Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
ANAYASA 98 YIL ÖNCE BÖYLE LAİKLEŞTİRİLDİ (9 Nisan 1928)
5 Nisan 1928’de Başbakan İsmet (İnönü) ve 120 arkadaşının hazırladığı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı “laikleştirecek” yasa önerisi Meclis Başkanlığı tarafından Anayasa Komisyonu’na gönderildi. Öneri, 1924 Anayasası’nın 2, 16, 26 ve 38. maddelerinin değiştirilmesini amaçlıyordu.
9 Nisan 1928’de Meclis Genel Kurulu’nda anayasayı laikleştirecek yasa önerisinin görüşmeleri başladı.
Görüşmelerin sonunda 1222 sayılı yasayla 1924 Anayasası’nın 2.16. 26. ve 38. maddeleri 264 milletvekilinin oy birliğiyle değiştirildi.
Anayasanın 2. maddesindeki “Türkiye Devletinin dini, İslam dinidir,” ifadesi ve 26. maddesindeki “Meclis dini hükümleri uygular” ifadesi anayasadan çıkarıldı. Ayrıca 16. ve 38. maddelerdeki milletvekili ve cumhurbaşkanlığı yeminindeki “Vallahi” sözcüğü de “Namusum üzerine söz veriyorum,” şeklinde değiştirildi. Böylece Nisan 1928’de Anayasa laikleştirildi.
Laiklik daha sonra CHP’nin 1931 programına girdi. Atatürk, çok güzel bir laiklik tanımı yaptı. Aynı tanımı 1930’da yazdığı “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabına da koymuştu.
Laiklik CHP Programına konulmasından 6 yıl sonra, 1937 yılında anayasaya da konuldu.
https://t.co/zmsWbtAj34
Bazı sözler vardır; sahibini anlatır, niyetini ele verir. “100 yıllık narkoz” ifadesi de tam olarak böyle bir itiraftır. Bu sözler; aklın değil önyargının, muhakemenin değil ideolojik körlüğün dışavurumudur. Çünkü küçümsenmeye çalışılan şey, gerçekte hâlâ hazmedilemeyen büyük bir uyanıştır.
Onlar, cehaletin karanlığından kurtulup fikri hür nesiller yetiştirmeyi “narkoz” sanıyor; biz buna uyanış diyoruz. Onlar, kul olmayı fıtrat, biat etmeyi meziyet sayan bir düzeni özlüyor. Biz ise aklın ve bilimin rehberliğinde ayağa kalkmış bir milletin iradesini savunuyoruz.
“Narkoz” diye karalanan şey; bu toprakların makûs talihini yenen, tebaayı yurttaş yapan devrimci ruhtur. Sizin rüyanız bu ülkenin kâbusudur; bizim uyanışımız ise Cumhuriyet’in en güçlü teminatıdır.
Bu söz, bir zihniyetin maskesinin düştüğü andır. Cumhuriyet karşıtlığının açık ilanı, ideolojik husumetin inkâr edilemez belgesidir. Bu yüzden hedef aldıkları o uyanışı doğru tanımlamak gerekir.
O uyanış; kulluktan yurttaşlığa geçilen, biatin yerini aklın aldığı tarihsel bir kırılma anıdır. “Diriliş” diye sunulan hayal ise yeni değildir; sorgulamayan, itiraz etmeyen, verilenle yetinen bir toplum özleminin güncellenmiş hâlidir. Emek yerine itaati, hak yerine sadakati esas alan bir düzen anlayışıdır.
Emekçi hakları gasp edilirken susanlardan, makam ve paye peşinde koşanlardan, saray kapılarında el pençe duranlardan, üyesi yoksulken yöneticileri zenginleşenlerden, sefalet zamlarına alkış tutanlardan sendikacı olmaz; olsa olsa figüran olur.
“100 yıllık narkoz” dedikleri şey; eşitliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin adıdır. Haksızlığa karşı hakkın, hukuksuzluğa karşı adaletin adıdır. Çünkü o dönüşüm, itaati değil özgürlüğü; biatı değil aklı büyütmüştür.
Açıkça söylemek gerekir ki; içinde zerre kadar Cumhuriyet’e ve Atatürk’e sevgi, saygı ve bağlılık taşıyan hiç kimse bu anlayışın olduğu zeminde duramaz. Bu zemin, “sarı sendika” denildiğinde herkesin aklına gelen o malum çizgidir. Cumhuriyet’e bağlı olanların yeri orası değildir; ne orada kalınır ne de oraya üye olunur.
Bizim yolumuz nettir:
Eğitim, Cumhuriyet’in temelidir.
Emek mücadelesiyle Cumhuriyet ve aydınlanma mücadelesi ayrılmaz bir bütündür.
Biz talimatı saraydan değil,
Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ten alıyoruz.
O nedenle;
Biz asla susmayız.
Asla boyun eğmeyiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün “en büyük eserim” dediği Cumhuriyet’ten asla vazgeçmeyiz.
Siz, tarihin işbirlikçileri gibi geçicisiniz.
Cumhuriyet kalıcıdır.
İlelebet Cumhuriyet!
Türkiye’de ilk kez bir sendikanın resmi X hesabı böyle bir kararla erişime engellendi. Bu sadece Eğitim-İş’e değil, demokrasiye müdahaledir.
#EgitimisSusmayacak
Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası olan Eğitim-İş’in resmi X hesabını hukuksuz bir şekilde kapatmak ile sendikal mücadelemizi susturamazsınız.
Eğitim-İş susmaz, susturulamaz!
#EgitimisSusmayacak
Eğitim-İş; emekten, aydınlanmadan ve Cumhuriyetten yana mücadelesiyle, laik ve bilimsel eğitimi savunan çizgisiyle Türkiye’nin en büyük sendikasıdır.
