ZAMAN DEĞİŞİR, COĞRAFYA DEĞİŞİR AMA TÜRK MİLLETİNİN ANA UNSURU KÜLTÜR DEĞİŞSE DE ÖZÜ BAKİ KALIR
Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan geniş coğrafyada kadınların başındaki başlıklar ve yemeniler yalnızca bir örtü değil, kökleri derinlere uzanan Türk kültürünün sessiz anlatımıdır. Başlığın şekli bile başlı başına bir anlam taşır. Yüksek ve katmanlı başlıklar çoğu zaman statüyü ve olgunluğu ifade ederken, daha sade bağlama biçimleri gençliği ve bekârlığı anlatır. Saçın tamamen kapatılması ya da belirli bölümlerinin açık bırakılması, bulunduğu toplumun değerleriyle birlikte kadının hayatındaki konumuna işaret eder.
Başlığa işlenen motifler bu anlatımın dilidir. Çiçek motifleri hayatın devamını, bereketi ve üretkenliği simgeler. Bu çiçekler çoğu zaman doğrudan doğanın birebir kopyası değil, stilize edilmiş formlardır; özellikle lale ve hatayi üslubundaki çiçek kompozisyonları mimariden dokumaya kadar geniş bir alanda görülür. Dal ve kıvrım desenleri sürekliliği ve neslin devamını anlatır. Üçgen ve sivri formlar ise eski inanç sistemlerinden gelen koruyucu anlamlar taşır.
Kullanılan renkler gelişigüzel değildir. Kırmızı yaşamı, gücü ve evliliği temsil ederken; yeşil doğayı ve dirilişi, beyaz saflığı ve temizliği, mavi ise gökle bağı ve koruyuculuğu ifade eder. Bu renk dili, Türkistan’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada büyük ölçüde ortaklık gösterir. Başlığa eklenen boncuklar ve metal süsler nazardan korunma inancının bir parçasıdır. Özellikle gümüş süsler hem zenginliği hem de kötü enerjiyi uzaklaştırma düşüncesini yansıtır.
Türkmenistan sahasında kadın başlıkları ve dokumalarında göl adı verilen geometrik desen sistemi belirgindir. Oğuz-Türkmen aşiretlerinde ait göl motifleri doğrudan aidiyet işareti olarak kullanılırken, kırmızı tonların baskınlığı dikkat çeker. Özbekistan sahasında özellikle Buhara ve Semerkant çevresinde görülen suzani nakışlarında büyük dairesel çiçek kompozisyonları öne çıkar. Bu motifler güneş, hayat döngüsü ve bereket ile ilişkilendirilir ve kırmızı, mavi ve yeşilin birlikte kullanımı yaygındır.
Doğu Türkistan’da Uygur kültüründe doppa adı verilen başlıklarda badem (buta) motifi, dört yapraklı çiçek düzenleri ve simetrik kompozisyonlar dikkat çeker. Tekrar eden motif düzeni ve dört köşe formu, düzen ve süreklilik anlayışını yansıtır. Azerbaycan’da gelin başlıklarında kırmızı ve altın tonlarının öne çıkması hem bereketi hem de yeni bir hayatın başlangıcını simgelerken; Kazak ve Kırgız kültüründe yüksek başlıklar ve tüylerle zenginleştirilen süslemeler hem statü hem de koruyucu anlamlar taşır.
Kısaca coğrafyalar değişir, zaman araya yüzyıllar girer; ancak bu başlıkların, renklerin ve motiflerin taşıdığı anlamlar kaybolmaz, yalnızca biçim değiştirir. Türkistan’da doğan bu kültür, farklı coğrafyalarda yeni formlar kazanarak yaşamaya devam eder. Bu nedenle bir başlığa bakmak yalnızca bir kıyafeti değil, bir milletin hafızasını, inancını ve sürekliliğini okumak anlamına gelip bu gelenek, somut unsurlar (yemeni ve başlık) ile somut olmayan unsurların (motif, renk ve anlam dünyası) birlikte oluşturduğu bütüncül bir kültürel miras niteliği taşır. Bu kültürel devamlılığın korunması ise devletlerin bilinçli çaba ve gayretine bağlıdır.
