İngilizce bilmiyorsunuzdur hayvan düşmanları, çevireyim sizin için👇🏻
“Batı ülkeleri fareler ve lağım fareleri tarafından yayılan hantavirüs salgını konusunda panikliyor, bu arada Türkiye her mahalleyi devriye gezen bir ordu sokak kedisine sahip.”
#7527İptalEdilsin
111 yıl önce “Çanakkale Geçilmez”diyen Mehmetciklere;Büyük komutan Mustafa Kemal Paşaya ve aziz silah arkadaşlarına rahmet,minnet ve saygıyla..🙏🇹🇷 #çanakkalegeçilmez
“Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da…
Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur.
Hayat “gemi”mi bilmiyorum; “gemicilik” olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz.
Herkes kendi talihinin mimarıdır.
Yaşadıkları, anbean insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.”
İLBER ORTAYLI
Toplumun değer yargılarına ters olması gibi uyduruk bi gerekçeyle sadece 2-3 bin biletli izleyicinin seyredeceği konserin iptal edildiği ülkede her gece çoluk çocuk milyonlarca insana ulusal kanallarda saatlerce izletilen diziler
“Cenk bey o kadar Avrupa’ya gidiyorsunuz siz hiç orda sokakta hayvan gördünüz mü ? Diye soruyor diyorum ki var tabi kısırlaştırmada yapıyorlar ve popülasyonu kontrol altında tutuyorlar.Cevap yazıyor yalan söyleme.Salaklık bende bu cahillere cevap verilir mi?
Sessiz kalmayı içime sindiremiyorum; ama bir şey söylemek istediğimde de sözün bittiği yerdeyiz!
Hakan Çakır
Alperen Ömer Toprak
Mattia Ahmet Minguzzi
Atlas Çağlayan… Gencecik, pırıl pırıl çocuklar; artık yoklar. Tüm acılı ailelere sabır diliyorum.
Yaşananlar hepimizin güvenliğine yapılmış bir tehdittir. Sokakların güvenliği arttırılmalıdır.
Katledilen tüm çocuklar, tüm kadınlar, tüm insanlar için ADALET diliyorum.
Bir süre önce nerden çıktıkları belli olmayan hesaplar,dernekler,akademisyenler ,emniyet güçlerimizi kamu görevlilerini yıllardır zaman zaman olan olayları yurt dışında olmuş olaylarla birleştirip köpürterek gerçek görevlerini yapmalarını tehditlerle engellediler kamu görevlileride araştırmadan bu okyanus ötesi artıkların laflarını dinlediler esas görevleri olan güvenliği almakta maalesef yetersiz kaldılar.Atlas,Ahmet son olmayacak siz olmayan bir tehlike için zaman harcarken Atlası,Ahmet’i öldüren o çocuklar baya çoğaldılar hatta çoğalmaya devam ediyorlar.Sizler de bu arada dağıtım yerlerine başlığı ile “şurda köpek beslemeyin bura da beslemeyin havladıklarında şikayet edin diye genelgeler gönderin”Bence artık gerçek görevinize dönmelisiniz.Yani sokaklarımızı güvenli hale getirmeye,genelge yayınlamaktan zordur ama o görevdeyseniz yapmalısınız.
Not: Anne ve babalar barınaklardan köpek sahiplenip eğitip çocuklarınızın yanına verin gerçekten caydırıcıdır,eğer Atlas’ın yanında bir köpek olsaydı o cebinde bıçakla gezen hırtlar arkalarına bakmadan kaçarlardı.Düşünün bakalım gözünüzün önüne getirin ütopik bir şey mi söylüyorum.Avm de iki güvenlik olur mahallenizde karakol güvenliğiniz bu kadar işte.Devlet herkesin başına polis dikemez.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
#Atlascağlayan
Evet, her şey politiktir.
Tarkan kimlik saldırısına uğrayan Mabel Matiz’in onurlu duruşuna, zarif, samimi ama son derece güçlü bir destek vermiş.
Çünkü bazı jestler sadece bireysel bir “yanındayım” mesajı değildir, kamusal alanda “haksızlığın karşısındayım” diye yer tutmaktır. “Güçlü olan alan açar, alan tutar” dediğimiz şey de tam olarak budur.
Göz önünde olan insanlardan beklediğimiz rol modelliği de tam olarak budur.
Sanatçının kazandığı toplumsal statüyü ve gördüğü rızayı, toplumun iyiliği için geri vermesini isteriz çünkü buna ihtiyaç da duyarız.
Sanat hepimize insanlığımızı hatırlatır. Sanatçı da sadece ürettikleriyle değil, bu tür anlarda alan tutarak bize insanlığımızı en derinden hissettirir, insanlık pusulası olur.
Sosyal medyada, mafya dizilerinin film müzikleriyle, replikleriyle süslenmiş videolarla bazen arabasından havalı paylaşımlar yapan…
Bazen o müziklerle kimi siyasetçilerin görüntülerini süsleyip gurur duyan…
Her türlü illegaliteyi öven rap görünümlü şarkıları baş tacı eden bir toplumun içindeyiz…
Oysa rap müzik, bir zamanlar haksızlıklara itirazdı…
Ne oldu bize?
Ağır hasta olmasına rağmen tutuklu yargılanan…
Rahatsızlanınca ameliyat edilip tekrar cezaevine gönderilen, gönderildikten sonra komplikasyon gelişince yeniden ameliyata alınan…
Annesinin her hastaneye nakilinde; hastane önlerinde gözyaşı döktüğü bir belediye başkanının artık sıradanlaşmış ve ölüme riski barındıran hikayesinde mi bıraktık vicdanımızı?
Bu belediye başkanının suçu neydi?
Suçunun yatarı var mıydı?
Hukukta tutukluluk istisna, son çare değil miydi?
Peki…
Yaşamını kaybederse “ben oy vermemiştim ki banane” diyen kaç kişi vardır sizce?
Önceden böyle bir durumda toplumsal mutabakat sağlanır, herkes ucundan, kıyısından üzülürdü…
Siyaset bir intikam, bir hırs aracına çevrilirse, toplum ısrarla kutuplaştırılırsa ne katkısı olabilir ortak değerlerimize?
Bir hastanın çaresizliğinde bile ortaklaşamıyorsa bir toplum ayakta kalabilir mi?
Bir savaşta, bir işgal anında misal…
Gördüğüm kadarıyla; farklı partilere oy verse de birbirinin akrabası, komşusu, mesai arkadaşı, alışveriş yaptığı esnafı olanlar ayrı düştü, koptu birbirinden…
İyi mi oldu böyle?
Birbirinin ötekisi olmak…
‘Başkasının yangınıyla evini ısıtıp, yemeğini pişirmek’ iyi mi oldu?
Çocuklar bile birbirine düşman…
Elde, cepte bıçaklar…
Ağızlarda lağımlaşmış küfür…
Ani bir gerginliğin bakiyesi ölüm…
Sokakta, okulda, evde, trafikte, hastanede vs.
Güvende hissediyor musunuz sahi?
Evet, belki şahane değildi hiçbir zaman her şey…
Ama birbirimizden hiç de bu kadar uzak düşmemiştik…
Nerede bıraktık vicdanımızı?
Bıraktık ve kalanıyla da Atlas’ın katledilmesine üzülüyoruz…
Veyahut üzülüyor gibi mi yapıyoruz?
Kaç gün daha?
Üç, beş?
Sonra sıradaki yapay, sıraya girmiş yeni üzüntüler…
Öyle mi?
Gerçekten üzülseydik, ilk çocuğumuzun yaşam kaybında, şöyle bir toparlanıp kendimize gelmez miydik?
Daha kaç çocuk gerek kendimize gelmemiz için?