@barolar’a uzun ve belgeli bir başvuru gönderdim. Türk soylu, Marmara Hukuk mezunu ve Erzurum Barosu’nca ruhsatlandırılmış Sarkhan Aghasoy olmama rağmen çalışma iznim, “Türk soylu yabancı işgücüne ihtiyaç yok” gerekçesiyle reddedildi. TBB’den yazılı cevap ve destek bekliyorum.
Feri müdahillerin tek başına, bağımsız şekilde kararı temyiz etme hakları yoktur.
Feri müdahil, davanın tarafı değildir; yanında katıldığı tarafın yardımcısı konumundadır. Bu nedenle yaptığı usul işlemleri, asıl tarafın iradesine aykırı olamaz.
Sahi, dilekçenin antetli kağıtla verilmesi nedir ya?
İlaveten de, müvekkile kelimesini ömrü hayatımda duymadım, umarım bir daha duymam.
Çalışma İzni Başvurumun İvedilikle Sonuçlandırılması Talebi
Sayın Yetkili,
Azerbaycan Cumhuriyeti vatandaşı, Türk soylu yabancı statüsünde bulunan ve Erzurum’da ikamet eden bir hukukçu olarak, kendi nam ve hesabıma avukatlık mesleğini icra edebilmek amacıyla yapmış olduğum çalışma izni başvurum, 07.04.2026 tarihinden bu yana “değerlendirme aşamasında” görünmektedir.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. Erzurum Barosu nezdinde avukatlık ruhsatımı almış bulunmaktayım. Ayrıca Türk soylu olduğuma ilişkin belgeyi temin etmiş, vergi mükellefiyetimi tesis ettirmiş ve başvuru için gerekli tüm belgeleri sistem üzerinden eksiksiz şekilde sunmuş bulunuyorum.
Bilindiği üzere 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun kapsamında, Türk soylu yabancıların belirli meslekleri Türkiye’de icra edebilmelerine özel bir hukuki imkân tanınmıştır. Avukatlık mesleğini icra edebilmem bakımından da başvurumun bu özel kanuni statü çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Bunun yanında 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu kapsamında çalışma izni, yabancıların Türkiye’de yasal şekilde çalışma hayatına katılabilmesini sağlayan temel idari izin niteliğindedir. Anayasa’nın 48. maddesinde çalışma ve sözleşme hürriyeti, 49. maddesinde ise çalışma hakkı ve ödevi güvence altına alınmıştır. Bu ��erçevede, gerekli mesleki yeterliliğe sahip olmama, baro ruhsatımı almış bulunmama, vergi kaydımı açtırmama ve Türk soylu yabancı statüsüne ilişkin belgemi sunmama rağmen başvurumun uzun süredir sonuçlandırılamaması, mesleki faaliyete başlamamı fiilen engellemekte ve tarafım açısından ciddi mağduriyet doğurmaktadır.
Bu nedenle, başvuru dosyamda eksik veya ayrıca açıklığa kavuşturulması gereken bir husus bulunması halinde tarafıma bildirilmesini; herhangi bir eksiklik bulunmaması halinde ise başvurumun 2527 sayılı Kanun, 6735 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde ivedilikle değerlendirilerek olumlu şekilde sonuçlandırılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.
Bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Av. Sarkhan Aghasoy
YKN: 9975.....02
Başvuru No 4445427
Telefon: 0535 3918486
Email: [email protected]
@csgbakanligi @csgb_uigm @isikhanvedat @TurkiyeIsKurumu @sgksosyalmedya @csgb_rtb
Yapay zekâ hukukta avukatı değil, “şablon avukatlığı” zorlayacak.
Sözleşme taslağı, mevzuat taraması, içtihat özeti, risk matrisi gibi standart işler artık daha hızlı üretilecek.
Ama duruşma refleksi, kriz yönetimi, müvekkil psikolojisi, savunma stratejisi ve dosya sezgisi hâlâ sahada oluşuyor.
Çünkü hukuk sadece metin değil; zamanlama, risk, insan ve strateji işidir.
Bence yapay zekâ, avukatlar arasındaki farkı kapatmayacak; aksine büyütecek.
Metni herkes üretecek.
Ama doğru hamleyi herkes kuramayacak.
Kazanan avukat tipi şu olacak:
Yapay zekâyı kullanan ama ona teslim olmayan;
bilgiyi hızlandıran ama muhakemeyi devretmeyen;
adliye pratiğiyle teknolojiyi birleştiren avukat.
