@esattimben Soruna cevap vereyim. Avrupa da İngiltere de çıkarılan altin veyahut paranın belli bir sınırı vardir onun fazlasıyla döviz kaçırmaya girer vergisi alınır. Türkiye de ise sadece lafta vardir denetim sıkı degildir. Dilan polat böyle zengin oldu. Bürokrasinin parasını cikariyordu.
@tedoksan Şu açıklamayı yaparak hintlilerin mallığını geçtiniz. Adamlar hür cahil bir amaclari varmis gibi hareket ettiklerini dile getiriyorsunuz. Gerçekten reenkarnasyonun ne oldugunu bildiklerini mi düşünüyorsunuz
Burası yaşamla ölümü kendi içinde hapseden bir yalnızlık. Kaos yok, çatışma yok. Yaşam ve ölüm bile birbirine sessizce yaslanmış. İbrahimi dinlerin cenneti gibi tekdüze..
.
Eski bir Kürt hikayesinden alır ismini film.
Şöyledir Hikaye:
"Gölde yaşayan kaplumbağa, her gün suyun üstünden yükselen kuşları izlerdi, onların göğe karışan kanat seslerinde, kendi kabuğuna sığmayan bir heves bulur, ama yine de yerinden kıpırdamazdı.
Öyle ya, ait olduğu yer belliydi. Suyun serinliği, dibindeki çamur, ağır ağır sürüklenen günler…
Yine de insanın içine bir şey düşer ya, onunki de öyle bir şeydi işte. Günlerden bir gün, kuşlara derdini açtı. Öyle büyük sözler etmeden, kendince, usul usul. Kuşlar da pek ciddiye almadı başta, sonra içlerinden ikisi bir dal uzattı:
“Tut şunu ağzınla, biz seni götürelim.”
Kaplumbağa dala dişlerini geçirdi, sıkı sıkı. Kuşlar havalandıkça göl küçüldü, kıyılar silikleşti, dünya aşağıda bir şey olup kaldı. Ömründe hiç bu kadar yükselmemişti. Şaşkınlıkla karışık bir sevinç sardı içini. Aşağı baktı, yukarı baktı, rüzgârı hissetti.
Tam o anda, içinden bir şey taşar gibi oldu; belki bir söz, belki bir hayret, belki de sadece “ben de uçuyorum” deme isteği… Ağzını açtı.
Dal bir anda boşta kaldı.
Düştü.
Yine aynı göle, aynı suya, aynı yavaşlığa.
Ne bir adım ilerisine gidebildi ne de gerisine dönebildi. Sırtında taşıdığı eviyle, yüküyle, usul usul ait olduğu yere karıştı. Sanki hiç yükselmemiş gibi… Ama o kısa an, içinin bir yerinde, kabuğuna sığmayacak kadar büyük kaldı."
Kaplumbağanın bir anlığına göğe yükselip sonra yine ait olduğu yere düşmesi neyse, Kaplumbağalar da Uçar filmindeki çocukların hikayesi de odur aslında.
Savaşın ortasında bir parça umutla yükselir gibi olurlar, gökyüzüne bakmayı öğrenirler ama her seferinde ağızlarından kaçan bir hayret, bir gerçeklik onları yeniden yere, ait oldukları sert hayata çeker.
Uçtukları o kısa an, düşüşün ağırlığını daha da derinleştirir çünkü artık bilirler ki gökyüzü vardır ama onların payına hep yere çakılmak düşer.
Yere çakılmanın kendisi Kürt'e, ağzı açıldığı gibi düşmeyi rota gösteren egemenlerin temsilidir. Ama yine ismi umuttur filmin: Kaplumbağalar da uçar...
Kadere boyun eğmeyle, karamsarlıkla, umutsuzla, beklentiyle değil; Kavgayla, dirençle...