#TürkDünyası #TürkKültürü #Türkistan #DoğuTürkistan #Yemeni #KültürelMiras #Azerbaycan #Kazakistan #Kırgızistan #Türkmenistan #Özbekistan #DevletiEbedMüddet
Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu tarafından oluşturulan alt komisyonlardan, şahsımın da yaklaşık iki yıla yakın süre görev yaptığı Kültür ve Gönül Coğrafyası Komisyonunun yanı sıra Mavi Vatan Komisyonu tarafından teklif edilip kabul edilen kavram değişiklikleri; yalnızca kelime tercihi değil, tarihî bakış açısı, millî hafıza ve medeniyet tasavvuru açısından da önemli bir anlam taşımaktadır.
Özellikle Kültür ve Gönül Coğrafyası Komisyonumuz, “Orta Asya” yerine “Türkistan” ifadesinin tercih edilmesi konusunda ısrarcı olmuş ve bunun tarihî hafıza açısından önemli bir kazanım olduğunu savunmuştur. Çünkü Türkistan, yalnızca coğrafi bir alan değil; Türk milletinin tarihî hafızasını, kültürünü ve medeniyet köklerini ifade eden kadim bir isimdir.
“Haçlı Seferleri” yerine “Haçlı Saldırıları” denilmesi de Anadolu ve İslam coğrafyasının maruz kaldığı askerî işgal ve yıkım gerçeğini daha doğru ifade etmektedir. Çünkü mesele yalnızca bir “sefer” değil, aynı zamanda büyük bir istilâ hareketidir.
İçinde Prof. Dr. Necdet Hayta, Doç. Dr. Cihat Yaycı ve Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan gibi kıymetli akademisyenlerin bulunduğu Mavi Vatan Komisyonu tarafından teklif edilen “Ege Denizi” yerine “Adalar Denizi” ifadesinin kabulü sürecinde bazı sorunlar yaşanmış olsa da anlaşılan o ki bu yanlıştan dönülmüş ve tarihî hafıza açısından son derece önemli bir adım atılmıştır. Çünkü “Adalar Denizi” ifadesi, hem tarihî kaynaklarla hem de Türkiye’nin jeopolitik yaklaşımıyla daha uyumlu bir kavramdır.
Benzer şekilde “Coğrafi Keşifler” yerine “Sömürgeciliğin Başlangıcı” denilmesi de Batı merkezli tarih anlatısının dışında, yaşananların gerçek sonuçlarını ortaya koyan daha adil bir bakış açısını yansıtmaktadır. Çünkü bu süreç yalnızca keşif değil; milyonlarca insanın sömürülmesi, işgaller ve küresel eşitsizlik düzeninin kurulması anlamına gelmiştir.
Ancak tarih ve sosyal bilimler alanında milletimizin hafızasını güçlendirecek şekilde yeniden değerlendirilmesi gereken daha pek çok kavram bulunmaktadır. Eğitim dili; kimlik, aidiyet ve tarih şuuru inşa eder. Kavramlara hâkim olan, zihinlere de hâkim olur.
#millieğitim #millieğitimbakanlığı
Abdülmecid Efendi Korusu’nun kalbinde, Sükûnet Kütüphanesi kapılarını açtı.
Belgelerin, kitapların ve hafızanın izinde; bilgiyle baş başa kalmak isteyenler için yeni bir durak hayata geçti.
Koç Topluluğu’nun kültür, sanat ve bilgi birikimine verdiği değerin bir yansıması olan Sükûnet Kütüphanesi, ziyaretçilerini geçmişten bugüne uzanan sessiz ama güçlü bir keşfe davet ediyor.
