Hakikaten, herkes Ekrem İmamoğlu'nun Beylikdüzü'ne Makarios'un heykelini diktiğini biliyor da; neden diktiğini bilen var mı
CHP'liler ve İmamoğlu destekçileri, bu sorumuza cevap verebilirler mi?
Teknik Analizde Mum Bar Desenleri
🐂Boğa Mum;
Çekiç
Ters çekiç
Yusufçuk doji
🟰Nötr Mum
Doji marubozu
Ayı kurulumu
Boğa kurulumu
🐻Ayı Mum Desenleri
Asılı aram
Kayan yıldız
Harami ayı
‼️Rt yap at favda dursun başucunda ihtiyaç oldukça bak.
#btc#bnb#astor#sasa#mrshl
Rsı:Gücü gösterir.
Momentum:Fiyat değişimini yüzdesel olarak gösterir.
Macd:Trendin başlangıcını ve bitişinde önemli sinyaller verir.
Bolliger:Trendin yönünü.
Hacim:Gün içinde yapılan işlemlerin bütününü.
Stokastik:Fiyatın hızını ölçer.
Adx:Trendin gücünü gösterir.
Mesleğini icra etmekten; vatanına, milletine faydalı olmaktan, öğrencilerine iyi bir eğitim vermekten başka gayesi olmayan, ancak bölücü teröristlerin hain saldırısı sonucu şehit edilen Aybüke Yalçın’ı, şehadetinin 7’nci yılında rahmetle yâd ediyorum.
Aybüke kızımızın katilleriyle mücadelemizi hem ülkemizde hem de bölgemizde sonuna kadar sürdüreceğiz.
Biz onu hep Mağusa Limanı türküsünü söyleyen öğretmen kızımız olarak hatırlayacağız.
Mesleğine aşık bir öğretmendi #AybükeYalçın. Binlerce öğretmenimiz gibi. Ama bundan 7 yıl önce Batman Kozluk’ta hain teröristlerce şehit edildi. Daha 22’sindeyi. Hainler Aybüke öğretmenimizi hem hayattan hem de çok sevdiği meslekten kopardı.
Kalbimizde yaşamaya devam edecek ve aziz hatırası asla unutulmayacak🇹🇷
Şehit öğretmenimiz Aybüke Yalçın’a Allah’tan rahmet diliyorum, makamı âli olsun.
Yıldırım Bayezid; savaşın olmaması için Timur’u ikna edebilecek bazı durumları açıklamayı uygun görmüş, antlaşmaya razı olduğu, belki de bazı ön şartlarını kabul edebileceği intibaını vermek isteyerek; “...Timûr-i köregen hazretleri, ilgi uyandıran antlaşmaya dair mektubunuz, ben Sivas’a geldikten sonra ulaştı. Ben bu sırada antlaşma hazırlığı içerisinde bulunuyordum ki; Nâgâh(vakitsiz saatte) sulha muhalif bir başka mektup Karaman fesatları elinden orduyu humâyûnumuza erişti ve antlaşmanın gecikmesine sebep oldu. Devlet erkânımızdan akıllı kişiler bu durumu şöyle değerlendirdiler. İkinci mektup ilk karışık dönem sürecinde yazılarak elçi ile gönderildi. Karaman topluluğu ki eskiden beri ocağımızın düşmanı olmuşlardır, bunlar elçimizi öldürüp, fitne iyice ayyuka çıkıncaya kadar mektubu sakladılar. Musâlaha olacağı ihtimâlini görünce, bu kez bazı rezilleri üzerimize gönderip bizi şüpheye düşürmüşlerdir. Rezillerin eline düşen mektubun gecikmesinin sebebi dahi biz olmadığımız hususu malumunuzdur. Bu durumu yaltaklanma olarak görürseniz hayır, asla düşmandan yüz çevirmek âdetimizden değildir. Sulh ve cengin cezası ve mükâfatı buna sebep olan tarafa aittir. Eğer bir kimse fitneye sebep olursa, Allah’u Teâlâ onun cezasını versin...”
Mektuplar kronolojik incelendiğinde; Timur yazdığı mektuplarda istek ve şartlarına her defasında yenilerini ilâve ederek durumu imkansız hale getirmiş ve Yıldırım Bayezıt’ı savaşı tercihe mecbur etmiştir.
Karşılıklı yazılan mektupların en sonuncusunda Timur’un, Osmanlı idaresinden birkaç kale ve şehrin kendisine teslim edilmesi gibi kabulü mümkün olmayacak yeni şartları da ilave ederek, savaş niyetini daha açıkça belirtiği görülmektedir. Hatta mektuplarda geçmeyen, ancak bazı tarih araştırmalarında rastladığımız “Timur, Yıldırım Bayezid’den oğullarından birini kendisine rehin bırakması” isteğinde de bulunduğunu kaydetmişlerdir.
