Şu mesleğe başladığım zamanın gecesine ayrı gündüzüne ayrı sövüyorum. Şımarık, küstah insanlarla muhatap olmaktan düzgün diyalog kurmayı unuttum. Tanrı sendromu yaşayan kim varsa beni buluyor.
Soyundurma tacizdir, işkencedir çünkü👇🏼
Ceza Muhakemesi Kanununda gözaltına alınıp nezarethaneye konan kişinin giysilerini çıkarttırıp"çıplak arama"şeklinde bir yöntem yoktur.Kanunda açıkça öngörülmemesine rağmen çıplaklaştırma,arama değil kişi onur ve dokunulmazlığına saldırıdır
Bir kişi bir konuyu ihbar ettiğinde, cevap muhatabı ihbar edilenin kendisi değildir.
Ihbar edilenin hukuka aykırı davranmış olup olmadığı ve ihbara konu iddiaların doğru olup olmadığı hususlarını soruşturup karara bağlama yetki ve sorumluluğuna sahip birimlerdir. Bu olayda, yetkilendirilecek savcıdır.
96 yaşındaki insanın söylediği bir söz dolayısıyla derhal soruşturulduğu ülkede, gayet detaylı biçimde işkence ihbarında bulunan bir potansiyel mağdurun da konunun objektif olarak soruşturulmasını sağlayabileceği umulur.
Yargılama Hukuku kuralı: Özel yetkili yargı yeri varsa, genel yetkili yargı yeri davaya bakamaz:
1-BAM, kararında SPK 29 ve 121 yoluyla MK 83’e gönderme yaptıktan sonra, “Genel Yetkili Mahkeme” olarak asliye hukuk mahkemelerinin, delegelere seçim sonuçlarını etkileyecek şekilde+
Ülke ekonomisi, Ocaktan beri kendini gösteren kırılganlık içindeydi
Savaşla daha da kırıldı
Butlanla daha da kırılacak
Finansman ihtiyacı Martta 73 MLR USD
Şu saniye, carry koşa koşa kaçarken, menkul kıymet ya da doğrudan yatırım gelmezken, nereden sağlanacak o ihtiyaç?
Rezerv
Nereye kadar?
Yazık değil mi vatandaşa?
The ruling will come back as increased risks, capital outflows, higher interest rates, fewer reserves, lower growth, and higher unemployment.
How will the already fragile balances of an economy that has been implementing austerity policies for three years withstand this shock? That's a critical question to answer.
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
İnsan kendine yük ettiklerinden kurtulmalıymış ben de bu yüzden ne zaman okusam sinirlendiğim ve üzüldüğüm günlüğümü yaktım, beş yıllık hafızamı siliyormuşum gibi hissetsem de hatırlama eyleminin o kadar da güzel bir şey olmadığı gerçeğini düşünüp teselli ediyorum kendimi.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Egemenliğin kaynağını kişilere veya dini imtiyaz sahiplerine değil; bizzat milletin kendisine teslim eden Atatürk’e minnetle… 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu olsun !
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz.”
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!
Kahramanmaraş'ta Ayser Çalık Ortaokulu'nda meydana gelen menfur saldırı sonucu kaybettiğimiz kahraman öğretmenimiz Ayla Kara ve yavrularımıza Allah'tan rahmet, acılı ailelerine sabırlar diliyorum. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okullarımızda meydana gelen saldırılarda yaralanan öğrencilerimize ve öğretmenlerimize de acil şifalar temenni ediyorum.
Çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin can güvenliği herşeyden önce gelir. Bu tür acı olayların bir daha yaşanmaması için öğretmenlerimize, müdürlerimize ve bu alanın uzmanlarına kulak verelim. Eğitim camiamızın mensupları devamlı sahada oldukları için tavsiyeleri çok önemlidir.
Okulda şiddet çok katmanlı bir meseledir. Meselelerin çekirdeğine inmeye çalışmalıyız.
Devlet kurumlarımızın böyle müessif hadiselerin tekrarlanmaması için gerekli tedbirleri alacaklarına eminim. Belki faydalı olur diye bu mesele ile ilgili düşünce ve analizlerimi aşağıda zikrettim. Öğretmenlerimizden, müdürlerimizden ve psikologlarımızdan dinlediklerimi analiz ettiğimde şu noktalar öne çıkıyor:
1-Her okula güvenlik için en az bir resmi güvenlik personeli görevlendirmeye çalışmalıyız.
2- 12 yıllık eğitimi gözden geçirmeliyiz.
