ÖNEMLİ.!
Soykırım’ın onuncu yılında, Avrupa’da olup, çok önemli bir mazereti olmadıkça gelmeyenlere gönül koyacağım.!
Sesimizden daha gür çıkması için Strazburg Meydanı’nda buluşalım.!
Sessiz milyonların sesi olalım .!
#StrazburgAdaletBuluşması@Profiozturk@nisenlalih
İki yüzlü, sinsi ve riyakar sözümona muhalifler pek bi duygusallaşmış!
Fatoş hanıma yapılanlar için hala zulüm ve soykırımdır diyemiyorlar.
Ulan çıplak aramadan tut şafak baskınına kadar her şey 10 yıldır yapılıyor zaten. Nice masum insanlara neler yapıldı ama hiçbirini görmek ve duymak istemediniz ta ki işin ucu size dokunana kadar.
"Bakın masum insanlara zulüm ediliyor, kanunda olmayan suçlar uyduruluyor, sessiz kalmayın bu ateş sizi de yakar" diyenlere "vardır devletin bir bildiği, hiçbir şey olmasa neden alsınlar, bir şey var ki almışlar," diyerek AKP'nin değirmenine su taşıyordunuz. Haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmayı seçenler şimdi feryat figan böğürüyor. Geçti Bor'un pazarı, sürün eşekleri Silivri'ye...
Allah'tan çok akpden korkan sözde muhaliflere sesleniyorum!
Fatoş hanıma yapılanlar zulümdür, adaletsizliktir, insan haklarına aykırıdır ve hatta siyasi soykırımdır diyeceksiniz ama diyemezsiniz. Çünkü sizin tuzunuz kuru!
Uyduruk mintinglerde gazı alınan, işe yaramaz genel başkanların peşinden koşan acizlersiniz.
İmamoğlu'nun içeri alınmasıyla başlayan bu süreç emin olun daha yeni başladı.
Buraya kadar gördükleriniz ve yaşadıklarınız sadece fragmandı...
15 Temmuz'da tutuklayan da,
sonrasında yargılayıp mahkemede müebbet hapis veren de,
itiraz sonucu yargıtayda inceleme yapıp ceza veren de
A Y N I H A K İ M !
#15TemmuzunMağdurAskerleri
“Onlar “terörist çocukları” bana ne bundan, Adalet Bakanlığına gidin o baksın”
Diyen aile bakanı @MahinurOzdemir
İnsanlık tarihinde değişmeyen bir şey var: o da her devir biter her devran döner.
O günleri görmek için yaşıyorum.
"EŞİM ÖLÜME BİR ADIM UZAKLIKTA"
Metris'te tutuklu ağır MS hastası KHK'lı Mehmet Gürler'in eşi Ayşen Gürler:
"Devlet büyüklerimizden Adli Tıp kararlarının uygulanmasını ve hasta tutsaklarla ilgili bir çözüm bulunmasını istiyorum."
MSHastasıGürlere Tahliye
"ONLARA YAZARLARA DOKUNAMAYACAKLARINI GÖSTERDİĞİM İÇİN MUTLUYUM" #KHKlınınBayramı
Okurlarıyla Paris'te buluşan Ahmet Altan:
"Hapishane, insanların sizden bir şey alabileceklerine inandıkları bir şey. Bir insanı hapishaneye koyduğunuzda onun sahip olabileceği birçok şeyi alabilirsiniz. Parasını, siyasi iktidarı varsa onu, şöhretini, ailesini... Her şeyi alabilirsiniz. Beni hapishaneye koyabilirler, hayatım da dahil her şeyimi alabilirler ama yazıyı benden alamazlar.
Bu beni kötülük yapmaya çalışanlardan daha güçlü kılar. Onun için hapishanede yazdığım için mutluyum. Onlara yazarlara dokunamayacaklarını gösterdiğim için de mutluyum. Yazarlara her şeyi yapabilirsiniz ama yazarlığı onlardan alamazsınız. Güç budur. Edebiyat hayattan daha gerçektir.
