Tam bir yıl önce bu saatlerde, hayatımda öğrendiğim en üzücü ve en yıkıcı kayıpla uyandım. Saatler önce evine bıraktığım Başkanım #İbrahimÇağlar hakkın rahmetine kavuştu. Anlayamadım, inanamadım, kabullenemedim, traş olup hemen yola koyuldum.
Bosna’nın bilge lideri Aliya İzzetbegoviç’i vefatının yıl dönümünde rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
En zor zamanlarda dahi inancından, özgürlük idealinden ve insanlık onurundan vazgeçmeyen Aliya İzzetbegoviç, yalnızca Bosna-Hersek’in değil, özgürlüğü ve adaleti savunan herkesin hafızasında unutulmaz bir yere sahiptir.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun...
🚨 İKTİDAR FON SOYGUNUNDA NEDEN İNANDIRICI OLAMIYOR?
Cumhurbaşkanı defalarca “sonuna kadar gidilecek, kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak” dedi.
Peki neden toplum ikna olmuyor?
Çünkü bu büyük soygun yaşanırken görevde olan denetleyici kurumların yöneticileri hâlâ yerlerinde.
Soygunu önleyemeyenlere, şimdi soygunu temizleme görevi veriliyor.
İnandırıcılık tam burada çöküyor.
SPK, 7 portföy şirketine ait 131 fonu tasfiyeye aldı. Resmî rakama göre yalnızca bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı var. Fakat mesele artık sadece bu 455 bin kişi değil. Borsaya yatırım yapanlar, tasfiyeye girmemiş fonlarda parası bulunanlar, BES sahipleri ve piyasanın tamamı güven kaybının bedelini ödüyor.
Bugün konuşulan toplam kayıp 128 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda.
Üstelik mesele artık Türkiye sınırlarını da aştı.
⚠️ MSCI, “piyasa bütünlüğü” endişesiyle Türkiye endekslerinde bazı değişiklikleri dondurdu.
Daha da ağır olanı şu: Yeterli şeffaflık ve düzenleyici iyileşme görülmezse Türkiye’nin gelişen piyasa statüsünün düşürülebileceği uyarısı yapıldı.
Yani mesele artık sadece:“456 bin yatırımcıya para ödenecek mi?” meselesi değil.
Mesele: Türkiye’ye yatırım yapan insan parasının güvende olduğuna inanacak mı?
Bir ay geçti.
❗ Hangi üst düzey yönetici istifa etti?
❗ Kim “Ben görevimi yapamadım” dedi?
❗ Hangi kurumda gerçek bir iç soruşturma açıldı?
❗ Hangi siyasi ve bürokratik ilişki ağı ortaya çıkarıldı?
❗ Hangi para hareketi kamuoyuna eksiksiz açıklandı?
Hiç kimse “Benim sütüm ekşi” demiyor.
Herkes görevini yaptığını söylüyor.
Ama görevlerini gerçekten yapmış olsalardı 131 fon tasfiyeye gitmez, yüz binlerce insan parasının peşine düşmez, milyarlarca dolar buharlaşmaz ve MSCI Türkiye piyasasının güvenilirliğini sorgulamazdı.
Sorun tam da budur.
Bir iktidar, kendi döneminde meydana gelen bu çapta bir finansal felaketi ciddiyetle temizlemek istiyorsa önce güven üretmek zorundadır.
Bunun yolu da çok açıktır:
➡️ Mevcut SPK ve Borsa İstanbul yönetimleri değiştirilmelidir.
➡️ Bağımsız ve yetkili bir soruşturma heyeti kurulmalıdır.
➡️ Bütün fon-hisse ilişkileri, para transferleri ve kamu bağlantıları açıklanmalıdır.
➡️ Siyasi, bürokratik ve mali sorumluluk zinciri halka gösterilmelidir.
➡️ Mağdura “bekle” denmemeli; net, şeffaf ve bağlayıcı bir ödeme takvimi ilan edilmelidir.
Çünkü artık sorun sadece para değildir.
Devletin düzenleyici kurumlarına duyulan güvendir.
Cumhurbaşkanı ne kadar sert konuşursa konuşsun, soygun yaşanırken görevde olanlar yerlerinde durduğu müddetçe şu soru ortada kalacaktır:
Kim kimi soruşturuyor?
Ve daha ağır soru şudur:
Türkiye’de yatırımcıyı kim koruyacak?
Fon soygununun gerçek faturası yalnızca milyarlarca dolar değil.
Devlete, piyasaya ve adalete duyulan güvenin kaybıdır.