Timur; “...Şimdiye kadar sulh için çalıştım ve nihayet Sivas’a gelmem söz konusu oldu. Kâfire fırsat vermemek, İslam diyarlarını harap etmekten endişe edip, Şam tarafına giderek Mısır azizinden intikamımızı aldık. Sizin hasta olduğunuz hususu ağızlarda dolaşırken, biz bunu fırsat bilip dikkate almadık. Ancak siz fırsat bulunca bize bağlı olan Erzincan’a gelip valimizi rencide ettiniz. Adamımız olan Taharten(Muttaharten) sulhu sağlamak için sizin pişman olduğunuzu bize yazmıştır. Biz de güvendik ve sulh için antlaşmaya varılacağı umuduyla birkaç kez mektuplar gönderdik. Ama siz gittikçe artan bir katı tutum içerisinde oldunuz. Tâ ki biz ve askerimiz için kâfir ve kâfirden daha eşed kâfirlerdir demeniz sözü her yerde söylenir olmaya başladı. Elçileriniz olan Sungur ve Ahmed adamlarınız uzun süredir yanımızdadırlar. İslamlığımızı ve inancımızı biliyorlar. Hedefimiz Kefe ve Kırım yönüne iken, Şirvan’dan geri dönüp tekrar Erzincan’dan o tarafa varmak icap etti. Semerkand’da bulunan oğlum Muîneddin Muhammed Sultan Bahadır da askeri ile birlikte bana katılacaktır. İsteğimiz Erzincan’a varmadan ve askerimiz şehirlerinize girmeden önce Sivas, Malatya, Elbistan, Erzincan ve Kemâh’ın bize bırakıldığını sağlam bir ahit-nâme ile bildirmenizdir. Sulha muhalif değilim ve bağlıyım. Bu sulhun bir sûretini Mekke-i Mükerreme’de Bâbü’l-Harâm’da kapalı muhafaza olunsun ki, kimin bu sulha uyup uymadığı ortaya çıksın. Bu mektup Sungur, Ahmed ve Hacı Bayezid ile gönderildi.”
Üçüncü mektup:
Yıldırım Bayezid; Timur’un mektuplarında yer alan isteklerini kabul etmeyerek, onu kendi atası olan Hülâgu’nun sergilediği tutuma davet etmiş, Osmanlı ülkesine sığınan Bağdat Sultanı Ahmet Celâyir ile Kara Yusuf’u teslim alma arzusundan vazgeçmesi için; “Mısır hakimi ile aranızda geçen olaylardan dolayı bizim niyetimizi doğru anlamamışsınız. Biz arzu etsek Mısır’ı feth etmeye her zaman kadiriz. Ahmet Celâyir tekrar geri Osmanlı topraklarına gelirse, Kara Yusuf ile birlikte ikisini size teslim etmemi istemişsiniz. Biliyorsunuz ki Hûlâgu Dârü’s-Selâm’ı alıp İran’ın çoğunu eline geçirdiği sırada, halifenin amcası çocuklarından bir iki kişi Mısır’a Kâhire Vâlisi Baybars’a sığındılar ve onun himayesine girdiler. Hülâgu’nun Bağdat Vâlisi olan Karaboğa Noyan, Baybars’la cenk ettiler. Halifenin amcasını Mısır askeri sanıp, orada şehit ettiler. Kaçanlar şimdiye kadar Kâhire’de kaldı ve Hülâgû Han onları geri istemedi ve takip de etmedi. Şimdi bu dostunuz feleğin tokadını yemiş bir iki kişiyi himaye etmekle hatırınızı kıracak bir durum olamaz. Zira Hülâgû böylesine cüz’i şeylerden vaz geçmiştir. Muradımız Sivas ve çevresinden elinizi çekmenizdir. Bunu yerine getirmeniz güzel bir işaretinizin gereği olduğu anlaşılacaktır. Ancak her hâlde Allah’ın takdirinden kaçılmaz ve bizim kimseden korkumuz yoktur...”
İkinci mektuba cevaben Emir Timur:
Sungur Çavuş ve Hacı Bayezid ile gönderdiğimiz haberler doğrudur. Sizin küffârla savaştığınızı biliyoruz. Bu tarafta Gürcü kâfirlerle biz savaşıyoruz. Hem siz hem de bizler bu konuda mutluyuz. Bu durumun sayısız faydaları her iki tarafa olmaktadır. Yazdıklarımızda zerre kadar şaibe ve şüphe olamaz. Antlaşma kararı olursa, Mısır’la aramızda olanlardan ıslâh edici olunması isteğiniz uygun görülmemiştir. Çünkü ölen eski Mısır Vâlisi, elçilerimizden Irak ve Acem’in büyük saygı duyduğu Bahaddin Savcı’yı haksız yere öldürdü(...)