Bu “patron biraz dağınık” meselesi değil.
Çalışanın masasını kendi özel alanı gibi kullanmak, su şişesini küllük yapmak, ajandasını cama sıkıştırmak ve masayı kirli bırakmak; işçinin kişisel alanına ve emeğine saygısızlıktır.
Tek başına mobbing demek için erken olabilir; çünkü mobbingde sistematiklik ve süreklilik aranır.
Ama aynı davranışlar tekrar ediyor, özellikle o çalışan hedef alınıyor ve yıldırma/küçük düşürme etkisi doğuruyorsa konu artık işyeri nezaketsizliği değil, psikolojik taciz tartışmasıdır.
Patron olmak, çalışanın eşyasını ve onurunu hor kullanma yetkisi vermez.
Bunu “meslektaş vekâlet ücretime göz dikti” diye okumak bana biraz ağır geliyor.
Karşı vekâlet ücreti elbette avukatın emeğinin karşılığıdır ve Avukatlık Kanunu m.164 gereği avukata aittir.
Ama ücretin nispi mi maktu mu hesaplanacağı ayrı bir hukuki meseledir. Karşı taraf vekili, müvekkili aleyhine yanlış tarife uygulandığını düşünüyorsa buna itiraz edebilir.
Özellikle kurum vekili bakımından mesele bazen “meslektaşın ücretini kısmak” değil, kurum/kamu aleyhine doğduğunu düşündüğü yargılama giderine itiraz etmektir.
İtiraz haksız olabilir, hukuken çürütülür.
Ama her vekâlet ücreti itirazını mesleki dayanışmaya aykırılık gibi görmek doğru değil.
Doğru çizgi şu bence:
Meslektaşın emeğini değersizleştirmeden, tarife uygulamasını tartışmak.
Bence mesele “efendim” kelimesini kavga konusu yapmak değil; duruşma dilini daha kurumsal ve meslek onuruna uygun kurmak.
Mevzuatta “hâkime mutlaka şöyle hitap edilir” diye özel bir kalıp yok. Ama Avukatlık Kanunu m.34 ve TBB Meslek Kuralları açık: avukat, mesleğin gerektirdiği saygı, güven, özen ve vakar içinde davranmalı; hâkim-savcı ilişkilerinde de karşılıklı saygı esas.
Bu yüzden en doğru hitap bence:
Hâkim için: “Sayın Hâkim” / “Sayın Mahkeme”
Savcı için: “Sayın Cumhuriyet Savcısı” / “Sayın Savcı”
Avukat için: “Sayın Meslektaşım” / “Sayın Avukat” / “Sayın Vekil”
“Hâkim bey, savcı hanım, avukat bey” günlük pratikte kullanılıyor olabilir; ama cinsiyetsiz, kurumsal ve meslekî dil bakımından “Sayın …” hitabı daha temiz.
Avukatlık ne kabalıkla güçlenir ne de gereksiz hürmet diliyle.
Doğru yer: saygılı ama bağımsız duruş.
Çok katılıyorum.
Yapay zekâ hukukta en önce “standartlaştırılabilir” işleri dönüştürüyor:
Sözleşme taslağı, mevzuat taraması, içtihat özetleme, ilk inceleme notu, due diligence, uyum dokümanı, risk matrisi…
Yani masa başında tekrar eden, şablonlaşan ve büyük ölçüde metin üretimine dayanan işler.
Ama yapay zekânın kolay kolay ikame edemeyeceği alan başka:
Duruşmada hâkimin yüz ifadesini okumak.
Savcının dosyaya nereden baktığını sezmek.
Müvekkilin panik anında neyi eksik söylediğini fark etmek.
Tanığın bir cümlesindeki çatlağı yakalamak.
Dosyanın hukukunu değil, psikolojisini de yönetmek.
Hangi talebin şimdi, hangisinin sonra yapılacağını bilmek.
Kriz anında strateji değiştirebilmek.
Bunlar sadece kanun bilmekle oluşmuyor.
Bunlar adliye pratiğiyle, dosya kokusuyla, sahadaki sürtünmeyle oluşuyor.
Yapay zekâ bence avukatlığı bitirmeyecek; ama avukatlar arasındaki farkı daha görünür hale getirecek.
Çünkü artık herkes iyi bir metne daha hızlı ulaşabilecek.