"HAYAT HANIM'I POLİTİKADAN KAÇMAK İÇİN YAZMADIM"
Türk romanlarının çoğunda siyasi atmosfer vardır. Çünkü bizim geçtiğimiz çölün etrafındaki rüzgar kumu sürekli savurur. Her yerde siyasetin gölgesini görürsünüz. Siyasetin çok önemli olmadığı ülkeler vardır; bunlar gelişmiş ülkelerdir. Bir de siyasetin çok önemli olmadığı ülkeler vardır; bunlar da gelişmemiş ülkelerdir. Benim kitaplarımda siyasi bir zemin, siyasi bir dekor olduğu yüzde yüz doğrudur. Çünkü o dekor, o ülkede yaşayan insanları etkiler. Hayat Hanım'la ben hapishanede çok uzun zaman geçirdim. Onu sevdim ve onu politikadan kaçmak için yazmadım. Onu yazmak için biraz politikayı kullandığım söylenebilir.
"NEZARETTE 12 GÜNDE, 7 KİLO VERDİM"
Hapishane çok tavsiye edebileceğim bir yer değil ama çok korkacağınız bir yer de değil. Bir şeyi yaşamadığınızda onu olduğundan daha tehlikeli görebilirsiniz. Bir sabaha karşı evimi bastılar. Evinize 6 silahlı adam girerse bu çok sıkıcı oluyor. Bütün evi aradılar. Ben de çay içip müsli yedim ve onları bekledim. Sonra beni alıp götürdüler. Polis merkezinin altında, toprağın epey derininde kafesler var. Ben o kafeste 12 gün geçirdim. Sonra beni hapishaneye götürdüler. Hapishane kesinlikle daha iyi. O kuyudaki kafeste 12 gün kalınca hapishaneye gidince çok memnun oluyorsunuz. 12 günde 7 kilo verdim. "İNSANIN SAATİ, TAKVİMİ NEDEN BULDUĞUNU HAPİSHANEDE ANLADIM" Hapishanede beni beş gün boyunca, yerlerde şiltelerin olduğu eski bir revire koydular. Oradaki en büyük sorun zamanı takip edememekti. Çünkü saat yoktu. Böyle bir tecrübeyi yaşamadan saate bakmanın ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman bilmezsiniz. Zaman yekpare olduğunda, onu saatle bölemediğinizde insanı ezip geçebiliyor. Korkunç bir felaket gibi üzerinize doğru geliyor. Ben insanların neden saati bulduğunu, neden takvim yaptığını, aslında hiç görmediğimiz bir kavram olan zamanı neden parçalara böldüğünü hapishanede anladım. Hayat harekettir. Hapishanede hareket biter. Yaşamaya devam ediyorsunuz ama aslında hayat yok. Hapishanenin ne büyük tehlikesi hareketin bitmesidir. Edebiyat, bu hareketsizliğin içinde zihinsel bir hareket yaratıyor ve buna engel olabilecek bir güç yoktur. Bu yüzden edebiyat hapishanede kurtarıcıdır. "ÇOK BASKININ OLDUĞU BİR DÖNEMDE TUTUKLANDIM" Tutuklandığımda uzun süre bize kitap vermediler. Biz hapishaneye girdiğimizde dönem çok baskılıydı, yeni bir darbe olmuştu, yeni bir rejim kuruyorlardı ve çok baskı vardı. Sürekli dilekçe yazıyordum. Kitap istiyordum. Bir gün mazgal açıldı ve içeri bir kitap attılar. Tolstoy'un Kazaklar'ı. Çok mutlu olmuştum. "GARDİYANA NASILSIN DİYE SORDUM, DEPRESYONDAYIM DEDİ" Hapishanede bir yerden bir yere giderken mutlaka yanınızda biri oluyor. İnsan hapishanede yalnız başına yürümeyi unutuyor. Bir gün gardiyanla yürürken 'Nasılsın' diye sordum. 'Depresyondayım' dedi. 'Niye' dedim. 'Siz kitap okuyorsunuz ama okumayanlar burada çok zor dayanıyor.' diye cevap verdi. Ben, babam hastanede ölürken bile kitap okuyordum. "ACI, ZAMANIN DARLIĞINDAN KURTARDIĞINIZDA HAFİFLER" Hepinizden yaşça büyük biri olarak size bir öğütte bulunacağım. Edebiyat aynı zamanda size şunu öğretir: Bir acı çektiğinizde, ki çektiniz, çekiyorsunuz ve çekeceksiniz- acı hayatta kaçınılmazdır. Buna karşı korunmak çok zordur. Yapabileceğiniz en iyi şeyin zamanı genişletmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü hepiniz çok dar bir zamanda yaşıyorsunuz ve bu dar zamana acılar sığmıyor, çok büyüyor, bütün sınırları zorluyor. Bunun etkisinden kurtulmak için zamanı genişletmelisiniz. Ölüm dahil, başa çıkamayacağımız her şeyi zamanın darlığından biraz kurtardığımızda acı biraz daha hafifler. Ve biz daha güçlü bir hale geliriz.