Senin, şimdi Mısır Vâlisi olan kimseye oğlumuzdur demeni uygun görmedik. Onu Sultânu’l-Harameyn elkâbıyla anmanız doğru olmaz. Belki Mücâvirü’l-Harameyn demeye lâyık değillerdir...”
Burada bir dipnot ekleyelim. Yıldırım'ın gönderdiği mektuplarda Mısır Valisi için böyle bir ibare bulunmaz. Acaba Karaman Beyliğine ait bazı kimselerin Osmanlı elçilerini ele geçirip, gönderilen mektuptaki ifadeleri değiştirdiklerine dair Bayezid’in kast ettiği hadise bu sırada olmuş olabilir mi? Yıldırım bir sonraki mektupta bu durumu ifade edecektir.
Timur mektubuna devamla; “...Bize dost olmayanı, kendinize yakın ve sevdiklerinize dahil etmeyiniz. Saltanat işleri nezâkete bağlıdır. Dikkat edilecek yönleri çoktur...” 24 şeklinde tavsiye ve isteklerini dile getirmiş, “...Ahmed Celâyir şimdi Bağdat yakınlarına gelmiş biz de oraya asker göndermişiz. Tekrar size taraf kaçar gelirse sahip çıkmayıp, bilâkis yakalayıp bize teslim etmeniz sizden isteğimizdir. Erzincan’a varıp, yerleri tahrip için şimdilik serhadda durularak elçilerinizin gelmesini beklemekteyiz...”
Yıldırım Bayezid, Timur'un cevabı ardından daha soğuk kanlı düşünmeye başlamış ve söylemleri değişmiştir. ''Ey ihtiyar köpek'' diye başlayan ilk mektubunun aksine ikinci mektubu şöyle başlayıp devam eder
Yıldırım Bayezid:
“...Zamanın cihan sultanı olan Timur-i Köregen, Sivas’a gelip yerleşmeyi, bizim Tebrîz’e yöneldiğimize benzeterek tuhaf kıyaslamada bulunmuşsun. Kaldı ki biz, Kefe’den Şirvan’a varıp, o ülkeye asker çıkarsak, kim mani olabilir? Kıpçak halkı sizden bıkıp usandığı için bizimle beraber olmayı tercih etmektedir. Malatya ve Sinop hususundaki iddianız da doğru değildir. Bazı sebeplerden dolayı muhasaradan vazgeçilmiştir. Yoksa bizim askerimizin azlığı veya sizin askerinizin çokluğundan dolayı olmamıştır. Kastamonu ve Karaman hakimlerinin inatları ve o sırada fırsat bulup, bazı vilâyetlerimize saldırmaları, bizim Malatya ve Sinop’taki muhasarayı kaldırmamızı zaruri kılmıştır... İyi bil ki, atam Ertuğrul Han üç yüz kadar gazisiyle beraber, Hülâgû Tatar’ından onbin Tatar’a vurup, Alâeddin Keykubât’a galip gelenleri mağlup etmiştir. Bundan sonra devlet idâre etme şerefine nâil olmuş, hil‘at kendisine verilerek, Allâh’ın lutfu ile Âl-i Selçûk’un yerine idareyi elde tutması isyân ve baş kaldırma ile olmamıştır. Osman Bey’in ilk culûsundan itibaren, dört tarafında bulunan kâfirlerle gece-gündüz iki yüzbinden fazla askeriyle cihat etmiştir. Bu saltanat yıldızımız bugün dördüncü tabakaya erişmiş ve şimdiye kadar fethettiğimiz kale ve kasabaların sayısı geçmiş sultanların hayalinden geçmesi dahi mümkün olmamıştır... Bizim nazarımızda; dünya ve içindekilerin kıymeti, Allah yolunda cihat etmenin yanında saman çöpü kadar değeri yoktur. Osmanlı askerine Abdullâh oğlu demekten fazlasıyla zevk duyarız. Çünkü bütün sahâbe-i kirâmın ataları kâfir iken, kendileri müslüman oldular. Böyle müslüman olanlar, insafı olmayan müslüman-zâdelerden çok çok üstündürler... Siz Sivas’ı harap idüp, ehl-i İslâm’ın ırzını pâyimâl etdükten sonra ne denile bilir ki! Siz, ilk suçlamayı kendinizden gidermeye uğraşıyorsunuz. Arapça ve Farsça gelen mektuplarınızda sertlik, kabalık, kibir ve gururdan başka bir nesne yoktu. Âl-i Osman, hile ile ülkeleri kendisine mülk edinmemiştir. Mektuplarımız akıllı devlet erkânımızla yapılan istişâreler sonrası yazılmıştır...”