Sendikal mücadele susturulamaz.
Eğitim emekçilerinin sesi engellenemez.
#EgitimisSusmayacak
Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası olan Eğitim-İş’in resmi X hesabını hukuksuz bir şekilde kapatmak ile sendikal mücadelemizi susturamazsınız.
Eğitim-İş susmaz, susturulamaz!
#EgitimisSusmayacak@egitimisorg
Eğitim-İş; dün olduğu gibi bugün de baskılara boyun eğmeyecek; gerçeği söylemekten, eğitim emekçilerinin haklarını savunmaktan, Cumhuriyetin kazanımlarının, Atatürk ilke ve devrimlerinin sesi olmaktan asla vazgeçmeyecektir.
#EgitimisSusmayacak
Cumhuriyetten ve emekten yana Türkiye’nin en büyük sendikası olan Eğitim-İş’in resmi X hesabını hukuksuz bir şekilde kapatmak ile sendikal mücadelemizi susturamazsınız.
Eğitim-İş susmaz, susturulamaz!
#EgitimisSusmayacak
Emek ve Cumhuriyet mücadelesinden yana olan herkesi bugün (8 Ocak) 21.00’de başlayacak hashtag çalışmamıza destek vermeye davet ediyoruz.
#EgitimisSusmayacak
Sendikamız Eğitim-İş’in resmi sosyal medya hesaplarından biri olan @egitimis Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla Türkiye'de erişime engellenmiştir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız;
https://t.co/m2aSmVGSju
Atatürk, 103 yıl önce görmüştü:
“Bizi yanlış yola sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten (kötülükten) gelmiştir." (Gazi Mustafa Kemal Atatürk,16 Mart 1923)
Cumhuriyet'in başını kesmeye kalkmak: Menemen Olayı
95 yıl önce, 23 Aralık 1930’da, Menemen’de yedek subaylığını yapan genç öğretmen Asteğmen M.Fehmi Kubilay, Derviş Mehmet liderliğindeki laik Cumhuriyet düşmanı bir grup tarikat mensubunun çıkardığı isyanda vahşice katledildi.
Bu sırada olay yerine gelen iki bekçi; Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de isyancıların açtığı ateşle şehit edildiler.
Cumhuriyet'in başını kesmeyi düşünen yeni Derviş Mehmetlere karşı dikkatli olmak gerekir.
Devrim şehitlerimiz Kubilay'ın, Bekçi Hasan ve Bekçi Sevki'nin anısına saygıyla.. 🇹🇷
https://t.co/686WeHe6dq
Meclis’te çözümün adresi olarak terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ı göstermek, sloganlarının atılması; Meclis’i ve halkın iradesini alenen değersizleştirmek, terörü ve teröristi meşrulaştırmaktır. Bu asla kabul edilemez! Anlaşılan o ki çözümün adresi birilerinin söylediği gibi Meclis ve komisyonlar olarak görülmüyormuş; adres hep belliymiş. İşte tam da bu nedenle biz orada olmadık!
Yıllardır en küçük muhalif sesi bile “terörist” ilan eden siyasi iktidar ve ortaklarının bugün Öcalan üzerinden süreç örmeye kalkması; muhalif kesimleri türlü bahanelerle baskıya, soruşturmaya, tutuklamalara maruz bırakırken aynı zamanda terörle ilişkilendirmeye devam etmesi tam bir çelişki, büyük bir aymazlıktır.
Bu dönemde sessiz kalarak, suskunluğa gömülerek bu sürece ortak olanları da tarih yazacaktır. Sözde sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ve yandaşlarını… Dün milliyetçiliği kalkan yaparak bizleri karalamaya çalışan, yıllarca beslendikleri iktidarın gölgesinde herkesi “şu bu” diye hedef gösteren yandaş Birsen ve Teslimiyetçiler, bugün ne hikmetse sus pus olmuşlardır. Böylece kendi iradelerinin olmadığını bir kez daha kanıtlamışlardır.
Bir kez daha vurguluyoruz: Çözüm kimliklerde, ırkçılıkta, gericilikte, bölücülükte değil; yurttaşlık temelinde, Cumhuriyet’in eşitlikçi ve özgürlükçü değerlerindedir. Antidemokratik uygulamaların mimarlarıyla, özgürlükleri ortadan kaldıranlarla, kimlikçi siyasetin taşıyıcılarıyla çözüm olmaz!
Ne şiddeti kutsayan anlayışlar ne de iktidarın baskıcı ve antidemokratik uygulamaları çözüm olabilir. Halktan gizleyip saklayarak, kamuoyunu yanıltarak, kapalı kapılar ardında şahsi çıkarlar ya da dar grup menfaatleri üzerinden masalar kurarak da çözüm olmaz!
Gerçek çözüm; yoksulluğu, adaletsizliği ve sömürüyü üreten düzene, demokratik yaşamı yok eden anlayışa karşı; kimliklerine bakılmaksızın emekçilerin, emeklilerin, üretenlerin, öğretmenlerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesindedir.
Bugün görülen o ki, birileri Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle hesaplaşma; anayasayı buna göre şekillendirme ve toplumu birlikte değil, yan yana ama kopuk; hatta ayrı ayrı yaşayan kimlikler yığınına dönüştürme hayalindedir. Buna asla izin vermeyeceğiz! Bu ülkede Cumhuriyetçiler var, bu ülkede Cumhuriyet’e sahip çıkanlar var. Cumhuriyet’e, birlikte yaşamaya, sınıf ve emek eksenli mücadeleyi büyütmeye her koşulda sahip çıkacağız.
Çözüm Cumhuriyet’tedir, İlelebet Cumhuriyet!