"CESARETİ VE CESUR İNSANLARI SEVERİM AMA BEN ASLINDA CESUR DEĞİLİM, ÇOK KORKAK BİRİYİM"
Bir yazar için cesaret aslında ayıp bir şeydir. Bir yazarı, yazıdan başka bir şeyle övüyorsanız bu, o yazar için bir eksidir. Bu çok kıymetli bir sıfat olsa bile -ki ben cesareti severim, cesur insanları severim- buna rağmen bir yazar için yazarlığın dışındaki her sıfatın bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Aslında cesur değilim, birçok şeyden korkarım. Burada söz konusu olan cesaret değil, başka bir tutkudur. Ben yazıyı seviyorum. İyi bir yazı için vazgeçemeyeceğim hiçbir şey yok. Buna hayatım da dahil. Bu cesaretten değil, yaptığım işe olan tutkumdan kaynaklanıyor.
"YAZMAYI ÇOK SEVERSEN, BEDELİNİ DE ÖDERSİN"
Babam bana çocukken şöyle dedi: 'Yazıya ihanet etme.' Hayatta bir tek şeyle övünebilirim. Ben yazıya ihanet etmedim. Bu dışarıdan cesaret gibi görünüyor. Bu cesaret değil, bu bir şeyi çok sevmekle ilgili. Onu sevdiğin zaman onu korumak zorundasınız ve bunun da bedelini ödersiniz.
"KADINLARDAN KORKTUĞUMUZ İÇİN ONLARI BASKI ALTINA ALIYORUZ"
Kadınların özgür olmadığını zannetmek, biz erkeklere mahsus bir şey. Erkekler, kadınları tanımıyor. Erkekler onları binlerce yıldan beri baskı altına alıyor, çünkü kadınlardan korkuyoruz. Çünkü kadın çok güçlü ve bu yüzden çok korkutucu bir varlık. Kadınlar kendilerini yeterince tanımıyorlar, erkeklerin onları nasıl gördüğünü de tam bilmiyorlar. Biz kadınlardan korkuyoruz. Bu yüzden erkekler binlerce yıldan beri kadınlara baskı yapıyor.
"HİÇBİR BASKI, HİÇBİR SİSTEM BİR KADINI YAPMAK İSTEDİĞİNDEN ALIKOYAMAMIŞTIR"
Erkekler fiziksel bir güce sahip olduklarından önce sistemi ele geçiriyorlar, sonra kadına büyük bir baskı uyguluyorlar. Dışarıdan bakıldığında kadınlar özgür değilmiş gibi gözüküyor ama bugüne kadar hiçbir sistem, hiçbir baskı, hiçbir rejim bir kadını istediğini yapmaktan alıkoyamamıştır. Bu baskıların sonucunda kadınlar birçok şey öğrendi. Biri, hakikaten eziliyormuş gibi görünmek. Erkekler onlardan daha güçlü, daha akıllı, onları eziyor. Bu rolü oynamanın erkekler için ne kadar önemli olduğunu anladılar ve bu rolü oynayarak erkekleri nasıl yönetebileceklerini öğrendiler. Bence her durumda kadınlar özgürlüklerini elde eder.
"ÖZGÜR KADINLARI DEĞİL, SİSTEME KARŞI DURAN ÖZGÜR KADINLARI YAZIYORUM"
Ben özgür kadınları yazmıyorum. Sisteme karşı duran özgür kadınlardan söz ettiğim doğrudur. Çünkü ben kadınların aslında çok güçlü, kendilerine baskı yapan erkeklerden daha zeki ve kıvrak olduğunu düşünüyorum. Çünkü binlerce yıl baskı altında kaldıkları için onların gelişimi çok daha farklı oldu. Baskılardan nasıl kurtulacaklarını öğrendiler. Erkeklerin bilmedikleri şeyleri biliyorlar.