Ama herkes iyi bir hukuki sezgiye, güçlü bir muhakemeye ve gerçek dava refleksine sahip olamayacak.
Önümüzdeki dönemde kıymetli olan avukat tipi şu olacak:
Yapay zekâyı kullanan ama ona teslim olmayan;
metin üreten değil, strateji kuran;
mevzuat bilen değil, dosya yöneten;
ekrandaki ihtimali değil, sahadaki riski görebilen avukat.
Kısacası yapay zekâ, hukuku ezbere yapanı zayıflatır;
ama hukuki muhakemesi güçlü olanı daha da güçlendirir.
Gece yarısı polis arayıp “gelince öğrenirsin” diyorsa, ilk cümleniz şu olmalı:
“Avukatımla görüşmek istiyorum.”
Çünkü mesele sadece ifade vermek değildir.
Bazen “ifadeye çağrı” diye başlayan süreç, fiilen yakalama, hastane raporu, nezarethane ve sabaha kadar belirsizlik olarak karşınıza çıkar.
Suçlama söylenmeden, haklar açıkça bildirilmeden, neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmeden verdiğiniz her söz; sonra aleyhinize kurulabilecek bir dosyanın ilk malzemesine dönüşebilir.
Avukat o an sizin yerinize konuşmak için değil;
size yöneltilen isnadı netleştirmek,
hak ihlalini tutanağa geçirmek,
hangi belgeyi neden imzaladığınızı görmek,
yakalama/gözaltı tedbirinin hukuka uygun yürüyüp yürümediğini denetlemek için gerekir.
İnsanlar bazen “Ben suçsuzum, avukata ne gerek var?” diye düşünüyor.
Tam tersine:
Avukat en çok, suçsuz olduğunu söyleyen insan için ilk dakikada gerekir.
Çünkü ceza dosyalarında mesele sadece gerçek değil,
gerçeğin dosyaya nasıl girdiğidir.
Devlet gücüyle ilk temas anında yalnız kalmayın.
Önce avukat.
Ceza dosyasında asıl mesele “ilk avukat izin verdi mi?” değildir.
Asıl mesele şudur:
Müvekkilin savunma hakkı, ilgisiz bir avukatın keyfine bırakılabilir mi?
Bence hayır.
Bir avukat cezaevine gitmiyor,
duruşmalara gelmiyor,
dosyayı takip etmiyor
ama yeni avukata da “sana niye muvafakat vereyim” diyorsa,
orada korunması gereken şey meslektaş egosu değil,
özgürlüğü tehlikede olan insanın savunma hakkıdır.
Evet, önceki avukata bildirim yapılır.
Evet, ücret ilişkisi ayrıca tartışılır.
Ama bu, ilk avukata veto yetkisi vermez.
Avukatlık Kanunu’ndaki muvafakat meselesi,
savunmayı kilitlemek için değil;
önceki avukatın ücret ve emek hakkını düzenlemek içindir.
Ceza dosyasında savunma hakkını bloke eden yorum tehlikelidir.
Hele ki cezaevindeki kişi mağdur oluyorsa,
“muvafakat vermedim, o yüzden yeni avukat giremez” yaklaşımı
hukuku değil, alan kapatmayı savunur.
Doğru cümle şu:
Bildirim ayrı meseledir.
Veto ayrı mesele.
İlk avukatın bilgilendirilmesi gerekir;
ama ilk avukatın kibri, müvekkilin savunma hakkının önüne geçemez.
Bu tartışmada 3 şeyi birbirine karıştırıyoruz:
1. Meslektaşa haber vermek,
2. bunun hukuken zorunlu olması,
3. ilk avukatın emeği ve ücret hakkının korunması.
Bugün “dosyaya girecek ikinci avukat önce ilk avukatı aramak zorundadır” cümlesi fazla kesin.
Neden?
Çünkü mesele artık eski refleksle değil, Avukatlık Kanunu m.172 üzerinden okunmalı.
Kanun, yükümlülüğü ikinci avukata değil; iş sahibine ve ilk vekâlet ilişkisine bağlıyor.
Yani soru şu değil:
“Meslektaşı aradın mı?”
Asıl soru şu:
“İlk avukatın muvafakati var mı?”
“Yoksa önceki vekâlet ilişkisi hukuken sona mı erdi?”
“İlk avukatın ücret hakkı ne olacak?”
Bence “rızam olmadan mümkün değil” cümlesi de eksik.
Müvekkil avukatını değiştirebilir.
