Dücane'nin de şu anda yaptığı tam olarak o. Bir efendiden, bir diğer efendiye doğru savruluyor. Gerçekte düşünmüyor, yeni efendisinin söylemini kendi düşüncesi sanıyor.
Konunun bütününde saçmalaması bir yana, birazcık olsun doğru düşünebilseydi Bakara kıssasını buradaki iddiasına kanıt olarak göstermezdi. Bakara kıssasında zem edilen şey soru sorulması değil, sorumluluk almaktan kaçındıkları için inisiyatif kullanmamalarıdır.
"Düşünme dine yakışan bir şey değil.
İslami gelenekte Şeytan'ın daha çok düşünen olması boşuna değil.
Düşünme şeytani bir şey.
Kuran soru sormayı kesin olarak yasaklar.
Tarikatlarda, cemaatlerde, örgütlerde soru sorulmaz.
Bu tür yapılarda en iyisi köle olmak. Düşünmeden işini yap.
Mekke'de kadın hakları üzerine bir uluslararası sempozyum düşünebilir misiniz?"
Dücane Cündioğlu
Sina'dan dönüşün gecikmesi üzerine yapılan buzağı da aslında tam bu kısımla ilgilidir. Onlar adına kararları evvelinde Firavun'un müesses nizamı veriyordu, sonrasında kararları Musa'dan bekler oldular. Musa geç kalınca irade kullanmak yerine Firavun'un sistemini taklit ettiler.
Türk solcusu diye bir şey yoktur. Aslında Türk müslümanı diye de bir şey yoktur. Türk muhafazakari diye bir şey vardır. Bunlardan bir kısmı kendine İslamcı diğer bir kısmı Kemalist der. İki tarafın da gerçeklikle kurdukları ilişki nerdeyse birebir aynıdır.
Dalga geçmiyorum meraktan soruyorum. Benim solcu bir kesimle tw hariç hiç irtibatım olmadı nerdeyse. Onlarla yaşamadım yani. Günlük hayatında bu kesimle mecburen devamlı irtibatı olanlara sormak istiyorum gerçekten hepsi cahil mi bu insanların ? Yani bunlar arasında böyle ahlaki tutarlılık, mantık, kıyas bilen kimseler var mı ?
Zaten farklı olmalarını beklemek, hiç değilse sanıldığı gibi aralarında keskin bir farkın olduğunu sanmak saçmadır. Aynı eğitim sisteminden, aynı çalışma ortamından, aynı kamusal alandan, aynı "kültür sanat!" ürünlerinden beslenen kimseler arasında dramatik bir fark beklenmez
Profesyonel felsefeci ile amatör felsefeci diye bir ayrım vardır.
Ben profesyonel felsefeciyim. Hayatımın yarısından fazlası farklı geleneklerden birincil metinler okuyarak geçti. Bunu övünmek için demiyorum dünyada binlerce meslektaşım bunu yapıyor. Bununla övünmek komik olur zaten.
Profesyonel felsefeci ama birincil metinleri okumakla yetinmez elbette. Önce bir eğitim kısmı vardır. O metinleri uzmanlarla okur. Sınava girer ve yetkinliğini gösterir. Ben lisans 4'te Kant'ı bir dönem boyunca birincil kaynaktan okumakla kalmadım, sınavına girdim.
Profesyonel felsefeci buna rağmen o düşünürü kuşattığını ya da uzmanı olduğunu sanmaz. Kant'ın kitaplarını birden fazla kere okudum. Ama uzmanı değilim. Kant ile ilgili yazacaksam elbette ki uzmanları, hayatını ona vakfedenleri okuyacağım. Bu ilmi tevazu ve kendini bilmektir.
Ancak profesyonel felsefeci burada durmaz. Ibn Arabi'yi ele alalım. Ibn Arabi'nin düşüncesi gökten inmez, beslendiği kaynaklar ve entelektüel bir arka planı vardır. Profesyonel felsefeci bunun için birkaç yıl boyunca felsefe tarihi okur. Ama önemlisi beslenilen kaynakları da. Ibn Arabi'yi iyi anlamak için İbn Sina ve Plotinus'u anlamak gerekir (mesela ben bir dönem Plotinus'u okudum). Plotinus anlamak için orta Platoncuları, Stoacıları, Aristoteles ve Platonu bilmek gerekir. Ve çoğunun birincil kaynaklarını elbette okuyoruz. Siz yatıp kalkıp mi biz felsefi pozisyon seçiyoruz sanıyorsunuz. Oyun mu bu.
Profesyonel felsefeci burada da durmaz. Yayınladıkları tezleri uzman eleştirisine tabi tutar. Mesela benim İbn Arabi ve Molla Sadra felsefesini yapay zeka bilinci problemine uyguladığım son makalemi ele alalım. 2 editör, 3 Sadra/Arabi uzmanı hakem okudu. Onların onay ve eleştirisinden geçince yayınlandı. Eleştiri almaktan korkmayız, ilim meydanındayız.
Ha makalede Ibn Arabi ve Sadra'dan birincil referanslar da verdim. Ama elbette İbn Arabi uzmanlarına (mesela Chittick) ve Sadra uzmanlarına (mesela İbrahim Kalın) referans da verdim.
Amatör felsefeciler mealciler gibidir. Aha bak ben Kuranı doğrudan okuyorum. Tefsire neden bakayım, alimlere ne hacet gibi konuşur. Sanır ki tefsire başvuran Kuran okumuyor...
Tabi önemli bir boyut daha var. Profesyonel felsefeci bir konuda yazarken şunlara hakimdir: sorunun tarihçesi, ana argümanlar ve itirazlar, teknik terimler, çıkarım standartları, ilgili literatür, bir iddiayı bir argümandan nasıl ayırt edeceği.
Eğitim almamış amatör bir felsefeci güçlü sezgilere sahip olabilir, ancak geçmişteki tartışmalar hakkında bilgi sahibi değilse sonuç sorunludur. Bu durum genellikle eski argümanların daha zayıf bir biçimde “yeniden keşfedilmesine” yol açar. Hatalarını göremez bile. O yüzden amatör felsefeciler iddialı konuşur ama uzmanlar heyecanlarını paylaşmaz... Hatta epey bir analizi sığ bulur.
Tabi akademik felsefe zordur arkadaşlar. Siz bir makale görürsünüz arkasında yılların koskoca emeği vardır. Kolay mi bir probleme çözüm önermek ve problemi kuşatmak...