Bu basit bir uyum eksikliği yahut eğlence değil; "Gittiğim yerde kuralları ben koyarım, arzu ettiğim yerde arzu ettiğim gibi davranırım ve bunun hakkında yapabileceğiniz hiçbir şey yok," anlamına gelen psikolojik bir baskı ve güç gösterisi. Ve bunu da gayet iyi biliyorlar.
Sefer ifadesinin başlı başına olumlayıcı bir anlamı yok; terminolojide lojistik, intikal, harekât vs. sürecin tamamına tekabül eder. Napolyon'un Rusya Seferi gibi. Bir de askerî harekâtta saldırı olmaz, taarruz olur. Taşlı sopalı mahalle kavgası mı bu. İnanılmaz bir bilgisizlik.
İnsanların deneyimlemek istedikleri, trendy buldukları şeylerin osurukluğuna bak. Belki bir saat orada dikilecek, sonra fotoğrafı instagrama atacak ve takipçilerinin onu kıskandığını hissedip birkaç saat iyi hissedecek. Sürecin başından sonuna kadar ne bir gram akıl var, ne vakar var, ne de zevklilik var. Baştan sona başkasının yerine utanç duygusu.
Afrika tarihi hakkındaki nesnel gerçekler:
- Beyazlar Afrika'ya gitmeden çok önce Afrika'da kölelik zaten vardı.
- Siyahlar birbirini sömürüp köleleştiriyordu.
- Özellikle Gana, Büyük Zimbabve, Zulu, Mali ve Songhay gibi Afrika krallıkları, zayıf kabilelerin dilini, yerel inançlarını yok edip asimile edip köleleştiriyordu.
- Beyazlara, siyah köle satanlar siyahların kendisiydi.
- Beyazlardan çok önce yüzyıllardır Araplara ve Kuzey Afrikalı tüccarlara (Trans-Sahra ticaret ağları üzerinden) zaten köle satıyorlardı.
- Afrika'daki köle ticaretini Avrupa başlatmadı. Dahomey ve Ashanti gibi kıtanın imparatorlukları, kendi komşularını işgal edip Avrupalı tüccarlara köle satmak için sıraya girmişti. Arz tamamen yereldi.
Geçen paylaşılmıştı; gayrımüslimlere verilen hukuki ve ticari imtiyazlar özellikle de Islahat Fermanı'ndan sonra öyle avantajlı hâle geliyor ki İzmir'de 1830'da 30.000 (yani Türklerin 4'te 1'i civarı) olan Rum nüfus 1860'ta Türk nüfusu geçiyor. Türkler on yılı aşkın süren savaşlarda silahaltında mahvolurken, kendilerinin sırtlarını Avrupa devletlerine yaslamış beratlı tüccarları ise yedi kuşaklarına yetecek paralar kazanıyor. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, o da sadece bir kez "hesabın ödenmesi" istendiğinde de ne hikmetse beyefendiler için asrın trajedisi oldu. Bırak Varlık Vergisi için Türklerden self-shame vs. beklenmesini, Şükrü Saraçoğlu'nun heykeli dikilse az gelir.
Evet.
Kürt sorunu bizzat Ahmet Türk’tür.
Vermekle kurtulamazsın.
9 köy, 21 yıl milletvekilliği, defalarca belediye başkanlığı alsın; Türk’ün elindeki kuru ekmekte gözü kalır.
Canını vermedikçe, dünyayı versen kurtulamazsın.
Bir de Türk sorunu var.
Bunlara tahammül etmek, normalmiş gibi davranma hastalığı.
Islah olmuyorlar.
Cezaevi, onlara ceza olmuyor.
Tersine "sabıkam var" ibaresi ile övünüyor, gövde gösterisi yapıyorlar.
Bizim vergilerimizle içeride paşalar gibi yiyip içiyorlar, kilo alıp öyle çıkıyorlar.
"Islah olurlar" diye zorlamaya gerek yok.
Tüm dünyadaki istatistikler şunu gösteriyor; bu tür suçluların neredeyse tamamı çıkınca yine aynı suçları işliyor.
Artık mağdur yerine suçlu ile empati kurmaktan vazgeçmelisiniz.
Hukuk, Tanrı'nın adaletinin bir benzeri, bir gölgesi olmalıdır.
Tanrı'nın adaletinin kılıcı keskindir. Gereken cezayı verin.
Cosplay olarak yaptığı şivesiyle “Cumhırıyitin ni hiyrini girdik” diyen Apo’nun çantacısına taziye için birbirini ezen sanat sepet tayfası IG’de tumturaklı Atatürk postları atmaya başlamış. Dünyanın hiçbir yerinde bunlardan daha omurgasız bir güruh yok.