Ah insan, nasıl da ahkâm keser sınanmadığı acılar üzerine. Vefat etmiş bir insanın mahremiyetine saygı duymak bir insanlık ölçütüdür. Serhat Kılıç'a Allah rahmet eylesin.
İnsan öldüğü anda kendi hikâyesini anlatma ve kendisi hakkında üretilen anlatıya itiraz etme imkânını kaybediyor. Kişinin mahremiyetinden öte bir durum var burada, yaşayanların etik sorumlulukları… Bu konuda son derece hadsiz ve vahşi bir zihniyetle yaşıyoruz. Şu anda doğrulayabildiğimiz bilgiler sınırlı öyle değil mi?.. Ancak be yapılıyor, o saçma sapan fotoğraflar yayılarak henüz ölüm nedeni kesinleşmeden, Serhat Kılıç’ın yaşam biçimi ya da ölümünün nedeni hakkında hüküm kurmaya zemin hazırlanıyor. Ne arsızlıktır bu…
Ayrıca sevgilisini evinde ölü bulan kadının sözlerinin, davranışlarının “şüpheli” olup olmadığının sosyal medyada amatör bir soruşturmaya açılması ayrı bir sorun. Üstelik bir insanın sevdiği kişinin cansız bedenini bulması başlı başına travmatik bir deneyimken…
Ve, Serhat Kılıç’ın ölüm nedeninin adli makamlarca araştırıldığını söylemekle neden yetinemiyorsunuz ey kendini bir şeylerin görevlisi zannedenler, evinin içinden görüntüler seçip bunları insanların onun hayatı hakkında spekülasyon yapmasını teşvik edecek biçimde dolaşıma sokmak nasıl bir ahlaktır, vicdandır…
Ve son olarak; bir insan öldüğünde, onun hakkında bilmek istediğimiz her şeyi gerçekten bilmeye hakkımız var mı? Bir düşünün bakalım varsa beyniniz…
Hasta ya da düşkünken yakınlarından şefkat görememek herkesi acıtır ama çocukluğunda terk/ihmal/istismar edilmiş, küçük yaşta ebeveynleştirilmiş olanı daha çok acıtır.
Ağlayıp sızlamayı bırakın. Toksik ailenize sınır koyun, sevginizi kullanmalarına izin vermeyin. Sizi maddi manevi sömürmelerine “dur” deyin. Kendinizi kandırmayın. Toksik ebeveyn bencildir, sadece kendini düşünür. Sizi hayatlarını kolaylaştıracak bir nesne gibi görür.
Özgür Özel:
“Ekrem’i satmak, bir arkadaşı satmak değil, Türkiye’nin geleceğini satmaktır.
Mansur Bey’i hedefe koyarlarsa, Mansur Bey’i satmak da Türkiye’nin geleceğini satmaktır.
Yani AK Parti’ye karşı kazanabilecek kimi yalnız bırakırsak, bu Türkiye’nin geleceğini satmaktır.”
Şu komediye, şu mizansene bakın.
Güya 2 kişi sokakta kalmış, CHP ilçe binasına sığınmış.
Çok merhametli ve minnoş kayyum Kemal de onları odasına davet edip sarıp sarmalamış.
Sana tek bir cümleyle cevap vereceğim:
Yahu sen Genel Merkez’e polisle daldıktan 2 gün sonra bir sürü işçiyi, emekçiyi işten attırmadın mı? Onların çoluğu çocuğu hastası yok muydu? Üstelik işten TAZMİNATSIZ attın!
Halkın içine çıkamıyorsun!
İşin gücün şov, reklam!
Bayramdan önce geldim Türkiye'ye. Bana 1 ay hoplaya zıplaya yeten para Türkiye'de 3 günde bitti gitti.
Devlet kazıkçı, onun altında üretici kazıkçı, bir altında satıcı kazıkçı. Devlet kazıklamaya başlayınca domino etkisi yaratmış.