"KADINLAR ŞİFRELERLE KONUŞUYOR, ÇÜNKÜ BİNLERCE YIL ONLARA DÜŞÜNDÜKLERİNİ VE HİSSETTİKLERİNİ SÖYLEME HAKKI VERMEMİŞLER"
Ve şunu kabul edelim: Kadınların çok farklı bir konuşma biçimi var. Şifrelerle konuşuyorlar ve bütün erkeklerden bu şifreleri çözmelerini bekliyorlar. Eğer bu şifreleri çözemezseniz sizin bir budala olduğunuzu söylüyorlar. Ama birbirlerinin şifrelerini anlıyorlar. Kadınlar şifrelerle konuşmasının nedeni, binlerce yıllık baskıdır. Çünkü onlara düşündüklerini ya da hissettiklerini söyleme hakkını vermemişler. Buz yüzden duygularını ve düşüncelerini belli şifrelerle ifade ediyorlar.
"DİKTATÖRLER EDEBİYAT SEVMEZ"
İnsanlara hissedecekleri, duygulanacakları bir şey gösterirseniz, diktatörlüklerin insanlara neler yaptığını o zaman fark ederler. Asıl hareket, insanların duygularından ve vicdanlarından kaynaklanır. Bu yüzden diktatörler edebiyatı sevmezler. Edebiyat ya da roman yazmak dünyanın en tehlikesiz işi gibi görünür. Roman uydurmakla ilgili bir şey, bir şizofrenin macerası... Bir adam oturur, olmayan hikayeler anlatır. Ama okuyanların hissetmesini sağlarsanız toplumda bir hareket başlatabilirsiniz.
"BİR YANDAN HAPSE GİRİYORUZ, BİR YANDAN..."
Türkiye çok politik bir yer olduğu için, yeryüzünde çok az ülkede yazarların yaşayabileceği bir lüksü de yaşıyoruz. Kaç ülkede bir yazar sokaklarda dolaşırken insanlar ona merhaba der, esnaf çay içmeye davet eder. Bizim ülkemizde bir yandan hapse giriyoruz, bir yandan bunu yaşıyoruz."
https://t.co/xw9pct32sn
"CESARETİ VE CESUR İNSANLARI SEVERİM AMA BEN ASLINDA CESUR DEĞİLİM, ÇOK KORKAK BİRİYİM"
Okurlarıyla Paris'te buluşan Ahmet Altan:
"Hapishane, insanların sizden bir şey alabileceklerine inandıkları bir şey. Bir insanı hapishaneye koyduğunuzda onun sahip olabileceği birçok şeyi alabilirsiniz. Parasını, siyasi iktidarı varsa onu, şöhretini, ailesini... Her şeyi alabilirsiniz. Beni hapishaneye koyabilirler, hayatım da dahil her şeyimi alabilirler ama yazıyı benden alamazlar.
"ONLARA YAZARLARA DOKUNAMAYACAKLARINI GÖSTERDİĞİM İÇİN MUTLUYUM"
Bu beni kötülük yapmaya çalışanlardan daha güçlü kılar. Onun için hapishanede yazdığım için mutluyum. Onlara yazarlara dokunamayacaklarını gösterdiğim için de mutluyum. Yazarlara her şeyi yapabilirsiniz ama yazarlığı onlardan alamazsınız. Güç budur. Edebiyat hayattan daha gerçektir.
"HAYAT HANIM'I POLİTİKADAN KAÇMAK İÇİN YAZMADIM"
Türk romanlarının çoğunda siyasi atmosfer vardır. Çünkü bizim geçtiğimiz çölün etrafındaki rüzgar kumu sürekli savurur. Her yerde siyasetin gölgesini görürsünüz. Siyasetin çok önemli olmadığı ülkeler vardır; bunlar gelişmiş ülkelerdir. Bir de siyasetin çok önemli olmadığı ülkeler vardır; bunlar da gelişmemiş ülkelerdir. Benim kitaplarımda siyasi bir zemin, siyasi bir dekor olduğu yüzde yüz doğrudur. Çünkü o dekor, o ülkede yaşayan insanları etkiler. Hayat Hanım'la ben hapishanede çok uzun zaman geçirdim. Onu sevdim ve onu politikadan kaçmak için yazmadım. Onu yazmak için biraz politikayı kullandığım söylenebilir.
