Okurlarımıza sözümüz var: soL Haber susmayacak!
İktidarın talebiyle üçüncü kez soL Haber’in X hesabına erişim engellendi.
“Halka yalan söylemek suçtur!” demiştik yola çıkarken, bir adım bile geri atmayacağımızı yeniden ilan ediyoruz.👇
https://t.co/uiWMqV5cfT
MADENCİLER KAZANDI, İŞÇİLER KAZANDI!
Basına ve kamuoyuna,
Direnişimizin 18. gününde Doruk Madencilik ve Eti Gümüş işçilerinin tüm yasal talepleriyle beraber kazanımla sonuçlandığını gururla duyururuz. Direnişimiz boyunca 8 kere gözaltına alındık, Enerji Bakanlığı önünde günlerce güneşin altında bekletildik, sendikamız Genel Başkanı Gökay Çakır ve Başaran Aksu tutuklandı, türlü baskılarla karşılaştık ama yılmadık! Halkımızın sonsuz desteği ve dayanışması ile bir uzlaşıya varılmıştır.
Yıldızlar SSS Holding’in 20 yıldır yarattığı sorunlar, yarattığı hak kayıpları her bir işçi için çeşitli ve katmanlaşmıştır. Yasal olan tüm alacaklar uzlaşı kapsamında belirlenmiş ve ödenmeleri hususunda anlaşmaya varılmıştır. Anlaşma uyarınca alacaklarımızın bir kısmı peşin yatırılmış, kalan kısmı için 40 günlük bir ödemeye planı hazırlanmış ve bu plan arabuluculuk tutanağı ile tartışmasız bir hale getirilmiştir. Bu halde direnişi kazanım ile bitirme konusunda yapılan ve tüm madencilerden oluşan oylamada firesiz bir şekilde direnişi kazanımla bitirme kararı alınmıştır.
28 Nisan 2026 tarihinde varılan uzlaşıya garantör olan İçişleri Bakanı ve Yardımcısı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Yardımcısı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve Yardımcısı, ilgili bakanlıkların yüksek bürokratları, Emniyet Genel Müdürü verdikleri sözlerde durmamış, holdingi korumak için seferber olmuşlardır. Tüm karşı koymalara rağmen, madenciler kendi dertlerini kendileri çözmüş, direnişi kendi öz güçleri ile kazanımla sonuçlandırmışlardır. Kamuoyu ve madenciler, madencilere reva görülen bu şartları unutmayacaktır.
3 Bakanlığın bu işi çözemediği ve çözmek istemediği anlaşılınca madenciler, Türkiye’deki her devlet kurumunun işaret ettiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yürüme kararı almıştır. Bu kararın ardından Enerji Bakanlığı, direnişimizin 16. Gününde madencileri muhatap olarak görmeye karar vermiş ve ilk görüşme sağlanmıştır. Sendikamızın genel tavrı olarak görüşmeye ve uzlaşıya olan saygımızdan dolayı yürüyüşümüzü ertelemiştik. Ancak hemen ardından Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Başaran Aksu, Külliyeye yürüme iradesi gösterdikleri için cezalandırılmaya kalkılmış ve tutuklanmışlardır. Tekrar ve tekrar altını çiziyoruz; Bizler meşruluğumuzu işçi sınıfından, madencilerden alıyoruz. Bizleri cezalandırma yetkisi yalnız onlardadır! Gökay Çakır ve Başaran Aksu derhal serbest bırakılmalı, 20 yıllık bu soyguna izin verenler tutuklanmalıdır!
Nisan ayında başladığımız ve üç etap süren Yıldızlar SSS Holding direnişimiz boyunca dayanışmasını bir an olsun esirgemeyen başta halkımıza, fabrika fabrika madencinin sesi olan işçilere, patron-sarı sendika ağıyla mücadele eden az sayıdaki sendikalara, emek ve demokrasi kurumlarına, siyasi parti ve milletvekillerine teşekkür ederiz.
Bizimle yürüyen, güneşin altında bekleyen, madencilerle esmerleşen basın emekçilerine ayrı bir teşekkürü borç biliriz. Oldukça iyi bildiğimiz ağır ve kötü çalışma şartlarında çalıştırılan muhabir dostlarımızın hepsine madenciler olarak minnettarız.