Ama bunu hiçbir hukuki sonuç doğurmadan yapamaz.
Korunan şey avukatın dosyada kalma tekeli değil;
emeği, ücreti ve vekâlet ilişkisinin hukuken temiz kapatılmasıdır.
O yüzden doğru cümle bence şu:
Meslektaşı aramak bugün başlı başına bir zorunlu disiplin kuralı değil.
Ama dosyaya girmeden önce önceki vekâlet ilişkisinin statüsünü netleştirmek, ciddi bir meslekî özen yükümüdür.
Sorun telefon etmemek değil.
Sorun, statüyü netleştirmeden dosyaya girmektir.
Sigorta hukukunda mesele sadece “bazı büyük bürolar çok dosya alıyor” meselesi değil.
Asıl mesele şu:
Dosya gerçekten serbest rekabetle mi o büroya gidiyor,
yoksa hasar ağı, veri erişimi, servis yönlendirmesi, çağrı merkezi, danışmanlık zinciri ve kapalı referral ilişkileri üzerinden mi akıyor?
Bence tartışmayı doğru yere koymak lazım.
“Her avukata kota verilsin” fikri ilk bakışta cazip görünebilir.
Ama ben bunun hukuken problemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü kota demek;
devletin, hak sahibinin kimi vekil seçeceğine dolaylı biçimde karışması demektir.
Aynı zamanda avukatın çalışma alanına da müdahaledir.
Sorun büyük büro değil.
Sorun, dosyanın birkaç ayrıcalıklı kapıdan akmasıdır.
Nitekim mevcut hukuk da zaten bu sorunu sezmiş durumda:
Sigorta tazminat alacağının takibi sınırlandı,
ödemenin hak sahibi veya avukatı dışına kayması engellendi,
alacağın devri yasaklandı,
yetkisiz hasar danışmanlık yapılanmalarına karşı mücadele başlatıldı.
Demek ki ihtiyaç duyulan şey “avukat kotası” değil;
şeffaflık, denetim ve tekelleşmiş dosya akışını kıracak kurallardır.
Benim önerim şu:
Sigorta şirketi, servis, eksper, asistans, çağrı merkezi, platform veya üçüncü kişiler belirli bürolara münhasır dosya yönlendirememeli.
Komisyon, referral, iş ortaklığı, veri paylaşımı ve yönlendirme ilişkileri zorunlu olarak açıklanmalı; gizli anlaşmalar ağır yaptırıma bağlanmalı.
Hak sahibine açıkça şu bildirim yapılmalı:
“İstediğiniz avukatı seçebilirsiniz. Hiçbir büro zorunlu, ayrıcalıklı veya önerilen tek adres değildir.”
Sigorta tahkim ve hasar süreçlerinde belirli bürolara fiilî avantaj sağlayan özel entegrasyonlar, ayrı portal erişimleri veya kapalı akış modelleri yasaklanmalı.
Kamu otoritesi avukatı paylaştırmasın; ama eksper, bilirkişi ve teknik değerlendirme ayağında şeffaf/otomatik/random sistem kursun.
Avukata çıkar karşılığı iş getirme, kitlesel vekâlet toplama, veri sızıntısıyla dosya devşirme ve reklam üzerinden yapay üstünlük kurma çok daha sert denetlenmeli.
Özetle:
Kota çözüm değil.
Çözüm; dosyayı büyüklere dağıtmak değil, dosyanın neden hep aynı kapılardan aktığını hukukla görünür kılmaktır.
Gerçek reform şudur:
Büyük büroyu cezalandırmak değil,
ayrıcalıklı dosya trafiğini kırmak.
Sigorta hukukunda serbest rekabet olsun.
Ama kapalı devre iş dağıtımı olmasın.
Müvekkil serbest seçsin.
Avukat emeğiyle yarışsın.
Sistem, bağlantıyla değil hukukla yürüsün.
“Avukat spor müsabakasında, konserde, düğünde veya organizasyonda aranabilir mi?” sorusuna tek kelimelik cevap vermek doğru değil.
Önce ayrımı doğru yapmak lazım:
Duyarlı kapıdan geçirme, çantayı X-ray’den geçirme, el tipi dedektörle kontrol başka şeydir;
elle üst araması ve klasik anlamda arama başka şeydir.
5188 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik; konser, spor müsabakası, düğün ve benzeri etkinliklerde güvenlik görevlilerine kimlik sorma, duyarlı kapıdan geçirme, dedektörle kontrol ve eşyayı X-ray’den geçirme yetkisi veriyor.