Timur’dan Bazeyıd’e : “Sen kendini Allah yolunda cihad eden, bizi ise haksız yere kan döken bir kafir ve beni yeni yetme bir savaşçı sanmışsın. Bil ki, ben kırk yıla yakın bir süredir nefsimi cihada adamışım. Bu cihatlar sonunda kaleler ve ülkeler fethetmekte meşgulum. Bu mücadeleler esnasında çok sayıda kişi bize itaat etmiş ve yolumuzda canlarını feda etmiştir. Siz niçin bize hizmet etmekten kaçıyor, sevgi göstermiyorsunuz? Hem yaşça senden büyüğüm. Bu güne kadar ne tarafa gittiysem kısa sürede ele geçirdim. Sen 4 aydır Malatya’yı alamadın. Kaldı ki Sivas’ta ele geçirdiğim adamınızdan durumunuzu öğrendim. Dolasıyla pek çok müslüman rencide ederek han ve mallarını harap etmek uygun görülmemiştir. Bu yüzden güzel cevap vermeyi yüksek bir iş olarak bil. Kin ve gurura kapılma. Ülkeni harap olmaktan kurtarmış olursun.
Bizi ve askerimizi kafir, dinsiz, sapık itikatlı mezhep sahibi ve çirkin adetleri bulunmakla itham etme. Bizim askerimiz babadan ataya müslüman çocuklarıdır. Neden hidayete layık olmasınlar, Kaldı ki, Osmanlı askerinin çoğunun kafirden devşirme olduğu açıktır. Davamız cihangirlik olup, saltanatımız adı hutbeler okunmaktadır, sikkeler basılıdır. Müslümanların ûlû’l-emri olduğumuza hiç şüphe yoktur. Bizim soyumuz İlhan-ı Alişân��a uzanmaktadır. Unutma ki, kılıç kınından çıkınca, kaleme yer kalmaz vesselam…”
Yıldırım Bayezıd, Emir Timur'a
“Ey ihtiyar köpek, tekfurdan daha şiddetli kâfirsin. Mektubunda bizi korkutmak ve hile ile kandırmak istemişsin. Şöyle mi ẓan idersin ki, ben Acem padişahları gibi olam veya askerüm deşt-i Ḳıpçaḳ-i Tatarı gibi avare ola veya Hint taifesi gibi başıboş ola. Bizim askerlerimiz, Irak ve Horasan askerleri gibi hamiyetsiz ve perişan olmayacak kadar onurlu askerlerdir. Yine sen, bizim askerleri Şam ve Halep askerlerine de benzetmeyesin ...bu mektup eline geçtikten sonra savaş meydanına her kim ki gelmeyip kaçarsa, onun eşi üç talakla kendisinden boş olsun...
Bugüne kadar 36 binden fazla Filistinli kardeşimizi şehit eden soykırımcı caniler, dün de güvenli bölge ilan ettikleri Refah’ta bulunan bir mülteci kampındaki sivillerin üzerine füze ve bomba yağdırmıştır.
Uluslararası Adalet Divanının saldırıları durdurma çağrısının ardından gerçekleşen bu katliam, terör devletinin kanlı ve kalleş yüzünü bir kez daha ifşa etmiştir.
Netanyahu ve cinayet şebekesi, Filistin halkının kahramanca direnişini kıramadıkça ülkesinde iyice köşeye sıkışmakta, daha fazla kan dökerek siyasi ömrünü uzatmaya çalışmaktadır.
Ama bunun hiçbir fayda sağlamadığını pek yakında görecek.
Tıpkı özendiği Hitler gibi, Miloseviç gibi, Karadciç gibi ve tarihteki diğer firavunlar gibi lanetle anılmaktan kurtulamayacak.
Türkiye olarak insanlıktan zerre kadar nasibini almamış bu katillerden, bu barbarlardan hesap sorulması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
Rabbim, Filistin halkının ve Gazzeli kardeşlerimizin yardımcısı olsun.
Rabbim; bebek, çocuk, kadın, yaşlı, sivil demeden masumları öldürenleri Kahhar ism-i şerifi hürmetine kahr-u perişan eylesin.
#SONDAKİKA
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 3 çocuğu ve 3 torunu İsrail tarafından şehit edilen Hamas Lideri İsmail Haniye'yi taziye için aradığı anlara ait görüntüler yayınlandı.
📌Depremle sarsılan Tayvan, sadece Türkiye’den FLY Bvlos Technology(@flybvlos) firmasının yardım teklifini kabul etti.
📌Tayvan'a bugün ulaşan Türk şirketin geliştirdiği dron, Tayvan İçişleri Bakanınından büyük övgü aldı
🔗Detaylar haberimizde: https://t.co/EGFVeVYZDf