Her yere kazık döşemişler. Nereye otursan kıçına kazık batıyor. Asgari ücretliler tez konusu olmalı; bu kazıkların üzerinde nasıl yaşayabiliyorlar diye.
2 kanada dolarına (66 TL) hamburger yiyorum yurtdışında. Hamburger yedim Türkiye'de 450 TL (13 ca dolar) hesap geldi.
Maaşlar dünyadan az, fiyatlar dünyadan yüksek. Bu nasıl bir orantı? Komple ülkeyi bir resetlemek lazım.
İtalya vizesi randevusu alamadığımız için, dünya çapında Codementum sınavında derece elde eden 9 yaşındaki oğlumun Roma'daki uluslararası finallere katılma hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Oğlum ilkokul 3. sınıf öğrencisi.
Çoğunlukla ortaokul ve lise öğrencilerinin katıldığı uluslararası Codementum sınavında dünya 23'üncüsü olarak İtalya'nın Roma kentinde düzenlenecek Grand Final'e katılmaya hak kazandı.
Bu başarı sonucunda resmi davet aldı.
Final organizasyonu için kayıt işlemlerimizi tamamladık.
Uçak biletlerimizi aldık.
Konaklama rezervasyonlarımızı yaptık.
Sınav ve organizasyon ücretlerini ödedik.
Bugüne kadar yaklaşık 10.000 Euro tutarında harcama gerçekleştirdik.
Ancak bugün itibarıyla hâlâ vize başvurusu yapabilmek için gerekli randevuyu alamıyoruz.
Açılan Randevular birkaç dakika içinde tükeniyor.
Defalarca denememize rağmen sonuç alamadık.
Profesyonel vize danışmanlık şirketleri aracılığıyla da denedik, onlar da randevu oluşturamadı.
Telefonlarımıza yanıt verilmiyor.
E-postalarımıza dönüş yapılmıyor.
Konsoloslukla doğrudan görüşmek istediğimizde içeri alınmıyoruz. idata hiç bir şekilde bilgi vermiyor.
Buradaki sorun vizenin reddedilmesi değil.
Sorun, dünya finallerine davet edilmiş bir öğrencinin başvurusunu yapabileceği bir randevuya dahi erişememesi.
Bir çocuğun uluslararası akademik başarısının bürokratik erişim sorunları nedeniyle karşılıksız kalmaması gerektiğine inanıyorum.
Yetkililerin sesimizi duymasını ve oğlumun hak ettiği bu final sinavina erişebilmesi için destek olmasını rica ediyorum.
@ItalyinTurkey
@idataTurkey @ItalyinTurkiye
#Codementum #STEM #İtalyaVizesi
Amasra’da 36 kişinin 13 yaşındaki kız çocuğuna t*cavüzüyle ilgili skandal gelişmeler:
🔻 Savcılık, istismarın gruplar halinde ve dönüşümlü gerçekleştiğini, ikisi kardeş 3 kişinin de aynı anda çocuğa t*cavüz ettiğini belirledi.
🔻 Şüpheliler, ‘Rızası vardı’ savunması yaptı.
🔻İstismarcılar, “mağdur çocuğun yaşını büyük zannettik” dedi.
🔻 Savcılık, ifadeleri suçtan kurtulmaya yönelik savunmalar olarak değerlendirdi.
🔻 Savcı, Amasra’nın nüfusunun yaklaşık 13 bin 700 kişi olduğuna dikkat çekerek, “Mağdurun boyu, konuşması ışığında yaşının küçük olduğu anlaşılmaktadır.
🔻 İlçenin nüfusunun düşüklüğü göz önüne alındığında, çok az bir araştırma ile mağdurun çocuk olduğu kolayca anlaşılabilecektir” tespitinde bulundu.
🔻 26’sı yetişkin toplam 36 şüpheli hakkında 94,5 yıla kadar hapis talep edildi.