"NEZARETTE 12 GÜNDE, 7 KİLO VERDİM"
Hapishane çok tavsiye edebileceğim bir yer değil ama çok korkacağınız bir yer de değil. Bir şeyi yaşamadığınızda onu olduğundan daha tehlikeli görebilirsiniz. Bir sabaha karşı evimi bastılar. Evinize 6 silahlı adam girerse bu çok sıkıcı oluyor. Bütün evi aradılar. Ben de çay içip müsli yedim ve onları bekledim. Sonra beni alıp götürdüler. Polis merkezinin altında, toprağın epey derininde kafesler var. Ben o kafeste 12 gün geçirdim. Sonra beni hapishaneye götürdüler. Hapishane kesinlikle daha iyi. O kuyudaki kafeste 12 gün kalınca hapishaneye gidince çok memnun oluyorsunuz. 12 günde 7 kilo verdim.
"İNSANIN SAATİ, TAKVİMİ NEDEN BULDUĞUNU HAPİSHANEDE ANLADIM"
Hapishanede beni beş gün boyunca, yerlerde şiltelerin olduğu eski bir revire koydular. Oradaki en büyük sorun zamanı takip edememekti. Çünkü saat yoktu. Böyle bir tecrübeyi yaşamadan saate bakmanın ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman bilmezsiniz. Zaman yekpare olduğunda, onu saatle bölemediğinizde insanı ezip geçebiliyor. Korkunç bir felaket gibi üzerinize doğru geliyor. Ben insanların neden saati bulduğunu, neden takvim yaptığını, aslında hiç görmediğimiz bir kavram olan zamanı neden parçalara böldüğünü hapishanede anladım. Hayat harekettir. Hapishanede hareket biter. Yaşamaya devam ediyorsunuz ama aslında hayat yok. Hapishanenin ne büyük tehlikesi hareketin bitmesidir. Edebiyat, bu hareketsizliğin içinde zihinsel bir hareket yaratıyor ve buna engel olabilecek bir güç yoktur. Bu yüzden edebiyat hapishanede kurtarıcıdır.
"ÇOK BASKININ OLDUĞU BİR DÖNEMDE TUTUKLANDIM"
Tutuklandığımda uzun süre bize kitap vermediler. Biz hapishaneye girdiğimizde dönem çok baskılıydı, yeni bir darbe olmuştu, yeni bir rejim kuruyorlardı ve çok baskı vardı. Sürekli dilekçe yazıyordum. Kitap istiyordum. Bir gün mazgal açıldı ve içeri bir kitap attılar. Tolstoy'un Kazaklar'ı. Çok mutlu olmuştum.
"GARDİYANA NASILSIN DİYE SORDUM, DEPRESYONDAYIM DEDİ"
Hapishanede bir yerden bir yere giderken mutlaka yanınızda biri oluyor. İnsan hapishanede yalnız başına yürümeyi unutuyor. Bir gün gardiyanla yürürken 'Nasılsın' diye sordum. 'Depresyondayım' dedi. 'Niye' dedim. 'Siz kitap okuyorsunuz ama okumayanlar burada çok zor dayanıyor.' diye cevap verdi. Ben, babam hastanede ölürken bile kitap okuyordum.
"ACI, ZAMANIN DARLIĞINDAN KURTARDIĞINIZDA HAFİFLER"
Hepinizden yaşça büyük biri olarak size bir öğütte bulunacağım. Edebiyat aynı zamanda size şunu öğretir: Bir acı çektiğinizde, ki çektiniz, çekiyorsunuz ve çekeceksiniz- acı hayatta kaçınılmazdır. Buna karşı korunmak çok zordur. Yapabileceğiniz en iyi şeyin zamanı genişletmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü hepiniz çok dar bir zamanda yaşıyorsunuz ve bu dar zamana acılar sığmıyor, çok büyüyor, bütün sınırları zorluyor. Bunun etkisinden kurtulmak için zamanı genişletmelisiniz. Ölüm dahil, başa çıkamayacağımız her şeyi zamanın darlığından biraz kurtardığımızda acı biraz daha hafifler. Ve biz daha güçlü bir hale geliriz.
