Her şeyi, her hissi, her an, her dakika dışarıya akıtmamam gerektiğini, hepsinin kendine ait zaman dilimleri veya hiçbir zaman herhangi bir dilimde yer almayacak olma durumlarını, artık öğrendim.
Her şeyi, her hissi, her an, her dakika dışarıya akıtmamam gerektiğini, hepsinin kendine ait zaman dilimleri veya hiçbir zaman herhangi bir dilimde yer almayacak olma durumlarını, artık öğrendim.
Ulaşmayacağına emin olduğun yerlere, ulaşmaya dair çaba harcamak ne garip. Nedenini biliyorsun, formüle sahipsin ama yine de yapmadan duramıyorsun. Ne garip.
öğrenciyken boşanan bi’ çiftten aldığım sağını solunu kedilerin haşat ettiği bi’ koltuğum vardı, ikili. Gecenin bu saati o koltuğun hangi şehir ve evleri benimle gezdiği düştü aklıma. İşte overthinking böyle bi’ şey. İyi geceler.
Eskişehir’i özlüyorum. Oradaki o zaman anlamlandıramadığım sıradan hayatımı, anlatamadığım duygu durumlarını, chet faker’ı keşfederken ki heyecanımı, anne elinden gelen kuru patlıcan dolmalarını ve kaybolan kedilerin peşinden koşmaları.
Günüm��zü daha ne kadar “şunu da halledeyim de yarın sakin bir mesai&gün olacak” diyerek atlatıp hiç edeceğiz acaba. aha saat 22.13 oldu ben günü atlattım ama kendimi atlatamadım. evet böyle işte.