Video Hakem olan bir maçta, adam topu eliype kornere göndermiş, VAR bu pozisyon için penaltı değil korner vermişti,
Bu ligde bizim tek korkumuz ve çekincemiz şeref haysiyet yoksunu, emek hırsızı hakemlerdir,
Ligin tamamını Yabancı Hakemler yönetmediği sürece tiyatro izleyeceğiz..
11 bin gün prim yatıranla 3 bin 500 gün yatıran neredeyse aynı maaşı alıyor.
Emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığını istiyor.
Maaş ile prim arasındaki oranı düzelteceğiz.
2002’den beri beklenen intibak yasasını çıkaracağız.
Milletimize verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz!
Sakarya’daki halk buluşmamızda ülkemizin yarınlarını konuştuk. Sözümüz de mücadelemiz de daha güçlü yarınlara kavuşacak bir Türkiye için. Siyasette söz verirsiniz; tutarsanız milletin duasını alırsınız, tutamazsanız gidersiniz!
Biz sözümüzde duracağız!..
Bizi gönülden karşılayan Sakarya İl Başkanlığımıza, teşkilatımıza ve buluşmamıza katılan tüm hemşehrilerime teşekkür ediyorum.
Yolsuzlukla mücadele, yoksulluğu bitirme, yasakları kaldırma ve millet iradesini üstün tutma sözü verdiniz.
Dün aynı ekonomik şartlarda meydanlardan seçim çağrısı yaptınız.
Bugün aynı şartlarda yaşayan milletin sesine kulak verin.
Size sesleniyoruz: Seçim, seçim, seçim!
Asıl hüner ve erdem, yanlışın hüküm sürdüğü bir yeri menfaatine rağmen terk edebilmektir.
Genel Başkanımız Yavuz Ağıralioğlu işte bu erdemi siyasi duruşuna nakşetmiş bir liderdir.
Hiç kimse Sayın Ağıralioğlu’nu, imkanları tükendiğinde ahlak havarisi kesinlerle karıştırmasın.
Bursa’da üretimin ve emeğin yanındayız…
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Bursa programının üçüncü gününde Agro Green Tarım Fuarı’nı ziyaret ederek sektör temsilcileriyle bir araya geldi. Tarım teknolojileri, üreticilerin sorunları ve sektörün beklentileri üzerine görüş alışverişinde bulundu.
Ardından Yıldırım İlçe Başkanlığımızın açılışını gerçekleştiren Genel Başkanımız, ilçe turunda ise esnafımız ve vatandaşlarımızla sohbet etti.
Üretenler ve emeğiyle geçinenlerle yan yanayız…
Seçmene “Sandıktan ne çıkarsa çıksın yine onlar alır” duygusu verirseniz, sandığa olan güveni zedelersiniz.
Ama unutmayın: Millet hakemdir. Millet egemendir. Son sözü de millet söyleyecektir.
Biz bu partiyi keyfimizden kurmadık. Memleketin hâline baktık, eksikleri gördük ve “Memleket sahipsiz kalmasın” diyerek yollara düştük.
Sizin yapamadıklarınızı yapmak için gece gündüz çalışıyoruz.
Bize sitem etmek yerine, “Biz yapamadık, inşallah siz başarırsınız” demeniz gerekmez mi?
Şırnak'ta görev yapan bir öğretmen, %90 görme engelli öğrencisi İbrahim'in azmini anlattı:
🔸"Adı İbrahim. Yüzde 90 görme engelli."
🔸"Bu yıl ilk kez dersine giriyorum."
🔸"Bazı arkadaşlarım, 'Hocam, kendini fazla yorma. Göremediği için anlamıyor. Senin dersin de İngilizce, hiç anlayamaz.' dediler."
🔸"Çok üzüldüm."
🔸"Her derste tahtaya ne yazdıysam küçük kâğıtlara yazıp ona da verdim."
🔸"O da yüzde 10'luk görme imkânıyla bunları defterine geçirdi."
🔸"Dersi, onun da anlayabileceği şekilde anlattım."
🔸"Arkadaşlarıyla aynı sorulardan oluşan yazılıyı, onun için büyük ve okunaklı harflerle hazırladım."
🔸"Ve İbrahim, o sınavdan 90 aldı."
🔸"Hak ettiği notu aldı."
🔸"Şimdi onun da parmak kaldırdığı, kendine güvendiği ve başarılı olduğu bir ders var."
🔸"Ve ben, o dersin öğretmeniyim."
Milletimiz geçim derdinde, emeklimiz ay sonunu getirme telaşında, gençlerimiz gelecek kaygısında…
Devletimiz ise yalnızca 2026 yılının ilk 9 ayında 42,5 milyar dolar faiz ödemiş!
Sadece Eylül ayında ödediğimiz faiz yaklaşık 5,4 milyar dolar!