"CESARETİ VE CESUR İNSANLARI SEVERİM AMA BEN ASLINDA CESUR DEĞİLİM, ÇOK KORKAK BİRİYİM"
Bir yazar için cesaret aslında ayıp bir şeydir. Bir yazarı, yazıdan başka bir şeyle övüyorsanız bu, o yazar için bir eksidir. Bu çok kıymetli bir sıfat olsa bile -ki ben cesareti severim, cesur insanları severim- buna rağmen bir yazar için yazarlığın dışındaki her sıfatın bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Aslında cesur değilim, birçok şeyden korkarım. Burada söz konusu olan cesaret değil, başka bir tutkudur. Ben yazıyı seviyorum. İyi bir yazı için vazgeçemeyeceğim hiçbir şey yok. Buna hayatım da dahil. Bu cesaretten değil, yaptığım işe olan tutkumdan kaynaklanıyor.
"YAZMAYI ÇOK SEVERSEN, BEDELİNİ DE ÖDERSİN"
Babam bana çocukken şöyle dedi: 'Yazıya ihanet etme.' Hayatta bir tek şeyle övünebilirim. Ben yazıya ihanet etmedim. Bu dışarıdan cesaret gibi görünüyor. Bu cesaret değil, bu bir şeyi çok sevmekle ilgili. Onu sevdiğin zaman onu korumak zorundasınız ve bunun da bedelini ödersiniz.
"KADINLARDAN KORKTUĞUMUZ İÇİN ONLARI BASKI ALTINA ALIYORUZ"
Kadınların özgür olmadığını zannetmek, biz erkeklere mahsus bir şey. Erkekler, kadınları tanımıyor. Erkekler onları binlerce yıldan beri baskı altına alıyor, çünkü kadınlardan korkuyoruz. Çünkü kadın çok güçlü ve bu yüzden çok korkutucu bir varlık. Kadınlar kendilerini yeterince tanımıyorlar, erkeklerin onları nasıl gördüğünü de tam bilmiyorlar. Biz kadınlardan korkuyoruz. Bu yüzden erkekler binlerce yıldan beri kadınlara baskı yapıyor.
"HİÇBİR BASKI, HİÇBİR SİSTEM BİR KADINI YAPMAK İSTEDİĞİNDEN ALIKOYAMAMIŞTIR"
Erkekler fiziksel bir güce sahip olduklarından önce sistemi ele geçiriyorlar, sonra kadına büyük bir baskı uyguluyorlar. Dışarıdan bakıldığında kadınlar özgür değilmiş gibi gözüküyor ama bugüne kadar hiçbir sistem, hiçbir baskı, hiçbir rejim bir kadını istediğini yapmaktan alıkoyamamıştır. Bu baskıların sonucunda kadınlar birçok şey öğrendi. Biri, hakikaten eziliyormuş gibi görünmek. Erkekler onlardan daha güçlü, daha akıllı, onları eziyor. Bu rolü oynamanın erkekler için ne kadar önemli olduğunu anladılar ve bu rolü oynayarak erkekleri nasıl yönetebileceklerini öğrendiler. Bence her durumda kadınlar özgürlüklerini elde eder.
"ÖZGÜR KADINLARI DEĞİL, SİSTEME KARŞI DURAN ÖZGÜR KADINLARI YAZIYORUM"
Ben özgür kadınları yazmıyorum. Sisteme karşı duran özgür kadınlardan söz ettiğim doğrudur. Çünkü ben kadınların aslında çok güçlü, kendilerine baskı yapan erkeklerden daha zeki ve kıvrak olduğunu düşünüyorum. Çünkü binlerce yıl baskı altında kaldıkları için onların gelişimi çok daha farklı oldu. Baskılardan nasıl kurtulacaklarını öğrendiler. Erkeklerin bilmedikleri şeyleri biliyorlar.