Bu zaferimizi tüm işçi sınıfına armağan ediyoruz.
Asla geri adım atmayacağız!
Hepimiz Gökay Çakır’ız, hepimiz Başaran Aksu’yuz!
Bağımsız Maden İşçileri Sendikası
40 yaşındayım. ergenliğimden beri "bu işler böyle gitmez, bu düzen böyle sürmez, değişmeli" diyorum.
ve yaş ilerledikçe "bu işler biraz da böyle ama" tepkisine tahammülümü tartışmaya gerek duymuyorum; şu ifadeye tepkimin şiddetinin de tartışılmasına tahammülüm de azalıyor
AKADEMİ BİAT ETMEZ Mİ?
Zaman zaman emperyalizme karşı en güçlü silah olduğuna inanılan beşeri bilimler eğitimine, açık bir şekilde, emperyalizmin güçlü bir silahı olarak el konmuştur. S. Yaveh
*Akademilere düşen şey tekelci kapitalizmin metropollerinde üretilen politikaların yerel sonuçlarıyla uyumlu bilgi üretmek ve uygulamalarını yapılandırmaktır.
*
*Türkiye ölçeğinde olan şey şudur: Batı sermaye sınıfının gözden çıkardığı yerel otoritelere sorun çıkarmak ya da ayak diremek, “akademinin biat etmemesi” gibi sunulmaktadır, hepsi bu.
*
*“Akademi biat etmez” derken “yerel ve güçsüz otoriteye” biat etmemesi kastedilmektedir. Yerel ve küçük otoritelerin hoyratlıklarına karşı evrensel ve büyük otoritenin politikalarını savunmak direniş değil bir başka düzeyde biattır.
*
*Akademi güçsüz ya da yerel olana biat etmez. Çünkü akademi kime biat edeceğini iyi bilir.
*
*Egemen sınıfın güncel ihtiyaçlarına uygun olan şey o ülkenin bir göçmen deposu olması ise o ülkenin akademileri göç, göçmen, mülteci araştırmaları üretir.
*
*Suriye’yi bombalayan savaş uçağının yakıt parasını veren de, “Türkiye bütün sığınmacılara vatandaşlık versin” diye çalışma yapan derneği fonlayan da aynı siyasettir.
Rakka’da “eşcinsel olmakla suçladıkları” kişileri binalardan atıp öldüren cihatçıları fonlayan da Türkiye’deki LGBT derneklerini fonlayan da aynı siyasettir.
https://t.co/rgMntmppgv
Önce Fatih Tezcan dışlandı, sonra Furkan Bölükbaşı alındı, ardından Rasim Ozan tutuklandı
Ve tımarlanan Furkan 'şeyinin' tam da şu ılık mesajları vermesinin ertesinde, bir başka nefret objesine dönüşen Cem Küçük gözaltına alındı
Büyük Dönüşüm muhalefetle sınırlı kalmayacaktı :)
Yeni Parti'nin programının aceleye geldiği o kadar belli ki, 2023'te Millet İttifakı'nın açıkladığı 'siyasetnamenin' özeti yapılmış
Alıntıya ve gömülü gönderiye bakarsanız, Yalçın Küçük gibi masaları yumruklayarak "Utanmadınız mı!" diye bağırmanız isten bile değil. Söylenen yeni hiçbir şey yok. Millet İttifakı'nın ve Kılıçdaroğlu CHP'sinin programını araklamışlar.
Ama birkaç garabete, yer yer utanmazlığa, insanların aklıyla ve hafızasıyla dalga geçmeye dikkat çekelim isterseniz
1️⃣ Uzak geçmiş değil
Bu kadrolar her daim AKP'nin koltuk değnekliğini yaparak kitleyi sokaktan, eylemlerden, (parti üyeliği hariç) örgütlenmekten uzak tuttu. Bunca sene seçim diyerek, sandık diyerek, demokrasi diyerek, kültürel hegemonyanın tesis edildiğinin en güzel kanıtı olan millet iradesi diyerek halkı seçim mizansenlerine figüran yaptı, umutlarını sandığa endeksledi.
