“İsveç, eğitimde dijital teknolojilerin kullanımını resmen geri çekiyor ve yeniden el yazısına ve basılı kitaplara dönüyor.”
İsveç’in yaptığı şey teknolojiyi eğitimden çıkarmak değil, teknolojinin pedagojinin önüne geçmesini engellemek. Hükümet, özellikle küçük yaşlarda ekran temelli öğrenmenin dikkat ve konsantrasyonu zayıflatabildiğini; okuma, yazma ve temel matematik becerilerinin ise kitap, kâğıt ve kalem kullanılan ortamlarda daha sağlam geliştiğini belirterek “daha az ekran, daha çok okuma” politikasına yöneldi. İsveç’te PISA sonuçlarındaki gerileme ve öğrencilerin dijital cihazlarla dikkatlerinin dağılması da bu değişimi hızlandırdı; hükümet verilerine göre öğrencilerin yaklaşık %30’u okulda telefon ve diğer dijital cihazlar nedeniyle dikkatinin dağıldığını bildiriyor. Bu nedenle basılı ders kitaplarına yeniden büyük kaynak ayrılıyor, küçük çocuklarda dijital araç kullanımı ciddi biçimde sınırlandırılıyor ve el yazısı ile fiziksel kitap yeniden öne çıkarılıyor. Asıl ders şu: Dijital olan her şey modern, modern olan her şey de pedagojik olarak üstün değildir. İsveç teknolojiden vazgeçmiyor; teknolojiyi amaç olmaktan çıkarıp yeniden araç haline getiriyor.
28 Ağustos tutulmasında kaba şimşekler çakmayacak; ama Başak'ın soğuk terazisinde saklanan her kelime Balık'ın derin okyanusunda eriyecek. Zihnin narin buz yüzeyi çatlıyor, demlenmiş hisler sarnıçtan taşarken kaçacak tavan arası kalmıyor. Sezginin ışığına teslim olma vakti. 🌕🗝️
Kimsenin kimseye aracı olamadığı dönem bilin ki Dünya savaşı başlamıştır.Kimin kime saldırdığı belli olmayacak bir döneme girdik.Tetiklenmeyi bekliyor durumundan,tetik aldı durumuna geçtik.
Kaliningrad İsrail gibi demir leblebi.
Avrupa içinde Rusya.
Bu savaş yayılırsa Kaliningrad yeter Avrupa için.
Putin oraya neler yığınak yaptı,kimbilir?
Rus ordusu bu akşam kısa dalga frekansında aktif.
5135 kHz USB frekansında iki uzun radyo mesajı (radiogram) gönderildi.
Mesajların mektup bölümünün başlangıcında “Dmitry” kelimesinin 5 kez tekrarlanması, bunun yüksek öncelikli bir mesaj olduğuna işaret ediyor.
Sinyal, 25 Ağustos 2026 saat 17.45 UTC’de Polonya’da alındı.
Ankara’nın gri oluşu bana estetikten çok ontolojik geliyor. Şehir sana şunu söylüyor: Hayat her zaman güzel olmak zorunda değil; anlamlı olmak zorunda.
Hannah Arendt’ten müthiş tespit:
"Sürekli yalan söylemenin amacı insanları bir yalana inandırmak değil, artık kimsenin hiçbir şeye inanmamasını sağlamaktır. Doğruyu yanlıştan ayırt edemeyen bir halk, iyiyi kötülükten de ayırt edemez. Ve böyle bir halk, düşünme ve yargılama gücünden yoksun bırakıldığında, bilmeden ve istemeyerek tamamen yalanların egemenliğine boyun eğmiş olur. Böyle bir halkla istediğinizi yapabilirsiniz."
Atina’da şimdi bir kafede oturmuş, elimde frappe’yle karşı masadaki Yunan dostların "Hayat çok zor, hayat pahalılığı bizi mahvetti" ağıtlarını dinliyorum. Mesleki olarak gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutuyorum tabii.