"KADINLAR ŞİFRELERLE KONUŞUYOR, ÇÜNKÜ BİNLERCE YIL ONLARA DÜŞÜNDÜKLERİNİ VE HİSSETTİKLERİNİ SÖYLEME HAKKI VERMEMİŞLER"
Ve şunu kabul edelim: Kadınların çok farklı bir konuşma biçimi var. Şifrelerle konuşuyorlar ve bütün erkeklerden bu şifreleri çözmelerini bekliyorlar. Eğer bu şifreleri çözemezseniz sizin bir budala olduğunuzu söylüyorlar. Ama birbirlerinin şifrelerini anlıyorlar. Kadınlar şifrelerle konuşmasının nedeni, binlerce yıllık baskıdır. Çünkü onlara düşündüklerini ya da hissettiklerini söyleme hakkını vermemişler. Buz yüzden duygularını ve düşüncelerini belli şifrelerle ifade ediyorlar.
"DİKTATÖRLER EDEBİYAT SEVMEZ"
İnsanlara hissedecekleri, duygulanacakları bir şey gösterirseniz, diktatörlüklerin insanlara neler yaptığını o zaman fark ederler. Asıl hareket, insanların duygularından ve vicdanlarından kaynaklanır. Bu yüzden diktatörler edebiyatı sevmezler. Edebiyat ya da roman yazmak dünyanın en tehlikesiz işi gibi görünür. Roman uydurmakla ilgili bir şey, bir şizofrenin macerası... Bir adam oturur, olmayan hikayeler anlatır. Ama okuyanların hissetmesini sağlarsanız toplumda bir hareket başlatabilirsiniz.
"BİR YANDAN HAPSE GİRİYORUZ, BİR YANDAN..."
Türkiye çok politik bir yer olduğu için, yeryüzünde çok az ülkede yazarların yaşayabileceği bir lüksü de yaşıyoruz. Kaç ülkede bir yazar sokaklarda dolaşırken insanlar ona merhaba der, esnaf çay içmeye davet eder. Bizim ülkemizde bir yandan hapse giriyoruz, bir yandan bunu yaşıyoruz."
17-18 yaşındaki çocukları darbeyi bile bilmezken “darbeci” ilan ettiniz. O gece dövüldüler, linç edildiler, sabaha karşı suçsuz oldukları belgelerle ortadaydı. Ama 9 yıldır müebbetle hücrelere gömüldüler. Adalet, bu ülkenin en büyük kayıp dosyası oldu.
AskeriÖğrencilere Tahliye
9 yıldır tutuklu KHK’lı yüzbaşı Ali Çakır’ın annesi Şengül Çakır:
“Oğlum için, içerde yatan tüm evlatlar için adalet arıyorum.”
#SesOl#KHKlarİptalEdilsin
Bilal Erdoğan:
• Yurt dışına ilk gittiğim zamanlar pasaportumuza nasıl bakıldığını hatırlıyorum.
• Nerelerden nerelere gelindiğini; şimdi ülkenin saygınlığının ve gücünün arttığını görüyorum.
RAHİM KANSERİ KADINA DEVLET ELİYLE CİNSEL ŞİDDET: RAHİM İÇİ ARAMA, DOĞUMHANEDE TACİZ, TEHDİT
Bugüne kadar çıplak aramaya maruz kalan birçok kadın dinledim. Ev hanımı Filiz Turun’un yaşadıklarını duyunca şok geçirdim. Yapılanlar çok ağır.
Rahim kanseri tedavisi gören Filiz Turun, 2019’da Gaziantep’te gözaltına alındıktan sonra Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’nde her yeri açık camlı bir odada çırılçıplak soyularak iki kez arandı. Daha sonra tutuklandı ve Gaziantep L Tipi Cezaevine götürüldü. Burada yaşadıkları ise daha korkunç.
2011 yılında rahim kanseri teşhisi konulan Filiz Turun, cezaevi girişinde de orta yaşlı kadın bir memur tarafından çıplak arandı. Kadın memur daha sonra Turun’a ‘Rahim muayenesi de yapacağım’ dedi ve hasta kadını yere yatırarak insanlık dışı bir şekilde aramaya tabi tuttu.
