now.
Numan beyefendi,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. maddesi yalnızca bir hukuk metni değildir; Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin, milli egemenliğin ve devletin üniter yapısının anayasal ifadesidir.
“Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” hükmünü akademik bir kelime oyunu seviyesine indirgemek, Cumhuriyet’in temel dayanaklarını hafife almaktır.
Devletin ülkesi olmaz, milleti olmaz şeklindeki yaklaşım; anayasa hukukunun teorik tartışmalarını siyasal zemine taşıyarak, milletin ortak hafızasında son derece hassas olan bir alanı gereksiz biçimde tartışmaya açmaktadır.
Anayasaların bazı maddeleri vardır ki sadece hukuki norm değil, aynı zamanda tarihî tecrübenin, milli mücadelenin ve ortak mutabakatın ürünüdür. 3. madde bunlardan biridir.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı; değiştirilemez anayasa hükümlerini tartışmaya açmak değil, hukuk devletini güçlendirmek, adalete güveni yeniden tesis etmek, ekonomik refahı artırmak ve toplumsal birliği sağlamlaştırmaktır.
Üstelik bu tartışmanın, Türkiye’nin yıllardır kimlik ve aidiyet ekseninde yaşadığı gerilimlerin yeniden alevlenmesine hizmet etmek dışında ne gibi bir fayda sağlayacağı da anlaşılamamaktadır.
Meclis Başkanlığı makamında oturan ve bu Anayasa’ya sadakatle uyacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmiş bir kişinin görevi, Cumhuriyet’in temel direklerini ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini tartışmaya açmak değil, onları korumaktır.
Bu nedenle söz konusu yaklaşımı talihsiz, gereksiz ve sorumluluk duygusuyla bağdaşmayan bir çıkış olarak görüyorum.
Numan beyefendi,
Bu arada yeni anayasa çalışmalarının gizli kapaklı yürütülmesi de ayrı bir tenakustur. Anayasa halk içindir, millet içindir. Sizler ise kusura bakmayın ama kerameti kendinden menkul bir şekilde kapalı kapılar ardında anayasa hazırlıkları yapıyorsunuz. Artık herkes eteğindeki taşı dökse de şu yeni anayasadan kimin ne murat ettiğini bir anlasak.
@NumanKurtulmus
Sayın Kılıçdaroğlu’nun “Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” sözlerini dinledik. Güzel. Güzel olmasına güzel de insan ister istemez soruyor:
Hangi Kılıçdaroğlu?
Yıllarca Türkiye’nin yönünün Avrupa olduğunu söyleyen, Avrupa Birliği standartlarını savunan, iktidarın Yeni Osmanlıcı politikalarını eleştiren Kılıçdaroğlu mu? Yoksa bugün Osmanlı coğrafyasında daha etkili bir Türkiye’den söz eden Kılıçdaroğlu mu?
Bir de şu Osmanlı coğrafyası meselesi var. Osmanlı’nın ağırlık merkezi yüzyıllar boyunca Balkanlar’dı. Başkentleri Balkanlar ve Trakya’daydı. Madem konu Osmanlı coğrafyası, neden sürekli Ortadoğu konuşuluyor? Neden Balkanlar değil? Neden Avrupa değil? Neden Akdeniz değil? Düne kadar Türkiye’nin Ortadoğu’nun bitmeyen kavgalarından uzak durması gerektiğini söyleyen Sayın Kılıçdaroğlu şimdi Osmanlı coğrafyasında daha etkili bir Türkiye’den söz ediyor. İnsan merak ediyor: Ne oldu? Ne değişti?
Bir başka husus daha dikkat çekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu sanki CHP’yi toparlayıp kurultaya götürecek geçici bir lider gibi konuşmuyor. Türkiye’nin uzun vadeli yönünü tarif ediyor. Dış politika vizyonu çiziyor. Büyük hedeflerden söz ediyor. Açıkçası daha uzun yıllar CHP’nin başında kalacakmış gibi bir üslup kullanıyor.
Hayrola?
Amaç partiyi toparlayıp yeniden rayına oturtmak mı? Yoksa çok daha uzun vadeli bir siyasi hesap mı var?
Kendisini dinledikçe cevaplardan çok sorular çoğalıyor.
@kilicdarogluk
Romanya ve Macaristan'da üretim maliyeti, Türkiye'deki üretim maliyetinin Avro bazında yarısı. Mısır'da Türkiye'dekinin beşte biri. Ekonomiyi global pozisyonunuza göre yönetemezseniz, taşıma su ile sonuç alamazsınız. Teşvikle hamasetle bu iş olmaz.
BYD'nin Türkiye'den Macaristan'a dönmesi, Türkiye'nin global düzlemde kaybettiği pozisyonunu da, Türkiye'de üretim faaliyeti gösteren Türk şirketlerinin dramını da apaçık belli ediyor.
Alım gücü daha yüksek olan Avrupa'da Türkiye'den daha ucuza üretilen mal, alım gücü daha düşük olan Türkiye'ye satılacak. Bu anormalliğin ekonomi yönetimindeki hatalardan kaynaklandığını ve hızla kırılganlaştığımızı gizlemek isteyenler de habire gündem değiştirip duracaklar.