Arkadaşlar, siz henüz "zor" kelimesinin etimolojik kökeniyle bile karşılaşmadınız !
Atina’dan bakınca insan Türk olmanın ne kadar genetik bir süper kahramanlık durumu olduğunu çok daha net anlıyor. Avrupalı dostlarımız enflasyon iki puan arttı veya otobüs beş dakika gecikti diye varoluşsal sancılara girip psikanalize koşarken, bizim insanımız en zifiri krizin ortasında "Hallederiz, o iş bende" diyerek kadere ters kroşe atıyor.
Türk olmak sadece bir vatandaşlık bağı değil, dünyadaki en gelişmiş absürt kriz yönetimi yazılımı ve çelikten bir omurgadır !
Dünyanın hangi kıtasına giderseniz gidin, masada bir Türk varsa o masa bir şekilde yönetilir. Nerede bir adaletsizlik veya kurumsal hantallık varsa orada kaşını çatan, nerede bir mağduriyet görse sofrasına hemen bir tabak daha ekleyen o kolektif hafıza var ya, işte o bizim tarihsel harcımız.
Bizim genetiğimizde pes etmek de yok, başkasının gölgesine sığınmak da.
Tarih boyunca ne zaman birileri çıkıp "Tamam, bu defa bittiler" dediyse, hepsinde küllerimizden değil, bizzat o ateşin kendisinden yeniden doğduk.
Ege’nin karşı kıyısından, Eflatun’un memleketinden açıkça ilan ediyorum: Kimse bize "küresel entegrasyon" veya vizyon dersi vermeye kalkmasın.
Biz Doğu’nun kadim derinliğiyle Batı’nın rasyonel aklını harmanlamış, krizlerden bağışıklık kazanmış devasa bir köküz.
Bizim ruhumuz yerel değil, son derece evrensel !
O yüzden bir silkelenin bakalım !
Türk olmak; Zarafetle dik durmak, fırtınanın ortasında bile o çayı demleyip yarınlara dair strateji kurabilmektir. Kökümüz derin, hafızamız çelik, irademiz sarsılmaz. Şımarık coğrafyaların nazlı çocuklarına duyurulur: Biz bu dünyada olduğumuz sürece, o masalardaki ana aktörün kim olduğu asla değişmez !
E Meltem
Bir ruha tam vaktinde, zarifçe ve karşılıksız uzanan bir el... En zorlandığı yerde başlayan o etki, evrenin sonsuzluğuna yayılır. Bazen varoluşa atılan en güçlü imza, bu kadar sessizdir.
https://t.co/NHXv8PRHUa
Fomalhaut'lu tutulma öncesi resmen ince ince yokluyor, test ediyor insanı! 🐟 Beden market reyonlarında dolaşırken akıl göklerin hizasında olunca, kasadaki o tek hatayı görüp geri dönmek kaçınılmaz oluyor. ♍ Gök kubbe test eder, vicdan tamamlar; sistem ise harika işliyor. 🪐✨
Yazın o kural tanımaz, özgürlüğünden; eylülün o, sükûnetine evirilen arafta kalmış günler... Derinin üzerindeki tuzun yavaşça yerini hırkalı hüzünlere bırakacağı, kalbin o kalabalık ve gürültülü coşkusundan sıyrılıp kendi sessiz odalarına kapanmaya yüz tutmuş,o tuhaf eşik.
1 milyar doları " Premium Üyelik" olarak Somali'ye yatırdık ama ekranda hâlâ "Bu coğrafi konumda KKTC yı tanımıyoruz" hatası alıyoruz. Müşteri hizmetleri de telefonu açmıyor. 💳🇹🇷🇸🇴
Sınırlar kalktıkça kökler derinleşmeyi unutur, rüzgarda sallanan dallar çoğalır; ta ki o sert rüzgar esene kadar... İşte o an, dalların değil, köklerin hasretiyle sarsılır insan.