La tercera (y última?) temporada de Euphoria hace que la serie pase de una crítica a la juventud estadounidense a una crítica a Estados Unidos en general.
Un país en el que es difícil encontrar bondad, en el que el veneno se filtra desde arriba para infectar a todos los que viven ahí ya sea con las drogas, la violencia, la falta de oportunidades, y la dura realidad de que la única forma de salir adelante es mediante la violencia, el crimen, o la explotación a otros y a ti mismo.
Lo vemos en Rue, que nunca pudo escapar de sus errores y acabo muriendo ni siquiera por su historia con el abuso de sustancias, sino por “medicina legal” infectada con fentanilo.
Lo vemos en Maddy, que intentó hacerlo “por el camino correcto” hasta que se volvió insostenible, o en Cassie que incluso tras la muerte de Nate y todo el abuso que sufrió sigue en la misma industria que la trata como un producto porque es el único camino viable que vislumbra.
Y lo vemos con Ali, quien logró salir de las sombras y bañarse en luz, pero que por fin llegó a su punto de quiebre tras enterrar a otra joven a quién nunca dejó de fallarle el sistema. Otra alma que intentó salvar con todas sus fuerzas, pero que al ser una sola persona contra tantos factores externos no lo pudo lograr.
Repito: no creo que sea perfecta, pero vaya que te hace pensar y vaya que hace añicos la fantasía del obsoleto “sueño americano”.
Rue'nun ölümü ağzima siçti, hala editleri izleyip ağliyorum 😭 Anlatici o olduğu için bir şekilde öleceğini tahmin ediyordum ama böyle bir sonla içimden geçeceğini düşünmemiştim #euphoria
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
Fotoğrafta gördüğünüz kişi abim Samet Özgül.
Gazi Üniversitesi öğrencisi ve motokurye olarak çalışan abim Samet, Ankara’da trafikte uyardığı 3 kişi tarafından darp edilip canice boğazından bıçaklanarak katledildi.
Sabıkalarında uyuşturucu dahil 20 ayrı suç olan 2 kişi bu davadan serbest bırakıldı, 19 yaşındaki katilin ise 'pişmanım' sözüyle müebbet hapis cezası 25 yıla indirildi.
Samet için ses verin, adalet yerini bulsun!
@adalet_bakanlik@TCYargitay
#SametÖzgülİçinAdalet
bu konuda son kez yazıyorum ve şöyle özetliyorum beni daha önceden de aslında takip edenlerin bildiği, röportajlarımda vesaire de söylediğim şeyleri:
1.
ne yılmaz güneymiş.
2.
kimsenin kutsanmasını doğru bulmuyorum.
yılmaz g.'ye "adam mükemmel biri" diyenlere, kanaat lideri gibi bakan zihniyete saygı duymuyorum.
sinemasını sevip sevmemeniz beni hiç ilgilendirmiyo. ben, kişisel olarak yüceltilmesine karşıyım. kürt olması da zerre umrumda değil solculuğu da. niyet okumalarınız ise kendi pis düşüncelerinizin yansımasıdır.
3.
yılmaz g. şu an yaşıyor olsaydı, sinema yapıyor olsaydı gitsin köşede çürüsün de demezdim. filmlerini izlemeyin de demezdim, ama şahıs olarak yüceltmeyin derdim yine, yine aynı şeyleri söylerdim anlayacağınız. tıpkı ibrahim tatlıses'in insan olarak saygı duyulacak hiç bi yanı olduğunu düşünmeyip, çok iyi bir ses olarak kabul görmesine hiçbir şey diyemeyeceğim gibi.
4.
kanye w. bipolar, saçmalıklar yaptı, herkesten özürler de diledi. ona giriş yasağı koyan ülkeler de çıldırmış geliyo bana, örnek gösterilmeleriniyse doğru bulmuyorum; filistin konusundaki ikiyüzlülükleri ortadayken. tamamen başka politikalar gözetiliyo gibi çünkü, o kadar büyük olayları kendim de dahil hiçbirimizin tam olarak bilip anlayabileceğini düşünmüyorum.