Bugün burnunuzu bile dışarı çıkartamıyorsanız bunun baş müsebbibi Erdoğan değil, bunların yıllarca fink attığı CHP'dir
Hep korktular. 19 Mart'tan sonra Saraçhane'de toplanan eylemcileri, ironik biçimde Grup Yorum eşliğinde "Hadi evinize, hadi hadi!" diyerek kışkışlayan ben değil, partinin lideri Özel idi
1 Mayıs'ta büyük laflar ederek işçileri Saraçhane'ye toplayıp, sonra kuyukçusu demokratik kitle örgütlerinin ağalarını peşine takarak ansızın alandan sıvışan ve işçileri polisle baş başa bırakan da aynı kişiydi.
Bunlar en ufak bir eylemliliğe bile "AKP'ye yarar" diyerek kulp takmadılar mı? Hepsini ve cok çok daha fazlasını yaptılar. Halkın kontrolleri dışına çıkabilecek bir eylemliliğe kalkışmasından ve örgütlenmesinden deli gibi korktular, istemediler, izin vermediler.
Sadece sandık, sadece seçim dediler. Bu halka sandıktan başka vaad edebilecekleri hiçbir şeyleri olmadı.
Bunların yegane vazifesi, düzenin nam-ı hesabına halkın öfkesini yatıştırmak ve soğurmaktı. Vazifelerini de mükemmelen ifa ettiler
Ve şimdi şu cümleleri yazıyorlar programlarına
Akıllarınca da "tıpış tıpış" diyen Kılıçdaroğlu'na laf sokuyor, güya farklarını ortaya koyuyorlar. Yarın bir gün kendilerini oy vermeyenleri, ittifak kurmayan ya da peşlerine takılmayan sosyalist örgütleri vatan hainliğiyle itham etmeyeceklermiş, kitleleri sokağa çıksa, 2 saate kalmadan insanları evlerine kışkışlamayacaklarmış gibi
Sokağı bilmezler, eylem pratikleri yoktur, örgütlenmeyi bilmezler, bilseler de deli gibi korkarlar.
O yüzden de eylemlerini, tıpkı Saraçhane'de olduğu gibi, karikatürleştirerek sönümlendirirler. Pikaçular, semazenler...
Sokak, aktivizm değildir. Biz de 2010'larda, Arap Baharı ikliminde değiliz.
Hem cahiller hem de alay ediyorlar
2️⃣ Görebildiğim kadarıyla 2 yerde "israf" geçiyor
Asla kamu kaynaklarının talanı, peşkeş çekilmesi, soyulması demiyorlar dikkat ederseniz. İmamoğlu kasten "israf düzeni" dediği için 2019'dan beri zaten demiyorlar.
Sanki vurgunla, talanla, peşkeşle, soygunla israf eş anlamlıymış gibi israrla 'israf' diyorlar
Ve bunu yapan insanlar, sizi sandıktan sandığa süpürmeyeceğiz diyor. Kargalar güler buna
➕️
SİLİVRİ SICAKTIR : FATMA SİBEL'DEN MEKTUP VAR
======================================
Ne diyelim...Silivri'den selamlar.
Hakim dedi ki:
"Maktul İbrahim Paşa olayını gündeme getirmenizi kamu düzenini bozucu nitelikte bulduğum için tutuklanmanıza karar verdim."
Ben de zaten, benden önce 55 adet uyuşturucu şüphelisini sorgulamış ve 50'sini serbest bırakmış olan hakimi hiç yormak niyetinde değildim.Uzatmadım.
Biz zaten; 50 adet uyuşturucu şüphelisinin toplumun içine salınmasının kamu düzenini bozmayacağını ama adı sanı yıllar önce unutulmuş bir eski bakana Maktul İbrahim Paşa hatırlatmasının bozacağını bilen insanlarız.
O bakımdan gülümseyerek Silivri'nin yolunu tuttuk. Zaten, "bırakır" umudu ile sorgu hakimine dil dökmeye karşıyım.
Silivri (yeni adıyla Marmara Ceza İnfaz Kurumu) güzel bir yer; adeta bir "yaşam alanı". Her taraf tertemiz, görevliler güleryüzlü. Kurum içi düzen tıkır tıkır işliyor.