Öyle bir noktaya geldik ki 2015-2016, 2017-2018 ve 2019-2020 yıllarında ikişer yılda ödediğimiz faizden daha fazlasını, bu yılın yalnızca ilk 8 ayında ödemişiz!
Bu nasıl bir ekonomi yönetimidir? Bu nasıl bir kaynak kullanımıdır?
42,5 milyar dolardan bahsediyoruz!
Yaklaşık 32 Avrasya Tüneli yapabilecek bir kaynak!
Bu parayla depreme dayanıklı konutlar inşa edebilir, hastaneler, okullar açabilir, çiftçimizi, sanayicimizi destekleyebilir, gençlerimize iş ve gelecek imkânı sağlayabilirdik.
Şimdi iktidara soruyoruz:
Milletimiz bu kadar vergi verirken, devletimiz bu kadar borçlanırken, 9 ayda 42,5 milyar dolar faizi kime, neyin karşılığında ödüyoruz?
Milletin alın teriyle kazanıp vergisini verdiği paranın hesabını kim verecek?
Ekonomiyi düzeltiyoruz diyorsunuz. Hangi ekonomiyi düzeltiyorsunuz?
Emeklinin sofrası küçülüyor, çalışanın alım gücü eriyor, üreticinin maliyeti artıyor, bütçenin faizi büyüyor!
Milletimiz borç ödemek için yaşayan, vergisi faiz ödemelerine yetiştirilmeye çalışılan bir millet olmayı hak etmiyor.
Türkiye'nin kaynakları var, imkânları var, yetişmiş insan gücü var.
Bu memleketin ihtiyacı, milletin kazancını faize teslim eden değil; üretimi artıran, israfı önleyen, kaynaklarını milletinin refahına ayıran bir ekonomi yönetimidir.
Biz, borçla günü kurtaran değil, üretimle geleceğini kuran bir Türkiye istiyoruz!
Milletin alın teri, milletin geleceğine harcanmalıdır!
Mehmet Harun Yüksel, Çerkesss Abregg, kultiginmedya ve MilliyetciX hesaplarına açık çağrımdır:
Yavuz Ağıralioğlu’nu eleştirebilirsiniz. Sözlerini, siyasetini, tercihlerini tartışabilirsiniz. Ancak bir insanı ve bir siyasi hareketi suçla ilişkilendiriyorsanız, ortaya imadan fazlasını koymak zorundasınız. İddianız varsa belgenizi, hüküm aktarıyorsanız kararın tamamını gösterin!
Son paylaşımlarınızda yönelttiğiniz ithamların dayanaklarını açıkça ortaya koyun! İmayı delil, tekrarı hakikat yerine koyamazsınız. Aynı suçlamanın farklı hesaplarda dolaşması, doğruluğunun kanıtı değildir. Sözünüzün ağırlığını taşıyacak belgeniz varsa gösterin; yoksa insanların itibarını hangi hakla hedef aldığınızı açıklayın!
Beni engelleyen iki hesaba ayrıca söylüyorum: Engelleme tuşu, iddianıza delil kazandırmaz. Cevap verecek insanı engelleyince haklı çıkmış olmazsınız. Kamuoyuna açık suçlamanın hesabı da kamuoyuna açık verilir.
Milliyetçilik iddiası taşıyanın sözünde ölçü, hükmünde adalet, tavrında haysiyet bulunmalı. Gazetecilik iddiası taşıyan da attığı başlığın ve yönelttiği suçlamanın sorumluluğunu üstlenmeli.
Bizim durduğumuz yer açıktır: Eleştiriye cevap veririz, soruya açıklık getiririz; mesnetsiz suçlamaya da meydanı bırakmayız.
Sözünüzün arkasındaysanız dayanağını gösterin. Gösteremiyorsanız o ithamı geri çekin. Kimsenin itibarı, sizin etkileşim hesabınızın sermayesi değildir!
Türkiye'de her yıl ihmallerden dolayı sayısız insan hayatını kaybediyor.
Dünyada telefon ve arabadan en fazla vergi alınan ülkelerden biri olan Türkiye’de, vatandaş hizmet beklerken yaşanan ihmaller nedeniyle her olayda birimiz hayatını kaybediyor.
Ve bunlar da iki gün içinde unutuluyor.
İzmir’de iki sene önce de elektrik akımına kapılan iki kişi hayatını kaybetmişti. Dün de bir çocuk hayatını kaybetti.
Türkiye’de ihmaller sonucunda hayatını kaybedenlerin hesabı asıl sorumlularından sormayıp, her olaya da “asrın felaketi”, “yüzyılın seli” deyip sorunun temeline inmezsek daha nicelerini yaşarız.