Maalesef Filiz Turun’un yaşadıkları bununla da bitmedi. Rahim içi aramadan sonra rahatsızlanan Turun, operasyon için hastaneye erkek bir görevli ile götürüldü. Operasyon sırasında doktorun uyarılarına rağmen ısrarla doğumhaneden çıkmayan erkek görevli Filiz Turun’u ameliyat boyunca izledi, ameliyattan sonra ise psikolojik ve sözlü tacizde bulundu.
Hasta kadın ayrıca hastaneye götürülürken cezaevi arabasına adli bir tutukluyla birlikte konuldu ve o tutuklunun tacizine, tecavüz tehditlerine maruz bırakıldı.
“GAZİANTEP L TİPİ CEZAEVİNDE NELER OLDUĞUNU KİMSE BİLMİYOR”
Atatürk Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra İzmir’de kapatılan Ürkmez Yardımlaşma ve Eğitim Derneği bünyesinde görev yapan Turun, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dini sohbet yapmak, Kuran okumak ve ByLock gerekçeleriyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir daha aynı şeyleri yaşamak istemeyen Turun bir yıl önce eşi ve oğluyla birlikte Türkiye’den ayrıldı.
Geçtiğimiz haziran ayında Gaziantep’te KHK’lı ailelerin çocuklarının gözaltına alınmasından sonra yaşadıkları tetiklenen Filiz Turun, “Orada neler olup bittiğini kimse bilmiyor. O yüzden yapılanları anlatmak istedim.” diyerek TR724’e ulaştı.
Turun’un kendi anlatımıyla devlet eliyle yapılan hukuksuzluklar👉: https://t.co/hZxfgiH6Uw
#BarışGelsinKHKBitsin
Cezaevlerinde 15 Temmuz bahanesiyle müebbet hüküm giymiş 3000 kişi var!
Bu insanlar çürüyor, aileleri perişan!
Bunu önemseyen herkes elini taşın altına koymalı, bu korkunç sorun için çözüm üretmeye çalışmalı!
Onları kaderine terk edemeyiz!
Bu bir feryattır!
Avrupa’da yaşayan Türk’ün paylaşımı:
“Maalesef gurbetçilerin korkulu rüyası gerçek oldu. Türkiye, gurbetçilerin hesap bilgilerini Avrupa ülkeleriyle paylaşmaya başladı.
Bu nedenle Türkiye’de hesabında 1.000 dolar ya da kira geliri bulunan kişiler yandı.
Sosyal yardımlar kesiliyor, geçmişe dönük incelemeyle alınan yardımlar geri tahsil edilecek ve ayrıca vergi ziyan davası açılabilecek.”
Hakan Fidan, İran’daki eylemler hakkında konuştu:
“İran maalesef son 30 yıldır büyük yaptırımlar altında. Yaptırımlardan dolayı ciddi tıkanmalar oluyor. Zaman zaman bu bahanelerle geniş katılımlı gösteriler gördük.
İran’daki şimdiki gösteriler, öncekiler gibi değil, çok daha altında. Bu gösterilerin İran’ın rakipleri tarafından manipüle edildiği de gerçek. İsrail’in saldırısında İran halkı birleşti. İsrail orada aradığını bulamadı ama sahici sıkıntıların olduğu burada değerlendirmeye çalışıyor.
İsrail’in beklediği sonun olmayacağını görüyorum. İran halkı ne kadar tepki koyacağını bilir.”
Hakan Fidan, İran’daki eylemler hakkında konuştu:
“İran maalesef son 30 yıldır büyük yaptırımlar altında. Yaptırımlardan dolayı ciddi tıkanmalar oluyor. Zaman zaman bu bahanelerle geniş katılımlı gösteriler gördük.
İran’daki şimdiki gösteriler, öncekiler gibi değil, çok daha altında. Bu gösterilerin İran’ın rakipleri tarafından manipüle edildiği de gerçek. İsrail’in saldırısında İran halkı birleşti. İsrail orada aradığını bulamadı ama sahici sıkıntıların olduğu burada değerlendirmeye çalışıyor.
İsrail’in beklediği sonun olmayacağını görüyorum. İran halkı ne kadar tepki koyacağını bilir.”