5.
kanye w.’i yüceltmiyorum, "on numara adam abi ölürüm" falan demiyorum, anıtlaştırmıyorum, sevdiğim şarkıları var, sırf vokal değil prodüktör olarak, marka olarak, yaratıcılığıyla ve sanat vizyonuyla tarih yazmış - kanaat lideri falan değil ha, müziğe, modaya yön vermiş ciddi iz bırakmış biri.
6.
ben kanye w.’i kişisel olarak savunmam, istiyosanız ana bacı sövebilirsiniz, ama müzisyenin konserine gitti diye insan linçleme, liste yapalım gibi saçmalıkları işin bokunun çıkması olarak görüyorum. biri ifşa edelim demiş; gizli olmayan bir şey nasıl ifşa edilir? birilerini etiketleyip kategorize etme isteği günden güne büyüyor, bunu tehlikeli de buluyorum.
7.
boykot biraz da büyümeye, çoğalmaya, kitleselleşmeye çağırmaz mı?
konserden önce boykot çağrısı da yoktu ha. onu da anlamadım, sanki herkes anlaşmış da gidenler boykotu bozmuş gibi davranıldı. ya da gidemeyenler gönül mü koydu, gerçekten hiçbir fikrim yok.
8.
ozan g. olayı da çok konuşuldu.
ceza almış birinin dışarıda gezmesinin sebebini, cezayı verene sormak gerekmiyo mu? dahası bunu bir talebe dönüştürmek, insanları anlama ve insanlara anlatma fırsatını es geçmemek? kamusal bir alanda oturduğumuzda herkesin sicilini suratlarında görüyo muyuz? hayır. bi katille de karşılıklı masalarda bir kafede oturuyo olamaz mıyız? evet. isteyip istememekten bahsetmiyorum, olasılıklardan bahsediyorum. sırf yapabiliyosun diye birinin üstüne giderek mekandan çıkartmaya çalışmanın politik karşılığını göremiyorum. çünkü devlet suçluya dışarda gezme hakkını vermiş, senin problemin suçluyla olamaz, adalet sistemiyle olabilir, bu da anlaşılır ve desteklenmesi gereken de bişi.
bunun çözümü o insanın sana hiiiç bişi yapamayacağını bile bile üstüne gitmek, bişi yaparsa da zaten suçlu, onun hayatının daha da bitecek olmasından güç alıp elindeki gücü hor kullanmak olmamalı.
bunun işe yaramadığını çok net bir şekilde gözlemliyorum.
9.
bazılarının feminizmi çekmeye çalıştığı yerde değilim, sürekli feministmetre açmayın, inanın hiçbirimize yardımcı olmuyo. eşşek gibi kendi ayakları üstünde duran tüm kadınlara default olarak feminizm yüklenmiş oluyo zaten, hele ki senelerce bu kadar görünür bi meslekte, bu kadar kadınların harcanmaya çalıştığı bi dünyada, kadının gık dediği yerde erkek bağırsa bile hep kadının konuşulduğu, tüm skandalların hep kadınlara yıkılmaya çalışıldığı bi yerde, feminizm bir opsiyon değil. övünülecek bişi de değil. zorunluluk.
10.
bu arada kılıçdaroğlu, senden de tiksiniyorum.
14 yaşındaki şahıs tarafından canice katledilen Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü:
“Katilin yaşı 14 ve sadece Atlas’ı katletmesinden dolayı iddianamede 15 yıl üzerinden indirim uygulanıyor.
O zaman ceza 10 yıla düşüyor, yatarı sadece 5 yıl oluyor. 3 yıl kapalı, 2 yıl açıkta yatacak.
Bu ceza katile verilmiş bir ceza değil, bizlere verilmiş bir ceza.
Katilin yaşı yoktur. Yetişkin olarak yargılansın istiyoruz.”