Rezervasyon için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz.
https://t.co/4O6IwKZJmK
Okullarda gittikçe artan şiddeti bireysel patolojilere bağlamak doğru değildir. "Okulları korumak" ancak şiddetin artmasına neden olan sosyal, ekonomik ve politik süreçlerin düzenlenmesi, sistemin doğru değerlendirilmesi ve önleyici tedbilerin alınması ile olur. Toplumda değişen ve yozlaşan değer yargılarının, artan ve bir anlamda adeta olumlanan şiddetin, kolay ulaşılan bireysel silahlanmanın üstesinden gelmeden iyi çalışmayan değerlendirme ve yargılama sisteminin düzenlenmesi yapılmadan bu yanlışlarla büyüyen ve yetişkinleri model alan çocukları ya da gençleri suçlamak, onların sorunlu olduğunu ve sadece bireysel müdahalelerle sorunların ortadan kalkacağını ileri sürmek kendi başına bir sorundur. Çözüm süreci sorunların nedenlerini anlamakla başlar, sistemin sorunları düzeltmekle devam eder.
Tarihin bilinen en eski ikinci şarkısı.
Tam 1800 senelik, Aydın'da Tralleis antik kentinde bir mezar taşı üzerinde bulunmuş. Seikilos'un şarkısıymış.
"Işılda henüz yaşıyorken,
Gamı tasayı at bir kenara
Selçuklu çinileri, 11.-13. yüzyılda Türkistan’dan Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyada, cami ve medreselerde parlayan sanat eserleridir. 8 köşeli yıldız motifleri, sonsuzluğu simgeleyen turkuaz ve lacivert tonlarıyla bezeli, geometrik zarafetiyle büyüleyici bir mirastır.
İstanbul’un kadim lale geleneği Emirgan’da yeniden hayat buluyor! 🌷
Osmanlı’dan miras kalan bu estetik şölen, Sarıyer’de baharı müjdeliyor. Soğuk havaya rağmen yerli ve yabancı turistlerin gözdesi yine Emirgan Korusu.
📍 Festival boyunca girişler ücretsiz! 📸
Antep Müdafaası ve bu destanın öncü isimlerinden Şahin Bey’in şehadetinin yıl dönümünde, kahramanlık ve fedakârlığın en güçlü örneklerinden birini saygıyla anıyoruz.
Vatan toprağını canı pahasına savunan Antep halkı, bağımsızlık uğruna sergilediği direnişle tarihimize altın harflerle kazınmıştır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Şahin Bey ve Antep Müdafaası’nın tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz. Aziz hatıraları, bağımsızlık ve vatan sevgimizin daima ilham kaynağı olacaktır.
#ŞahinBey #Antepmüdafaası #Gaziantep #Tarihtebugün
Bilim Kurulu üyelerimizden Prof. Dr. Osman Gazi Özgüdenli’nin Bilim, Kültür ve Sanat Konferanslarımız kapsamında gerçekleştirdiği "Selçuklu Anadolu’sunda Yazılı Kültür Faaliyetlerinin Doğuşu ve Gelişimi” başlıklı konuşmasını Youtube kanalımızda izleyebilirsiniz: https://t.co/m1Oh1Y8B6z
#BilimKültürSanatKonferansları
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım
Ne var ise sende bende
Aynı varlık her bedende
Yarın mezara girende
Sen toksun da ben aç mıyım...
(Aşık Veysel Şatıroğlu)
📚 #OTdergi ✍️ @byaslismaslis
“Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesiyle Türk Dünyası’nı kucaklayan büyük fikir adamı İsmail Bey Gaspıralı’yı doğumunun 175. yılında saygıyla anıyoruz.
Ruhu şâd olsun.
Millî Saraylar Danışmanlar Komitesinin kıymetli üyesi, Millî Saraylar Bilim ve Değerlendirme Kurulu’nun 2010-18 yılları arası başkanı, değerli hocamız Prof Dr İlber Ortaylı’nın ebediyete irtihalini teessürle öğrenmiş bulunuyoruz.
Ülkemizin tarih bilimine ve kültür mirasımızın yaşatılmasına yönelik mümtaz hizmetleri her daim şükranla anılacaktır.
Merhum hocamıza Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz.