Yağız Sabuncuoğlu: "Aziz Yıldırım ve Hakan Safi arasında Kerem Aktürkoğlu'nun sözleşmesinin devri ve sponsorluk konuları hakkında görüşme yapıldı.
Kerem Aktürkoğlu'nun maaşı artık Fenerbahçe tarafından ödenecek.
Hakan Safi o görüşmede hemen 1 milyon Euro'yu gönderip LED panolara reklam vereyim dedi.
Hakan Safi locasını geri alacak ya da başka bir loca verilecek. Fenerbahçe yönetiminden yeşil ışık yandı.
Hakan Safi, Maltepe Projesi'ni de yapmak istiyor ve hemen başlamak istiyor. Ancak burayı şu anda Koç Holding'in iştiraklarından Ark İnşaat zaten operasyona başlamıştı. Yani Ali Koç ile anlaşmadan Hakan Safi'nin bu tesisi yapma ihtimali yok. Fenerbahçe Kulübü tarafından Ark İnşaat'a zaten ödenen yaklaşık 15 milyon euro ücret var. Hakan Safi'nin böyle bir isteği var, toplamda 40-50 milyon dolar civarında Fenerbahçe'ye katkı sağlamak istiyor."
Hakan Safi’den Aziz Yıldırım’a:
“Benim ismimi bir kısmına ver, ben Maltepe Projesine talibim. Eğer Ali Koç yapmayacak ise ben yapabilirim. Artık 2-3 milyon € küçük sponsorluklar istemiyorum, büyük projelerle sponsor olmak istiyorum’ diyor.”
(🔗SercanHamzaoğlu)
Kanser sebebiyle hayatını kaybeden Brest teknik direktörü Eric Roy'un eşi Loetita, eşinin herkesten gizlediği kanser hastalığı ve yaşadığı süreçler hakkında dokunaklı bir röportaj verdi.
"Brest'le sözleşme imzaladıktan 5 gün sonraydı. 'Karnım ağrıyor' dedi, kulüp doktoruna gitmiş. Doktordan çıktıktan sonra konuştuk, 4. evre pankreas kanseri olduğunu ve kurtuluş imkanı olmadığını söylediler.
Bana döndü, 'Birlikte savaşçı moduna geçiyoruz' dedi.
Çalışacağına ve Brest'le sözleşmesine sadık kalacağına karar verdik. Çok ağır bir kemoterapi geçirecekti. Bu karar sebebiyle doktorlar bizi biraz deli yerine koydu. Ama çalışmak onu ayakta tutacaktı.
Brest'te durumlar çok karışıktı. Eric, takımı küme düşmekten kurtarmak için göreve gelmişti. Takımın karşısına geçip 'Merhaba, kanserim ve belki de birkaç ay sonra öleceğim' dese bu iş yürümezdi. Karşısındaki çocuklar onun onları ligde tutacak bir kahraman olduğuna inanmalıydı.
Bu durumu herkesten sakladı. Başkan ve sportif direktör hariç. Onlar da endişe etmemesi gerektiğini, ihtiyaç duyduğunda kendine vakit ayırmasını istediklerini söylediler.
Hasta adam olmayı reddetti. Kimsenin acıma duygusunu ya da ayrılacağını istemedi.
Önce takımını yönetir, sonra da kemoterapiye giderdi. Geri kalan her şeyle ben ilgilenirdim. İşteyken beklediği tek şey benim gidip onu almamdı.
Arabaya binerdi ve yüzündeki maske düşerdi. İşini yaparken ve basın toplantılarına durumu idare eder, renk vermezdi. Eve geldiğindeyse gardı tamamen düşerdi.
Üç yıl boyunca hayatımız bu hastalığın etrafında döndü.
Sürekli yalan söyledim. İnsanlar bana 'Kocan çok yorgun görünüyor' dediklerinde ise 'Teknik direktörlük delice bir meslek' der ve geçiştirirdim.
İçinde şizofrenik bir his taşıyorsun. Yaşadığınız her şey korkunç ama bir yandan da bitmesini istemiyorsunuz. Bitmesi, her şeyin sonu anlamına geliyor.
Brest'teki son sezonunda neredeyse yürüyemiyordu. Varis çorapları giyiyordu. Futbolcuları onun tükenmiş olduğunu görüyordu. Taraftarların önünde Kamory Doumbia'nın onun kolunu havaya kaldırdığı görüntüler var. O esnada o kadar bitap düşmüştü ki... Her yeri ağrıyordu.
Ertesi gün Nice'e döndük. Aklındaki tek şey dinlenip yeni sezona başlamaktı.
Eve gelince çocuklarımızı aradım. 'Babanızın durumu kötüleşecek, eve gelmeniz gerekiyor' dedim.
Hala bana Brest'e dönmekten bahsediyordu. Sonrasında onu birkaç ay önce durumu çıtlattığı teknik ekibi ve takımdaki tecrübeli oyuncuları arayıp gerçeği anlatması için ikna ettim.
Son günlerinde çok acı çekiyordu. Aramızdan gidişi onun için de bizim için de bir kurtuluş, rahatlamaydı.
Bir ay boyunca gözümü kırpmadım. Çocuklarıyla konuşmak istedi. Onlara 'Hiçbir pişmanlığım yok. Tutkumu her zaman her şeyin önüne koydum ve beni mutlu eden de bu oldu' dedi.
Oğlum, ona 'Bize ayakta durmayı' öğrettin dedi. Kızım ise bağımsızlığı öğrendiğini söyledi.
Ben ise 'Hayatım, hayatlarımızı zirveye çıkardın. Artık bırak ve uç, çok yoruldun' dedim. Huzur içinde dinlenmesini istedim.
Hayatımın 37 yılını olağanüstü bir insanla ve inanılmaz bir babayla geçirdim.
56 yaşındayım. Onsuz geçireceğim yılları düşünmek istemedim. Onunla torun sahibi olmayı, torunlarımızla birlikte yaşlanmayı hayal ediyorduk.
Bazı çiftler bu tür sınavlarda birbirinden uzaklaşır. Bizim aramızda uçsuz bucaksız bir aşk vardı. Bu sınav bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı. Onunla hiçbir şey asla kasvetli ve iç karartıcı olmadı."