Çinli Komünistlere Açık Mektup
Değerli arkadaşlar,
son Çin-Türk tartışmalarına ilişkin görüşlerimi kısa notlar halinde yazmak istiyorum.
1. 50 yıldır Çin hakkında okuyan ve yazan bir Türk Maocusuyum.
Bundan 14 yıl önce Sun Yat-sen hakkında bir kitap yazdım. Kitapta Sun Yat-Sen'in konuşma ve yazılarının yanı sıra 200 yıllık Çin tarihi, Lenin'in Çin hakkındaki birkaç makalesini de çevirerek yayımladım.
Yine Dünyayı Değiştiren Düşünürler kitabımın 1. cildinde Çin felsefesi ve bu felsefeyi mümkün kılan tarihsel koşullar hakkında çok uzun bir bölüm yazdım, Lao Tse ve Konfüçyüs'ın metinlerinden çeviriler yaptım.
Önümüzdeki birkaç hafta içinde yayımlanacak olan "Çin Yüzyılına Doğru" başlıklı 550 sayfalık kitabımda Çin'in 5000 yıllık tarihini, Xia, Shang, Chou devletlerinin kuruluşunu, felsefesini, mitolojisini, edebiyatını, savaş sanatını, mimarisini, coğrafyasını, savaşan devletler dönemini, imparatorluk altında birleşmesini, Tang ve Ming dönemini, Afyon Savaşlarını, Taiping Devrimini, Sun Yat-sen ve Çin halkçılığını, ÇKP ve Mao'nun devrimci savaş teorisini, sosyalizmin kuruluşunu, Kültür Devrimini ve Den Xiaping'ten günümüze kadar Çin'in gelişmesini, şu anda Çin'in neden ve nasıl yükseldiğini, insanlık tarihine katıklarını yazdım.
Kısacası bunlar Çin tarihini ve Mao'yu çocukluğundan bu yana okuyan ve araştıran bir Türk arkadaşınızın notlarıdır.
2. Çin bugün mevcut topraklarında herhangi bir ayrılıkçı harekete izin vermemesinde çok haklıdır. Hatta Tayvan'ın da barışçıl yollarla anavatan topraklarına katılması gerekir.
3. Eski Türk tarihinin Çin tarihiyle iç içe olduğu bazı dönemlerin olduğu doğrudur fakat, Turancılık üzerinden Uygurları Çin'den koparmak veya Çin'in iç işlerinde karışıklık çıkarmak ne yazık ki Batıcı ve komünizm düşmanı Türk hükümetlerinin politikaları olagelmiştir.
4. Türkiye'de Modern Cumhuriyet kurulduğunda Atatürk, Anadolu ve Trakya üzerinde yaşayan herkesi, etnik kökenine bakmadan Türk ulusundan saymış ve bunu tarihsel olarak da temellendirmek istemiştir.
Henüz yeni kurulmakta olan bir cumhuriyetin yöneticileri kendilerine kültürel açıdan tarihsel bir kök aramışlardır. Bu arayış kuşkusuz zikzaklı olmuştur. Bazen bu kök Orta Asya'da bazen de Anadolu'nun kadim kavimlerinde -Hititlerde, Sümerlerde, Troyalılarda- aranmıştır.
Hatta 1930'lu yıllarda henüz yeni gelişen canlılar biliminden (biyoloji) hareketle iskeletlerde boy, kafa tası vb bulgulardan hareketle Anadolu'da yerleşik halkın kökleri aranmıştır. DNA biliminin henüz gelişmediği dönemde, bu türden araştırmalara girişilmesi olağandır. Çinlilerin de kendi köklerini ararken arkeolojik bulguları, iskeletler üzerinden araştırması gayet doğaldır.
Atatürk bir süre sonra Türk ırkı temelinde tarihsel-kültürel bir kökenin mümkün olmadığını, eğer bir kök aranacaksa da bunun Anadolu topraklarında aranması gerektiğini söyleyerek konuya nokta koymuştur. Nitekim Atatürk konuşma ve yazılarında dil birliğine sahip olduğumuz halklarla yakınlaşmayı savunmakla birlikte, bunu bir Çin veya Rus düşmanlığına götürecek Turancılık akımı olarak düşünmemiş ve bu yüzden de hem Pan-İslamizmi hem de Pan-Türkizmi reddetmiştir.
Dünkü paylaşımımda Atatürk'ün bir konuşmasını aktarmıştım.
5. Türkiye, bir imparatorluk geleneğinden gelmektedir. Bu yüzden de bağrında birbirinden farklı inanç ve etnik yapıdaki birçok topluluklar barındırmaktadır. 1950'lerden sonra Türkiye'yi NATO'ya bağlayan gerici iktidarlar, etnikçilik ve İslamcılıkla oynayarak Türkiye'yi hem Amerika'nın dümen suyuna sokmuş hem de içte etnik ve mezhepsel çatışmaları ırkçılık ve mezhepçilik temelinde körüklemiştir. Bu politikanın sonucunda 1950'lerden sonra bazı acı olaylar yaşanmıştır. Bu acı olaylardan nasibini alanlardan biri de bir Kahramanmaraşlı olarak benim.
Batı hem gerici iktidarları desteklemiş hem de içteki bazı etnik milliyetçilikleri destekleyerek iç karışıklığı ve istikrarsızlığı körüklemiştir. Ermeni ve Kürt meselesi emperyalist Batı'nın bize dayattığı sorunların bir parçasıdır. Birleşik bir şekilde ülkemizi emperyalizmden kurtarıp, halkçı bir iktidar kurmaktansa içimizdeki bazı Türkçü, Kürtçü, Ermenici, İslamcı vb akımlar bu politikaların sonucunda ortaya çıkmış ve hala emperyalizmin dümen suyunda toplumu ayrıştırmaktadırlar.
6. Bazı kendini bilmez Türklerin ırkçılık yaparak Çinlileri küçümsemesi, aşağılaması, Uygur meselesini kışkırtması kabul edilemez, ama aynı şekilde bazı Çinlilerin de Türkleri aşağılayan, içteki Kürt ve Ermeni ayrılıkçılığını kışkırtan paylaşımları kabul edilemez. Her iki kesim de emperyalizmin dümen suyundadır.
6. Dikkat ederseniz son günlerde Türk düşmanı ne kadar insan varsa, bazı Çinlilerin hakaretlerine destek vermekte ama bu onların Çin'in dostu olduğunu veya sosyalizmi benimsemediklerinin kanıtı olamaz.
Bunlar, bizim bir deyimimizle "bulanık suda balık avlamaya çalışan" bilgisiz, cahil veya emperyalist ajanlardır. Bunların tuzaklarına düşmeminizi özellikle öneririm.
7. Asya'nın doğu ucundaki Çin ile batı ucundaki Türkiye dosttur, ortak çıkarları vardır ve ortak gelecekleri de parlaktır.
İlişkilerimizi dostluk temelinde derinleştirmeli ve emperyalist kışkırtmalara set çekmeliyiz. "Düşmanımın düşmanı dostumdur" ilkesinden hareket eden pragmatistler, en sonunda emperyalizmin oyununa gelmiş olurlar.
Bu konuda sizi aydınlatmak istedim.
Devrimci ve dostluk duygularımla...