Ama Avukatlık Kanunu m.58 de açık bir güvence getiriyor:
“Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz.”
Benim kanaatim şu:
Avukatın teknik güvenlik kontrolüne tabi tutulması ile elle aranması aynı şey değildir.
Özellikle “görev sırasında değilsiniz” denilerek avukatın beden temasına dayalı şekilde yoklama/elle kontrol adı altında aranması ciddi biçimde hukuka aykırıdır.
Konser, düğün ve genel organizasyonlarda dedektör/X-ray sınırı aşılıp elle aramaya geçilmesi, Avukatlık Kanunu’ndaki özel güvencenin dolanılması sonucunu doğurur.
Spor müsabakalarında idarenin dayandığı özel güvenlik düzenlemeleri daha güçlüdür; ancak burada bile genel önleme araması normunun, avukata tanınan özel kanuni güvenceyi otomatik olarak ortadan kaldırdığını söylemek kolay değildir.
Kısacası:
“Avukat hiçbir kontrolden geçirilemez” demek de doğru değil,
“Görevde değilse herkes gibi elle aranır” demek de doğru değil.
Asıl mesele şudur:
Teknik güvenlik taraması ayrı, avukatın üstünün elle aranması ayrıdır.
Ve bence hukuk, ikinciye bu kadar kolay izin vermez.
5 Nisan Avukatlar Günü kutlu olsun.
Avukatlık; sadece bir meslek değil, hak arama özgürlüğünün sahadaki karşılığıdır.
Her dilekçede, her duruşmada, her itirazda aslında sadece bir dosya değil; insanın hakkı, onuru ve adalete erişimi savunulur.
Bugün; savunmanın susturulmadığı, avukatın değersizleştirilmediği, hukukun gerçekten güven verdiği bir düzeni yeniden hatırlama günü.
Emek veren, mücadele eden, yorulan ama yine de hakikatin peşini bırakmayan tüm meslektaşlarımın Avukatlar Günü kutlu olsun.
Savunma güçlüysa, hukuk devleti ayaktadır.
Kaydetmeyi, paylaşmayı ve görüşünü yorumlara bırakmayı unutma.
#avukat #5NisanAvukatlarGünü #AvukatlarGünü #avukatlık #savunma #savunmahakkı #hukuk #hukukdevleti #adalet #hakaramaözgürlüğü #avukathakları #meslektaş #barobirlik #dava #mahkeme #hukukibilgi #hukukbilgilendirme #türkhukuku #erzurumbarosu #istanbulbarosu
Dünyanın en büyük sınavı, gücü kimin elinde tuttuğu değil;
masum olanı kimin koruduğudur.
Bugün çocukluğu, vicdanı ve merhameti koruyamayan bir dünya;
yarın adaleti de koruyamaz.
Bu yüzden mesele yalnızca üzülmek değil.
Ayık kalmak, görmek, konuşmak ve korumaktır.
Çünkü bazen insan olmanın özü, uçuruma yaklaşanı fark edip sessiz kalmamaktır.
Eğer sesimi duyacak vicdanlar varsa, paylaşın.
#masumiyet #çocukluk #adalet #vicdan #insanlık #toplumsalfarkındalık #çocuklar #umut #merhamet #hukuk #reelsvideo #duyarlılık #insaniyet
Sayın @TCNufus, @TCNufusDestek
Erzurum Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğünde 28.11.2025 tarihli ve 126187 sayılı evrak kapsamında başvurum alınarak Genel Müdürlüğünüze gönderilmiştir.
Çalışma izni sürecimde gerekli belgelerden biri olan Türk soylu kütüğüne kayıt işlemi ve buna bağlı Türk Soylu belgesinin düzenlenmesi için istenen evraklar tarafımdan eksiksiz şekilde sunulmuştur.
Başvurumun, iş yoğunluğu da gözetilerek mümkün olan en kısa sürede değerlendirilmesini; eksik evrak sürecini tamamlamam ve çalışma iznini alabilmem bakımından dosyamın incelenmesini saygılarımla arz ve rica ederim.
Sarkhan Aghasoy
Sabah sabah yine iğrendirdiler meslekten.
Bide #afkatım diye yazıyor. Yılların efsanesi gerçekmiş. Afkat diye sesleniyorlarmış. Doğru duyuyormuşuz meğerse.