Bir reviri var; "revir" dediysek neredeyse sadece ameliyathanesi eksik.
Belki de Vatan Emniyet'İn nezarethanelerinden sonra burası bize otel gibi gelmiştir ama Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ni de görmüş biri olarak , "Bakırköy mü, Silivri'mi" diye sorsalar Silivri'yi tek geçerim.
Atacağı twitle başını belaya sokacak arkadaşlar; tutuklu nakillerinin o ay hangi cezaevine yapılacağını öğrenerek ona göre twit atsınlar.
Artık sıraya koymuşlar.
Bir ay Bakırköy, bir ay Maltepe, öteki ay Silivri.
Temmuzda nöbet Silivri'ye geçtiği için bir gün farkla Silivri'yi yakaladım. Kendimi ikramiye çıkmış gibi hissediyorum.
Şu da var ki; Ekrem İmamoğlu ve ekibinin Silivri'ye gelmesinden sonra sanki Silivri'nin şartları olumlu anlamda epey değişmiş. 2008 yılından 2012 yılına kadar "Ergenekon" sanığı olarak Silivri'ye gelip gitmiş biri olarak söylüyorum.
VIP konukların barındırıldığı, dünyanın gözü önündeki bir infaz kurumu olarak bir hayli çeki düzen verilmiş bu güzide kurumumuza.
İçeride,eski bir siyasetçiyi Maktul İbrahim Paşa'ya benzettiğiniz için yatıyor olmanız Libya, Pakistan ligi bir demokrasiye delalet ediyor olabilir ama fiziki şartlarda kusur bulursanız ayıp edersiniz.
Biz zaten hiç bir zaman, bir eli yağda, bir eli balda gazetecilerden olmadık. Mesleğimizin taşıdığı riskin bilincindeyiz. Gazeteciyi tutuklatarak cezalandıracağını zannedenler gülünç duruma düşmesin.
Bir gazeteci için böyle bir dönemde Silivri'de olmanın mesleki tecrübeye ve ülkeyi daha iyi tanımaya katacağı şeyleri düşünebiliyor musunuz?
Silivri Türkiye'nin laboratuarı. Burada inanılmaz insan manzaraları, dramlar ama onların yanısıra da komedi filmlerini aratmayacak hayatlar var.
Aktarmaya devam edeceğim.
Sağlıcakla kalın.
Nuh nebiden kalma stiftung argümanlarıyla kafa şişirmeseniz mi artık
1️⃣ Yeni bir dünya kuruluyor, meşruti monarşiler çağındayız. Parlamenter demokrasi ve sosyal demokrasi bitti, haberiniz yok
2️⃣ Hukuk devleti mizanseni çoktan miadını doldurup öldü, kendinizi kandırmayın
3️⃣ Liyakat palavradır, adalet talep edin
4️⃣ Temiz siyaset yoktur. Peşine düştüğünüz sosyal demokrat sağcılarda ise hiç yoktur.
5️⃣ Azıcık Türkiye'yi ve dünyayı takip edin ve hadi Marx & Lenin okumuyorsunuz, bari biraz siyaset felsefesi ile devlet teorisi okuyun. Schmitt ile başlarsanız, en azından ne yaşadığınızı anlarsınız (belki)
6️⃣ Sivil toplumcu zırvalarıdır bu yazılanlar ve biliriz ki sivil toplumculuk örümcekliktir
Türkiye solu, kendi kadrolarını ve düşünsel merkezlerini üretmek yerine sosyal medyanın öne çıkardığı isimleri hızla büyütüyor. Birkaç etkili cümle, iktidara dönük sert bir çıkış ya da mağduriyet hikâyesi yetiyor. Siyasal geçmişi ve sınıfsal tercihleri sorgulanmadan yeni bir simge yaratılıyor. Aynı kişi başka bir merkeze yaklaştığında da ihanet tartışması başlıyor.
Sorun yalnızca kişilerde değil, ölçütlerdeki aşınmada. İktidarı eleştirmek, haksızlığa uğramak ya da muhalif çevrelerde görünür olmak solculuk için yeterli değildir. Sol siyaset; emek, eşitlik, sosyal haklar, kamusal hizmetler ve servetin paylaşımı konusunda açık bir yön gerektirir. Bu başlıklarda sözü olmayan birini yalnızca muhalif tavrı üzerinden sahiplenmek, siyasal değerlendirme yerine duygusal yakınlığı koymaktır.