3- Ders saati ve müfredat yoğunluğu azaltılarak öğrencilerimizin sosyal ve sportif becerilerini artıracak zaman oluşturmaya ve mekan hazırlamaya çalışmalıyız. Sosyal, kültürel etkinlikler ve sportif faaliyetlerle çocuklarımızın sosyal becerilerini desteklemeye gayret etmeliyiz. Çocuklarımızın psiko-sosyal gelişimine katkı yapacak faaliyetler çok önemlidir.
4- Okul dışındaki zamanlarda da çocuklarımızı evlerden dışarı çıkarıp, futbol, basketbol, yüzme gibi sporlarla içli dışlı yaparak dijital canavardan uzaklaştırmaya gayret göstermeliyiz. Bunun için de uygun mekanları çoğaltmaya çalışmalıyız.
5- Çok açık olarak görülüyor ki şiddet eğilimini sosyal medya ve oyunlar artırıyor. Sosyal medya kullanım yaşı sınırlamasıyla ilgili düzenlemeyi bir an önce çıkarılmalıyız.
6- Okul müdürlerinin yetkilerini ve imkanlarını artırmaya çalışmalıyız.
7- Müdür ve öğretmenler üzerinde zaman zaman çocukları aşırı korumacılıktan kaynaklanan veli baskısını azaltmaya uğraşmalıyız.
8- Ailelere ebeveyn eğitimi vermeliyiz
9- Akran zorbalığını bütün yönleriyle inceleyip, ne yapılabileceğimize kafa yormalıyız.
10- Okullarda hızlıca psikolojik taramalar yapıp, eski taramaları tekrar gözden geçirmeliyiz.
11- Eğitim alanındaki meselelerde psikoloji bilimini çok aktif olarak kullanmaya çalışmalıyız.
Okul saldırısı haberlerini gördükçe, “Nasıl olur ya? İnsan nasıl bu kadar kötüleşebilir?” diye hayret ediyoruz. Bu sorunun muhtelif cevapları var elbette ama ben bir cevap üzerine yoğunlaşacağım. Cevaba geçmeden önce birlikte biraz düşünce egzersizi yapalım.
Şimdi bu kötü haberlerde ismi geçen birisini düşünün. Sonra bu ismi aşağıdaki cümlelerin gizli öznesine yerleştirin ve okuyun.
İçindeki sesi dinledi, sınırları aştı, çerçevenin dışına çıktı, prangaları parçaladı, sürüden ayrıldı ve kendi hayat senaryosunu yazdı. Kendisine dışarıdan dayatılan hiçbir kuralı benimsemedi. Rutinlerle arası hiç iyi değildi, hayatı hep uçlarda yaşadı. Kendi seçimlerini yaptı, kendi kararlarını verdi ve sadece kendi aklına güvendi.
Uydu mu? Bence uydu. Son dönemde kötü haberlerde başrolde olanların isimlerini tek tek deniyorum, cuk oturuyor hepsi. Hiçbir anlatım bozukluğu olmuyor.
Şimdi de aynı ismi alıp aşağıdaki cümlelere özne yapın.
Sınırları gözetti, çerçevenin dışına çıkmadı. Söz dinledi, toplumsal kurallara uydu. Aklına çok güvenmedi ve kararlarını danışarak aldı. Her işinde itidal üzere davrandı, haddini aşmadı, orta yoldan şaşmadı.
Uydu mu? Uymadı elbette. Özne-yüklem uyumsuzluğu bariz bir şekilde hissediliyor.
Yukarıda yazdığım iki paragrafta da kişisel gelişim için tavsiyeler var. Ama ikinci bölümde yazan kişisel gelişim haritası mutlu ve huzurlu bir coğrafya için hazırlanmış. İlk bölümdeki ise bu coğrafyanın iklimini bozmak için.
Mevcut durumdan memnunsak, ilk bölümdeki sloganları gençlere boca etmeye devam edelim. Ama memnun değilsek artık kendi müfredatımıza dönelim. Çocuklara sınırların ne kadar önemli olduğunu, çerçevenin içinde kalmanın kıymetini anlatalım.
Çünkü çocukların kimyasını bu özgürlük budalalığı bozdu. Başlarını nereye çevirseler, marjinal olmakla ilgili bir mesaj görüyorlar. Filmlerden, kitaplardan hep isyan çığlıkları geliyor. Kural tanımaz bir gençlik peydahlamak için de namluya hep süslü cümleler sürülüyor:
Kendi doğrularından taviz verme, kendi seçimlerini yap, kalıpları parçala, sınırları aş, kendine güven, kendi kendi kendi…
Başlıklar hep güzel ama alt metinlerden resmen lağım akıyor! En büyük amaç herkesi kendi nefsiyle baş başa bırakmak.