Türkiye muhalefetinin geniş bir bölümünün solla ilişkisi programatik değil, pragmatiktir. Solun kavramları ve tarihsel itibarı kullanılır; ekonomik eşitsizlik, sendikal haklar, güvencesiz çalışma ve mülkiyet ilişkileri gündeme geldiğinde bu yakınlık hızla zayıflar. Çünkü amaç çoğu zaman toplumsal yapıyı değiştirmekten çok, yönetim tarzını ve güç dağılımını yeniden düzenlemektir. Bunun adı restorasyoncu muhalefettir.
İktidar alanının dışında kalan herkes aynı siyasal çizgide buluşmaz. Eski yöneticiler, farklı ekonomik çevreler, etkisini kaybetmiş gruplar ve yeni dengelerde yer arayan aktörler aynı muhalefet sahasında yan yana gelebilir. Onları birleştiren ortak bir toplum tasarımı değil, mevcut güç dağılımına duyulan itirazdır. Emek, bölüşüm ve sosyal haklar konuşulmaya başladığında aralarındaki fark hemen ortaya çıkar.
Örgütlenme ve siyasal eğitim zayıfladıkça kişiler fikirlerin önüne geçiyor. Sonra bu isimler başka bir merkeze yöneldiğinde herkes şaşırıyor. Çoğu zaman ortada yön değiştirmiş bir solcu yok; başından beri siyasal ağırlık merkezine göre yer alan bir aktör var. Birkaç ayda bir yeni bir kahraman bulup ardından onun “gerçek yüzünü” tartışıyorsak sorun yalnızca kahramanlarda aranamaz.
🇺🇸🇮🇱 Trump’tan Netanyahu’ya: Suriye ve Lübnan’dan çekil
⭕️ ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail ordusunun Suriye’deki güçlerini çekmeye başlamasını ve aynı adımı Lübnan’da da atmasını talep etti
⭕️ Axios’un ABD ve İsrailli yetkililerden edindiği bilgilere göre Trump, Netanyahu’ya bölgedeki askeri varlığın gerilimi tırmandırabileceğini iletti
Detaylar🔗https://t.co/n6K86tPVVo
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
5 Temmuz Pazar günü Ankara’da gerçekleştirdiğimiz NATO karşıtı eylemde gözaltına alınan 131 arkadaşımızın 118’i serbest bırakıldı. 13 arkadaşımız tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Ankara Sıhhıye Adliyesi önünde serbest bırakılan arkadaşlarımızı almak için bekliyoruz.
Tekrar ediyoruz: NATO’ya hayır demek değil, NATO’culuk suçtur.
Barış Terkoğlu "TSK’dan ihraç edilen teğmenlerden İzzet Talip Akarsu: 'Ben artık bir yüksek lisans öğrencisiyim. Teğmen olmasam da bu akademik toplantıyı izlemek istiyorum' deyip NATO Genel Merkezi'ne akreditasyon başvurusu yapıyor.
Ankara'da NATO toplantısına katılıyor. Çok enteresan bir şey oluyor. Toplantı sırasında Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ilişkin. üyelik delegasyonunda bulunan isim ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi olup olamayacağı, Türkiye'nin Avrupa yoluna gidip gidilemeyeceği sorusu soruluyor.
AB delegasyonundaki üye diyor ki: 'Hayır. Türkiye, insan hakları ihlalleri, demokratik kriterler nedeniyle Avrupa Birliği'nden tamamen ayrı bir çizgide.'
Ve orada salonda kim el kaldırıyor? İzzet Talip Akarsu: 'Sayın diplomat, madem diplomasinizi insan haklarına, demokrasiye dayandırıyorsunuz; İsrail Gazze'de bu katliamları yaparken, İsrail ile kurduğunuz ilişkide aynı kriterleri uyguluyor musunuz?'
Siz bir teğmenin üzerinden üniformasını sökersiniz. Ama o gider, üzerinde takım elbise olduğu halde, kimseyi karalamadan, yalan da söylemeden, sorulması gereken bir soruyu sorar."