Bütün eğitim sistemlerinde müfredat hazırlanmadan önce bir çerçeve programı oluşturulur. Müfredatlar da bunun üzerine inşa edilir. Bu yüzden çerçeveyi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar zaten. Bu yüzden parça tesirli sloganlarla kalıpları parçalamaya, sınırları yok etmeye çalışıyorlar. Çerçevesi olmayan müfredatın bir kazanımı olmayacağını iyi biliyorlar.
Orta yolun güvenli ve huzurlu ikliminde hareket kabiliyetleri olmadığı için, gençleri uçlara doğru itiyorlar. Uçlarda yaşamanın şehveti de her türlü sapkınlığa davetiye çıkarıyor.
Allah aşkına! Uyanmak için daha kaç kâbus görmemiz gerekiyor?
Toplumun ilgisi bitsin. Sorun, bu konuyla ilgilenmesi gerekenlerin ilgisinin de bitmesi. Sorumlu bu demek değil mi zaten? Herkesin ilgilenmemesi için bir şeylerle ilgilenen kişi.
Bizim akranlarımız ve büyüklerimiz hiçbir zaman böyle şiddet eylemlerine girişmedi. Çünkü küçük yaştan itibaren otoriteye, hocaya, müdüre saygı ve korku besledik. Beğenmediğiniz disiplin bunu engelledi. Bugün öğrenciye yakanı düzelt desen ertesi gün veli okula gelip azar kayıyor. Ailesinin şımarık çocuklarının, biricik çocuklarının yetiştirilmeye çalışıldığı sistemin getirisi budur.
"Misafirliğe gelen 3 yaşında çocuk elindeki telefonu fırlattı ve televizyonumuz kırıldı.
Babası özür dilemek şöyle dursun bu kırdığı dördüncü telefon ikinci de televizyon diye pişkin pişkin güldü.
6 yaşındaki çocuk pazar tezgâhındaki dolmalık biberleri parmağıyla tek tek popit gibi deldi, pazarcı ardından ürünleri tek tek ayıklayıp kaldırmak zorunda kaldı ve annesi bir kere bile yapma demedi.
Evimize gelip tuvalete çocuğunun peşinden "özgüveni kırılır" diye gitmeyen anne sayesinde, çocuğun batırdığı banyoyu ben temizledim.
Elinde kıyır kıyır elmalı kurabiyeyle evin içinde dolaşan çocuk için "örtü sereyim de öyle yesin" dedim. Annesi "Oturup yemez ki" diyerek omuz silkti.
Komşu çocukları bahçe aydınlatmalarını kırıyor. Söyleyince, "Çocuğumdan daha kıymetli değil" karşılığını alıyorsun.
Sorun çocuklarda değil. Sorun, kitap okumayan, pedagojiden bihaber ama Instagram'da izlediği iki videoyla kendini "çocuk ruhundan anlayan ebeveyn" ilan eden yetişkinlerde.
Neymiş efendim, çocuk özgürmüş, keşfederken engellenmezmiş, hayır denmezmiş, yoksa özgüveni kırılırmış.
Peki hangi psikoloji, hangi din, hangi kültür, hangi örf bu vurdumduymazlığı meşrulaştırıyor?
Yeni bir akım ortaya çıkardılar: "sorunlu davranışları özgürlük sanan bir ebeveynlik"
Disipline "travma", sınır koymaya "baskı" adını verdiler bir de...
Çocuk merkezli olmak; her şeyi çocuğa bırakmak değil, onun iyiliği için sağlıklı sınırlar çizebilmektir.
Özgürlük; başkasının hakkını çiğnemek değil, saygı duyarak var olabilmektir.
Ebeveynlik; sadece sevmek değil, yön gösterebilmek ve sorumluluk vermektir.
Çocuklarımızı özgürleştiriyoruz sanırken, aslında onları ölçüsüzlüğe teslim ediyoruz.
Topluma, hayata, başkasının varlığına karşı duyarsız bireyler yetiştiriyoruz.
Ama unutmayın, çocuklar her zaman öğrenir. Ya sorumluluğu ya sorumsuzluğu...
Ve çoğu zaman derslerini öğretmenlerinden değil, ebeveynlerinden alırlar.
O yüzden mesele çocuk değil. Mesele aynaya bakmayı reddeden yetişkinlik."
Şeyma Çekici